22 Şubat 2013 Cuma

K'ad'ın

Kadınlar ve erkekler. İki farklı kelime ve anlam yüklü iki kelime. Kadın kibarlık ve zariflik simgesi, erkek koruma ve sahiplik anlamına gelmelidir aslında. Erkekler kadınları korumalı ve sahip çıkmalıdır. Kadınlar ise erkeğe yön verir ve destek çıkmalıdır. Kadın gelişmişlik seviyesidir her açıdan.

Şimdi bu duruma bugün gözüyle bakalım. Sokağa çıkın, kendine bakım yapan bir bayana denk gelirsiniz. Artık her bayan kendine bakıyor. Çünkü onlar kendini geliştirdi ve her şeyin farkına varmaya başladılar. Ona bir bakın uzaktan. Yolda rahat yürüyemiyor, mutlaka bir laf atan, ona sözle ya da bedensel taciz yapan olur. İnsan sevgilisini alıp gezemez oldu. İki kız ya da tek başına bir kız sokakta nefes almak için dolaşmaya bile çıkamaz oldu neden? Kimse bilmiyor ama artık herkesin aklında iki kelime belirmeye başladı "para ve seks". Bu ikisinin üzerine kurulmaya başladı artık bir çok hayat.

Hiç bir kimsenin bir başkasının özgürlük alanına müdahale etmesine ne hakkı var ki? Herkes kendi işinde gücünde değilde bir başkasının hayatının mahvetmek niye ki? Bir söz vardı "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" diye. Kayboldu gitti artık o söz kadınlar artık erkeklerin arkasında durmuyor. Uzaklaştılar artık tamamen neredeyse. Kadınlarımız artık bize güvenmiyor onlara kötü davrandığımız için.

Kadınlar erkeğin hayatında önemli bir yere sahiptir. Bir işiniz de kadın yok ise o işe ne kadar güvenebilirsiniz ki? Hiç bir kadına cinsel bir obje olarak bakmamalıyız. Onları hayatımızın en değerli yerine yerleştirmeliyiz ki hayatımızın dengesi sağlam olsun.

Ağlayan bir kadın gördüğünüzde hemen ona mendil uzatıp derdini dinleyip onu sakinleştirmemiz gerekir. Her erkeğin yanında, arkasında ya da aklında bir kadın vardır. Her kadın erkeği eğitir ve geliştirir. Hiçbir kimse bir başka kişiyi üzmeye hakkı yoktur. Seveceksen kadını tam, sevemeyecek isen hiç sevmeyeceksin. Severmiş gibi yapıp onu üzmenin bir anlamı yoktur hiç.

Hayat Acı Çekmeni İster



Geçmişteki hiçbir hataların telafisi yoktur, peki ya gelecektekilerin? Hepimizin geçmişinde hataları vardır. Bazı insanları hayatımıza sokmak belki en büyük hatamız. Geçmişteki hatalardan ders almayıp gelecekte de aynı hatayı yapmak neden ki?

Yasemin, on dokuz yaşında, sarışın ve onu ilk kez görenleri hemen etkiler ve tüm dikkatini üzerine çekebilen bir kızdır. Hiçbir sorunu ve hatası olmadığı halde hayat onu üzmektedir.  Sevgilisi Anıl hayat ile birlikte olup Yasemini üzmektedirler.

Anıl, kendin halinde gözü hep dışarıda olan birisidir. Yasemin ile bir şekilde tanışıp onu kendisine bağlamıştır Anıl. Yasemin’i bir şekilde kendine bağladıktan sonra bir başka kız ile de görüşmeye başlar.
Yasemin ile Anıl’ın tanışmalarının yıl dönümü akşamı hiç bu kadar üzüleceğini bilmezdi Yasemin. Anıl o gece buluşmaya gelmemiş ve sabah kahvaltı için bir kafede buluşmuşlardır. Anıl masadan kalkıp lavaboya gider. Telefonunu masada unutur Anıl. Telefona mesaj gelir Yasemin eline alıp mesajı okur. Okuduğunda tüm dünyası başına yıkılır. Mesaj bir kızdan gelmiştir. “Dün gece bir harikaydın bugün de gelir misin?” mesajını görünce yüzünün rengi attı. Anıl’ın tanışma yıl dönümünde başka bir kız ile birlikte olmasına iyice kızan Yasemin Anıl’ı hayatından silmiştir artık.

