İki yol olsun isterim hep önümde seçebileceğim. Birinden ben gideyim diğerinden sen git. Hiç anlaşamazsak ikimiz bir yoldan gidelim. Ama iki yolumuz olsun önümüzde hep beraber olmamız için birlikte. Sen ol yeter belki bana yolun önemi yok ama yol olursa mutluluğumuzdan kıskansınlar.
Elimde çay bardağı. Gözlerimin önünde masmavi Akdeniz. Çayı yudumluyorum o sıcaklığa rağmen çay içimi serinletiyor. Çünkü senin geleceğini biliyorum. Çayda biliyor geleceğini. Denize bakıyorum sonra gözlerinin içine. İkisi de aynı renk. Senin ki daha güzel. Çünkü o gözler bana bakıyor. Deniz herkese bakıyor.
Kumsalda dikkatimi çeken bir yer var. Sevgilisi olanlar oradan gidiyor. Olmayanlar başka yoldan. İki yol var orada. Merak etmiyor değilim. İçim içimi yiyor. Sana söylemek istemiyorum. Ama gitmek istiyorum. Seni yalnız bırakmak istemiyorum. Birden kabalaşıp elinden tutup yürümeye koyuldum.
Korktu ama ona sarılınca korkusu geçti. Aşağıya indik sahile. O yolların olduğu yere doğru gidiyorduk. Arka arkaya gelen soruları duymazdan geliyordum. İçimden gelmiyordu sorularına cevap vermek. Susmayı tercih ettim. Sarmaş dolaş sahile indik.
Denizdeki rüzgarla saçları dans ediyordu. Çok daha güzel göründü bana. Yine fark ettim yanımdaki deniz bana daha yakın. Yakınlığını bilerek dudağından öptüm. Çok şaşırdı. Birden. Hiçbir şey yokken öptüm.
O yolun olduğu yere gittik. Ben iyice sıkı sarıldım ve yine öptüm. Beni biraz kendinden uzaklaştırdı. "Buraya neden geldik" diye sordu. Burada iki yol, iki kolumun arasında sen, iki mavi arasında ben varım. Hep ikiliklerin arasında kalırsan rahat edersin. İkiliklerden biri giderse diğeri sana yoldaş olur. Daima seninle olur. Giden gitmiştir çünkü. Sen gidersen denizde olurum ben hep. Kendimi kaybetmiş. Bu yollardan birisi denize çıkıyor. Diğeri kayalıklara. Yol tercihi senin. İki yol olsun yeter sadece...