11 Ağustos 2014 Pazartesi

10 Ağustos Seçimleri





Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir cumhurbaşkanı halkın iradesiyle seçildi. Seçime katılım azdı diğer seçimlere göre bunu çok sebebi vardı. Adayların halkın bir kesimi tarafından sevilmemesi ya da daha önce oy kullandığı sandığa gidip okulun ya da sandığın değiştiğini öğrenen vardı.

Dün sandık başında Oy ve Ötesi projesi olarak müşahit görevindeydim. Burada herhangi bir parti ya da siyasi kişi adına bulunmak istemiyordum. Daha önce de ilçe seçim kuruluna gittiğimde bana bunların imkansız olacağını söylediler. Oy ve Ötesi olarak sayın Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu'nun gözlemcisi olarak katıldım. Ek olarak da CHP gözlemci kartı göndermişler herhangi bir sorun karşısında onu kullanırsın diye.

Sabah 8 de gelen çok kişi oldu. Hepsi vatan görevi oyumu kullanıp gideceğim diyordu. İçinde hükümete, adaylara, diğer partilere sinir olup küfredip oy kullanmadan gidenler vardı. Sandık başında dua eden, beddua eden, sandık kurulana küfredenler bile vardı.

Benim gözlemdiğim bir kaç güzel olay var. Sizlere onları anlatayım. Sabah erken saatlerde sandıkta sıra oldu. Yardımcı olmayan çalışan sandık kuruluna bir kaç kişi "Ben başbakan değil cumhurbaşkanı seçiyorum. Oyuma karışamazsınız" diyordu. Ne güzel bilinçlenmiş halkımızdan bir kaç kişi. Ne seçtiğini neye göre seçeceğini biliyor. Bize böyle halk lazım. Nerede ne zaman neyi seçtiğini çok iyi bilen. Görüşleri uyuştuğu partinin adaylarını beğenmeyip o partiye oy vermeyen, görüşleri uyuşmadığı için o partiye oy vermeyip sadece aday içi oy verenler lazım.

Diğer bir olay alsında çok ironikti. Bir abla oy atıp sandığın başına geçip "Allahım sen kötülerden ırak eyle bizi, kötülere muhtaç etme"diye dua ettikten sonra sandık kuruluna dönüp "Oylarımıza sahip çıkın diğer seçim gibi çaldırmayın" dedi. Ben bu görev için oradaydım zaten. Kimsenin oyunu kimseye çaldırmamak için. Yerimden kalkıp ablama sarıldım. "Oyun bende takipçisiyim ben. Sen rahat ol" dedikten sonra gitti.

En kötü yanı bir oy için yatalak anne-babalarını yataklarından kaldırıp getirenler vardı. O kadar agresif olmuşlar ki hasta anne-babalarının oyu onlar için çok şey.

14 milyon seçmen sandık başına gitmemiş. Doğru 14 milyon seçmene hitap eden bir aday mı var? Hatta gidenlerin bir çoğu "MECBURİYETTEN"ten verdi. İşinden, evinden, eşinden olmamak için hiç istemeye istemeye oy attılar.

Sandıklar açıldıktan sonra %51 oy oranıyla Recep Tayyip Erdoğan halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

Propaganda döneminde adayların seçildikten sonra yapacaklarını anlattılar. Erdoğan'ın ağzında hep yıllardır başkanlık sistemi vardı ve bunu hep dile getirdi. Başbakanı ortadan kaldırım cumhurbaşkanını da devlet başkanı yapıp herşeyi tek bir elde toplamak istiyordu. Seçildi artık herşeyi yapar rahat rahat. %51 bunu duydu gördü ve ilerleyen zamanlarda diğer %49 du da bu sistemi kabul eden gerici zihniyet demek istemiyorum ama o kadar geriler. Halk hiçbir zaman bir şey istemedi hep üsttekiler istedi. Cumhuriyet kurulurken bu halk cumhuriyet istedi mi? İstemedi Atatürk ve arkadaşları istedi halk da kabul etti. Şimdi de Osmanlı dönemine yavaş yavaş geri dönüyoruz.