Ağlayarak kafeden ayrılar Yasemin kendini en iyi hissettiği yer olan deniz kenarına gider. Hiçbir zaman yanından ayırmadığı günlüğünü çıkarıp başından geçenleri, duygularını günlüğe yazar.
Artık hayattan bıkmıştır. Kendini denize atmak ister ama deniz derin olmadığı için denizin içine doğru yürümeye başlar. O sırada kıyıda gezinen Arda, Yasemin’i görür hemen onu kurtarmak için denize atlar. Yasemin’i kıyıya çıkarır. Ve Yasemin’in hayattan acı çekmesinin devam etmesini isteyerek onu kurtarmıştır sanki.

Olaydan bir hafta sonra tekrar deniz kenarına giden Yasemin’in günlüğünü bulur ve onu okumak için deniz fenerinin oraya gider. Aynı acılarını tekrar yaşar.

18 Şubat 2013 Pazartesi

İnsan En Az 3 Kişidir

İnsan en az üç kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. Yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. Hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.

Ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.

Kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. Kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. Berduşlara ve kör kedilere bakarsın. Gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. Suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. Havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.

Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. Bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. Bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. Bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. Bir kokuya sarılma isteğini. Bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. Büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. Kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. Belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.

Gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. Mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. Hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.

16 Şubat 2013 Cumartesi

Buyrun

Sümeyye Erdoğan. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın en küçük evladı. Sümeyye Erdoğan kamuoyunda, türbanlı olduğu için(!) Türkiye’de okuyamadığı ve bu nedenle Amerika’ya gitmesi ile biliniyor. Sırası gelmişken yazalım, medyanın bir hatasını düzeltelim:
Sümeyye Erdoğan 2002′de girdiği ÖSS sınavında 134,5 puan aldı. Yani 120 olan dört yıllık üniversite tercih barajı düşünülürse Sümeyye Erdoğan’ın bu puanla Türkiye’de dört yıllık bir üniversiteye girmesi mümkün değildi. Üstelik orta öğretim başarı puanı 42,6 idi. Okul başarısını gösteren bu puan Sümeyye Erdoğan’ın ortalamanın altında(!) bir öğrenci olduğunu gösteriyor.
Yaniii türban(!) bahane…. Olay türban meselesinden çok lise başarısıyla ilgiliydi. Türkiye’de üniversiteyi kazansa gider miydi? bilinmez. Ama bu gerçeğin de bilinmesi gerekiyor neyse…
Sümeyye Erdoğan, o yıl ABD’de İndiana Üniversitesi’nde The School Of Public and Enveriomental Affairs (kamu ve çevre işleri) departmanında Policy Studies (politika araştırmaları) eğitimi gördü. Yani yine medyanın yazdığı gibi “tarih” okumadı.
ABD’deki okula başbakanımızın parasızlığı(!) yüzünden, Ramsey’in Sahibi Remzi Gür’ün bursu ile gitti. Hatta burs o kadar azdı ki(!) Sümeyye Erdoğan’ın protokolde giyecekleri kıyafetleri de sponsor desteğiyle yaptırıyorlar, Amerika’da yemek davetinde 3.000 dolarlık ceket giyebilip ancak(!) 500 $’lık başörtüsü takabiliyordu. İşte bu video’da sayın başbakanımızın parasızlığının(!) ispatıdır. Bu video’da sayın başbakanımız Remzi Gür’den, Sümeyye Erdoğan için Amerika’ya gönderilmesini istediği rica ettiği(!) 
Ve bir ara gündeme şöyle geldi; Sümeyye’nin katıldığı harem-selamlık piknik fotoğraflarını yayımlamasıyla gündeme gelen ABD’deki ‘Jöntürk’ isimli haber sitesine sansür geldi. Jöntürk’ün iddiasına göre, yayınlarını geçen hafta iki gün boyunca kesen ABD’li hosting (internet hizmet sağlayıcısı) firması, bunu Ankara’dan önemli bir kişinin telefonu üzerine yaptı. “jonturk.com” adresinden yayın yapan siteyi, ABD’deki bir grup Türk ve Alman gazeteci kurdu. Jöntürk’ün 14 bin kayıtlı üyesi var.

