30 Temmuz 2014 Çarşamba

Cins

"Bilmediğin bir şey yok ama sosyal bir kişi değilsin" son zamanlarda hatta hep bana söylenen cümle bu.

Ya ben sosyal değilim ya da siz çok dolusunuz. Ya da ben sosyalim ya da siz çok boşsunuz. Ya ben hiç bir şey bilmiyorum ya da siz çok şey biliyorsunuz.

Tek bildiğim bir şey var ben sizlerin deyimi ile "CİNS" birisiyim. Bunu en çok annem kullanıyor bana karşı. Farklı olmanın tuhaf karşılandığı topraklardayız zaten biz. Benim farklılığım iyi anlamda olmasına rağmen yadırganıyorum. Ama Avrupa, Asya ve Afrika kıtasından tanıştığım hiç bir arkadaşım benimle sorun yaşamıyor. Ben bu topraklara ait değilim demek ki. Ben bunu anlıyorum.

Her şeyden öte ben sizler gibi ilk gördüğüm kişiye içimi döküp benim hakkımda dedikodu yapmasına asla izin vermem. Benim dedikodumu yapan yoktur. Çünkü benim hakkımda birşey bilmezler. Küpe taktığım günü hiç unutmam. Bana neler neler dediler. Şimdi benim hakkımda ileri geri konuşanlarında küpesi var bende karşılarına geçip bana dediklerini yüzlerine dedim. Hepsi ile aram bozuldu. Bana dediklerinde bozulmamıştı ama ben aynı cümleleri söyleyince bozuldu.

Şimdi kim CİNS  ya da değil? Kim sosyal ya da değil? Sosyallik insan arasında her aşağılanmak için eğlenmek ise ben onlardan değilim. Bir şeyde zevk yoksa o onda olmadığından değil sende olmadığındandır.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Neden Değil Sonuç



Kırmızı bulutlar olsun mavi gökyüzünde.

Pembe martılar uçsun gri denizin üzerinde.

Dudaklar kırmızıyken söylensin tüm acı sözler.

Kalemin rengi yeşil olsun hep.

Ağlamalarımız sadece gülerken olsun.

Yaş gözlerimizden gülmekten dökülsün.

Tüm bunları çok ütopik geliyor deniz kenarında şiir yazan tıknaz, saçları kar beyazı olmuş ve sakalı saçlarına inat simsiyah adama. Şair farkında kelimelerin birer harf düzeni olmadığının. Yazılıp söylendiğinde birer silah görevi alır tüm harfler. Ya da söylenmediğinde.

Gökyüzünde uçan uçurtma gibi özgür olmak ister ama hiç farkında olmaz o uçurtma da bir ipe bağlı. İşte bizim özgürlük anlayışımız. Hep bir şeye bağlı kalırız. Kafamıza göre canımız ne isterse onu yaparsak özgürüz sanırız kendimizi ama hiç farkında değilizdir her şey bir ipe bağlıdır.

Mutluluğumuz ya da mutsuzluğumuz bir ipe bağlı. Gülmek ve gülümsemek için bir neden arıyoruz. Nedensiz gülersen hep altında bir art niyet aranıyor. Oysa güzel değil mi nedensiz gülmek? Nedensiz sevinmez, sevmek birilerini?

Bir neden arayacağımıza bir sonuç arayalım. Hep gülelim. Üzgün olmak gülmekten daha zordur. Ağlarken yüzümüzde 160 kas gerilir. Ama gülerken sadece 20 kas gerilir. Ne kadar çok gülersek o kadar genç kalır hem bedenimiz hem de ruhumuz. Gülmek için neden değil sonuç aramak gerek şu hayatta.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Soru İşareti


Ne yapıyorum ben? Nasıl böyle oluyor? Neden hiç öteye gidemiyorum? Ne zaman kendime geleceğim? Ne zaman gönlümdeki elimi tutacak?

Sürekli bu soruları soruyorum kafamı yastığa koyduğumda, aynada kendime baktığımda ya da yağan yağmur sonrası yerde oluşan su birikintisinde kendime baktığımda.

Gözlerimin içindeki beni arıyorum. Gözlerime bakıyorum ama ne gördüğümü bende bilmiyorum. Benim için sadece kahverengi göz görüyorum ama sadece kahverengi. İçinde bir yerde birisi var ama ona yetişemiyorum, ellerini bana uzatmış.

Korkularımla yüzleşmekten hep korkuyorum. Kaçıyorum arkama bakmadan sürekli. Dönüp baksam geri döneceğim diye çok korkuyorum. Dayanamam ben çünkü bana kırılmış bir kalp ile bakana. Sevmiyorum karşımdaki insanda kırık olan kalbi. Kalp dediğin ne kırılmalı ne de kırdırılmalı. Sağlam olarak korumaya çalışılmalıdır.

İstemeden kırdığım çok kalp oldu. İstemeden kırıyorum çünkü onlardan bana karşı gelecek olan potansiyel bir tehlike sezdiğimden dolayı sözlerime ve hareketlerime hiç dikkat etmiyorum. Hep beni değiştirmeye çalışıyorlar ama ben değişmek değil yapılmak istiyorum. Yeniden yapılmak istiyorum. Beni onarmasınlar yeniden yapsınlar sadece. Eksiklerimi görüyorsunuz ve tabi korkularımı da ve bunlara karşı hiç dik duramadığımı da

Dik durmak istiyorum yanında