Haremlik-selamlık olmaya gidiyoruz. Çok değil 2-3 ay sonra bu oyların acısı çıkacak hepimizden. Çıkar ilişkileri için herşeyini namusunu bile köşeye atanlar oldu.

Dış basın herşeyi abartıyor diyenler var. Evet olabilir abarta bilirler ama dinleyen kim? Sizler hep yüzümü hep batıya döndük doğuya sırtımızı döndük dediniz. Öyle de oldu. Çok yakın 13 Mayıs'da Soma'da maden kazasında Arap dünyasından bırakın Arapları Müslümanlardan geçmiş olsun diyen bile olmadı. Ama ne zaman orada bir olay olsa (hak ettiler onlar bu olayları) hemen Türkiye'ye geliyorlar. O hiç sevmediğiniz Avrupa ülkeleri zor durumumuzda bize yardım getiren ülkeler arasındaydı hep. Müslümanlığı yerlere atan bir Müslüman dünyası olmuş çıkmış. En güzel din olmasına rağmen bunu seçimlerde kullanarak, halkın en zayıf yeri olan iman gücünden faydalanan çok oldu.

Dini ağzına sakız gibi alanlar ne kadar dindar? Laikliği hep dinsizlik diye yorumlayan din alimleri ne kadar alim? Laiklik dini devlet işleri bulaştırmamak. Dini katarak değil vicdanını, hakkı, demokrasiyi ve eşitliliği katarak yapılması. Bunu gördükleri halde söylemiyorlar.

Muhalefetin hiç mi suçu yok? Asıl tüm bu olanlar/olacak olanlar onları suçu. Halkı hep duymazlıktan geldiler. Halkın sesini değil kendi seslerini duydular ve tüm sonuçlar yüzlerine tokat gibi çarpılmasına rağmen hala ders aldıkları yok ve alacağa da benzemiyorlar.

CHP, Atatürk ilke ve inkilaplarının temsilcisi olmasına rağmen içindeki kaç kişi Atatürk'ü biliyor? Gösterdikleri ortak çatı adayı kime hitabendi? Aday olarak CHP, MHP'yi ve diğerlerini temsil etmiyordu kesinlikle. Çünkü Ekmeleddin beyin hep söylediği "Müslüman olup laik olunmayacağı söyleniyor ama ben hiç bir zaman dini ağzıma alıp iş yapmadım. İnandığım şeyler uğruna yaptım tüm yaptıklarımı" dedi. Haklıydı sonuna kadar. Kişilik olarak diğer adaylardan çok ama çok öndeydi ama bu seçimi başbakanlığa çeviren Erdoğan karşısında hiç şansı yoktu. Çünkü Erdoğan'da liderlik vasıfları var kim ne derse desin.

Melih Gökçek yerel seçimlerde güvendiğim tek yer köyler demişti. Köy sonuçları da gelince kazandı. "Köylü milletin efendisidir" diyen kimdi? Unutanlar ortada. Şehirlerde değil ki halk. Halk köylerde. Şehirde yaşanların her şeyi yerinde olunca ondan herşeye boykot ediyor. Köy halkı zamanında ve yerinde konuşuyor hep. Sandıkta konuşuyor.

Yolsuzluklara karşı kurulan bir siyasi parti yolsuzluklarla adı anılıp gözaltına alınmalar başlayınca onu oraya getiren tüm kişilere isyan etti ve hepsini dışladı. Öyle güzel oyunlar ettiler ki suçlu durumundan mağdur durumuna geldiler. Kendileri çok güzel akladılar tek tek tebrik etmek gerekir. Ne zaman zor duruma düşseler hemen kareli ceket giyiyorlar. Bunları bizim irademiz alamayacak baştan ancak yüce Allah alacak ve kurtaracak bizi.