Ankara’dan telefon:
Sitenin daha önce yayımladığı ABD’de halka açık bir parkın ortasında ayrı yerlerde namaz kılan öğrencileri gösteren fotoğraflar basında da yer almıştı. Sitenin yayını, geçtiğimiz pazar Hugehost isimli hosting firması tarafından sözleşme ilkelerine uyulmadığı gerekçesiyle haber verilmeden kesildi. 14 bin üyesini de kaybeden site, yeni bir hosting firmasıyla anlaşarak, salı günü yeniden yayına başladı. Sitenin kurucusu Fatih M. Yılmaz, “Görüştüğümüz Hugehost firma yetkilisi, isim vermedi, ancak Ankara’dan bir telefon aldıklarını ve konudan rahatsız olduklarından bize hizmet veremeyeceklerini söyledi” dedi.
Daha sonra İndiana’da Müslüman Öğrenciler Birliği’ne üye oldu. 2005 yılında mezun oldu. Yani dört yıl okumadı. Üstelik bir yılda uzattığı, basında yazıldığına göre Sümeyye Erdoğan iki yıllık bir okulu bitirdi. Ardından, okuldaki yakın Ürdünlü arkadaşları ve Ürdün Kralı Hüseyin’in eşi Rana’nın teklifi ile Ürdün’de Arapça eğitimi aldı.

14 Şubat 2013 Perşembe

Bugün Sevgililer Günü

Bugün sevgililer günüymüş "Sevdiğim"… Ama Sen yoksun…! Bugün çalmayacak telefonum… Ve bir mesaj bile gelmeyecek, Her zamanki gibi…

Ama ben dün gece telefon elimde uyudum… Sadece bir mesajını bekledim, Sana koşarak gelmek için… Aylardır gelmeyen mesaj, dün gecede gelmedi… Olsun sevdiğim, Yinede kutlarım Sevgililer gününü…

Bugün hiç birşey yapmak gelmiyor içimden. Bırak dışarı çıkmayı, Ayağımı kaldırıp, pencereden bile bakmak istemiyorum… Çünkü, onca "mutlu insanı" görmeye dayanamam. Şimdi onlar el ele geziyorlar, Bir o kadar da mutlular…

Ama Sen, nasıl olsa onlar gibi mutlusun şimdi… Ve bir başkası için çarpıyor yüreğin. Ama bak Ben, Seni unutamıyorum… Çünkü yenik düşüyor kalbim, aklıma gelen gülüşlerinle… Ben susuyorum…! Söylenecek binlerce söz olmasına rağmen, Sadece susuyorum…

Biliyor musun.? Bugün her zamankinden daha farklı yanıyor "Yüreğim"... Çünkü bugün, Sevgililer günüymüş "Sevdiğim".