Yeni bir sürece giriyor Türkiye. Yıllardır sorun olmayan alevi, kürt, çerkez... gibi olaylar nedense 12 yıl içinde çok sorun olmuştu. Bozup yaptılar biz yaptık dediler oldu. Kimse hatırlamıyor galiba İmam Hatip Liselerini kapatan AKP hükümetiydi açanda onlar oldu. Açıldıktan sonra Erdoğan'ın söylemleri biz açtık siz kapattınız oldu. Amerika gibi yapıyorlar. İlk önce bozup sonra yapıyorlar biz yaptık diyorlar.

Kim ne derse desin artık Türkiye'yi çok büyük belirsizlikler bekliyor. Hele ki gençlerini. O kadar boş bir gençlik geliyor ki onlar olacak tüm belaların başı. Bu ülkenin %51'inin seçtiğini biz de kabulleriniz tek duamız "ALLAHIM DÜŞMAN ELİNE BAKITMASIN, KÖTÜLÜKLERDEN UZAK VE KOMŞULARIMIZLA BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM DÜNYA DEVLETLERİYE BARIŞ VE HUZUR İÇİNDE YAŞAYALIM"

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Cins

"Bilmediğin bir şey yok ama sosyal bir kişi değilsin" son zamanlarda hatta hep bana söylenen cümle bu.

Ya ben sosyal değilim ya da siz çok dolusunuz. Ya da ben sosyalim ya da siz çok boşsunuz. Ya ben hiç bir şey bilmiyorum ya da siz çok şey biliyorsunuz.

Tek bildiğim bir şey var ben sizlerin deyimi ile "CİNS" birisiyim. Bunu en çok annem kullanıyor bana karşı. Farklı olmanın tuhaf karşılandığı topraklardayız zaten biz. Benim farklılığım iyi anlamda olmasına rağmen yadırganıyorum. Ama Avrupa, Asya ve Afrika kıtasından tanıştığım hiç bir arkadaşım benimle sorun yaşamıyor. Ben bu topraklara ait değilim demek ki. Ben bunu anlıyorum.

Her şeyden öte ben sizler gibi ilk gördüğüm kişiye içimi döküp benim hakkımda dedikodu yapmasına asla izin vermem. Benim dedikodumu yapan yoktur. Çünkü benim hakkımda birşey bilmezler. Küpe taktığım günü hiç unutmam. Bana neler neler dediler. Şimdi benim hakkımda ileri geri konuşanlarında küpesi var bende karşılarına geçip bana dediklerini yüzlerine dedim. Hepsi ile aram bozuldu. Bana dediklerinde bozulmamıştı ama ben aynı cümleleri söyleyince bozuldu.

Şimdi kim CİNS  ya da değil? Kim sosyal ya da değil? Sosyallik insan arasında her aşağılanmak için eğlenmek ise ben onlardan değilim. Bir şeyde zevk yoksa o onda olmadığından değil sende olmadığındandır.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Neden Değil Sonuç



Kırmızı bulutlar olsun mavi gökyüzünde.

Pembe martılar uçsun gri denizin üzerinde.

Dudaklar kırmızıyken söylensin tüm acı sözler.

Kalemin rengi yeşil olsun hep.

Ağlamalarımız sadece gülerken olsun.

Yaş gözlerimizden gülmekten dökülsün.

Tüm bunları çok ütopik geliyor deniz kenarında şiir yazan tıknaz, saçları kar beyazı olmuş ve sakalı saçlarına inat simsiyah adama. Şair farkında kelimelerin birer harf düzeni olmadığının. Yazılıp söylendiğinde birer silah görevi alır tüm harfler. Ya da söylenmediğinde.

Gökyüzünde uçan uçurtma gibi özgür olmak ister ama hiç farkında olmaz o uçurtma da bir ipe bağlı. İşte bizim özgürlük anlayışımız. Hep bir şeye bağlı kalırız. Kafamıza göre canımız ne isterse onu yaparsak özgürüz sanırız kendimizi ama hiç farkında değilizdir her şey bir ipe bağlıdır.

Mutluluğumuz ya da mutsuzluğumuz bir ipe bağlı. Gülmek ve gülümsemek için bir neden arıyoruz. Nedensiz gülersen hep altında bir art niyet aranıyor. Oysa güzel değil mi nedensiz gülmek? Nedensiz sevinmez, sevmek birilerini?