"Sadece Bil İstedim"

Sevgili Kızlar

Sevgili kızlar;

'Kıskan beni, birisiyle konuştuğumu görünce döv hatta bir benimle konuş de, gecenin bir yarısında uyandır, sesini özledim de' diye yazmış olduğunuz durum güncellemelerinizi saygıyla karşılıyorum ama;

kıskanınca, sahiplenince ve hatta başka birisiyle konuşmayacaksın diye kelime yapınca, anında aşırı kıskanç oluyoruz. Hatta konuştuğunuz tüm erkekler, ya kardeşiniz ya da çok yakın arkadaşınız oluyor. Hiç tanımadığınız kimse yok. Dört dörtlüksünüz, ve hep biz suçluyuz. Giyiminize karışsak, ''bana güvenmiyormusun?'' tribi. Gecenin bir saatinde arasak, ya meşgul çalıyor ya da açmıyorsunuz.. Neden açmadın diye sorsak, kesin işiniz oluyor. Görüşelim desek, buluşmaya geç geliyorsunuz. Çok sevsek, ilgilensek, üstünüze düşsek , sıkılmaya başlıyorsunuz.

Çok sevsek'te gidiyorsunuz.

Ne demiştiniz? Öyle tek taraflı olmuyor.

12 Şubat 2013 Salı

Uzun Zaman Sonra

Uzun zamandır ilk kez böyle bir şey başıma ya da kalbime geldi. Çarptı. Evet yanlış anlamadınız çarptı ama bu sefer farklıydı diğerlerinden. Diğerleri biraz daha hızlı biraz daha tatlı idi ama bu acıtarak çarpıyordu adeta. Kalbim hızlı çarpıyor beynim ise inadına dur diyordu onu görünce.

Ben onun gözlerinin içine baktım ama kafasını yere eğdi. O güzelim gözlerini benden kaçırdı. Çok değişmemiş sanki uzun zamandır görmedim ama hiç değişmemişti. Sadece biraz daha ürkek ve çekingen olmuştu sanki. Gözlerinin içine bakabilme şansını bana verseydi eğer neler yaşadığını anlayabilirdim. Ama o bana bu şansı vermedi ve kafasını yere eğdi beni görmezden gelerek.

Onu ilk gördüğümde kendinden o kadar çok emin ve gururluydu ki şimdi o anki durumundan eser kalmamıştı sanki. Hani o Mor ve Ötesi'nin Cambaz şarkısını söyleyen deli kız gitmiş aynı benim gibi bedeninden ruhu çekilmiş birisi olmuştu. Zaman içinde neler değişti bilmem ama ben değiştim hem de çok. Kabuğum vardı eskiden hiç kullanmazdım ama şimdi o kabuğu kullanıp içime çekiliyorum. Hayattaki tüm bağlarımı kopardım ve herkese kapılarımı kapattım.

Misafir çocuğundan farksızdın benim için. O da gelir odama hemen oyuncaklarımı, kitaplarımı ve bilgisiyarımı kurcalar sonra hiç bir şey olmamış gibi dağınık bırakıp giderdi odamı senin kalbimi ve beni dağınık bıraktığın gibi. Toparlaması zor değil ama zaman alan bir şey senin yaptığın bu dağınıklık. Düşünsene bir bu dağınıklığı ben yapsaydım dünyanın en karaktersiz, haysiyetsiz... kişisi ben olurdum her halde? Ama sen öyle değilsin benim için. Sen bu deliyi yola sokmaya ya da yolda tutmaya yarayan bir gerçeksin. Keşke elinden tutabilseydim senin benim kalbimi tutabildiğin gibi. Keşke gözlerinin derinliklerinde kaybolsaydım. Keşke sen de beni sevseydin de herkes sevgi görseydi.

Martıları bilir misin? Onlar hiç denizin üzerinden ayrılmazlar. Neden ayrılmazlar bilir misin? Martılar denize deliler gibi bağlanmıştır. Ne kadar zaman geçerse geçsin sen bu kalbin içinde olacaksın ama senin kalbin inşallah başkasında olmaz diyeceğim ama imkansız... Uzun zaman sonra seni yine gördüm ve kalbimin bir başkası için de attığını fark ettim. Artık ona iyi davranacağım çünkü içinde senin olduğunu artık çok daha iyi biliyorum...