Bir neden arayacağımıza bir sonuç arayalım. Hep gülelim. Üzgün olmak gülmekten daha zordur. Ağlarken yüzümüzde 160 kas gerilir. Ama gülerken sadece 20 kas gerilir. Ne kadar çok gülersek o kadar genç kalır hem bedenimiz hem de ruhumuz. Gülmek için neden değil sonuç aramak gerek şu hayatta.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Soru İşareti


Ne yapıyorum ben? Nasıl böyle oluyor? Neden hiç öteye gidemiyorum? Ne zaman kendime geleceğim? Ne zaman gönlümdeki elimi tutacak?

Sürekli bu soruları soruyorum kafamı yastığa koyduğumda, aynada kendime baktığımda ya da yağan yağmur sonrası yerde oluşan su birikintisinde kendime baktığımda.

Gözlerimin içindeki beni arıyorum. Gözlerime bakıyorum ama ne gördüğümü bende bilmiyorum. Benim için sadece kahverengi göz görüyorum ama sadece kahverengi. İçinde bir yerde birisi var ama ona yetişemiyorum, ellerini bana uzatmış.

Korkularımla yüzleşmekten hep korkuyorum. Kaçıyorum arkama bakmadan sürekli. Dönüp baksam geri döneceğim diye çok korkuyorum. Dayanamam ben çünkü bana kırılmış bir kalp ile bakana. Sevmiyorum karşımdaki insanda kırık olan kalbi. Kalp dediğin ne kırılmalı ne de kırdırılmalı. Sağlam olarak korumaya çalışılmalıdır.

İstemeden kırdığım çok kalp oldu. İstemeden kırıyorum çünkü onlardan bana karşı gelecek olan potansiyel bir tehlike sezdiğimden dolayı sözlerime ve hareketlerime hiç dikkat etmiyorum. Hep beni değiştirmeye çalışıyorlar ama ben değişmek değil yapılmak istiyorum. Yeniden yapılmak istiyorum. Beni onarmasınlar yeniden yapsınlar sadece. Eksiklerimi görüyorsunuz ve tabi korkularımı da ve bunlara karşı hiç dik duramadığımı da

Dik durmak istiyorum yanında

29 Haziran 2014 Pazar

Tek Bir Mum İle Yeni Hayata Merhaba 29 Haziran




Şuan tam olarak saat 00:00 ve tarih 29 Haziran 2014. Daha önce de defalarca söyledim ve yazdım. 21. yaş günümü hatırlayanlar olacak artık yeni hayatımda diye. Aşağıya teker teker isimlerini ve kim olduklarını yazacağım. İsimleri yer alan kişiler ne derlerse desinler, hangi durumda olursam olayım hemen yapacağım hiç düşünmeden. Bir insanın doğduğu gün yanında değilseniz öldüğü gün yanında olmanıza hiç gerek yok. Artık kimse hak ettiği değerden fazlası bir gram bile vermeyeceğim. Şuan bunu yazarken gözümden yaz geliyor geride bıraktıklarım ile yaşadığım güzel anılardan dolayı. Kalbim hızlı atıyor çünkü yeni kişiler için yer açıldı yeterince. Listede ismi olanlar benim her şeyimde olacaklar. Olmayanlar ise hiçbir şeyimde olmayacaklar. Buna CENAZEM bile dahil. Bu yazı bir nevi vasiyetim olacak...

Bir tane bile hediye gelmedi. Nesnelere bağlamak istemiyorum ama tek beklediklerim kalem, defter ve bir kitaptı. Ne yazık ki hiçbiri gelmedi. Yeni deftere eski kalemler ile devam edeceğim...

Sinan Yılmaz; İlk okul arkadaşım. Zamanında ne güzel günlerimiz olmuştu. Bana gazete aşkını o aşıladı.
Güzide Erenoğlu; Üniversiteden hem sınıf arkadaşım hem de en yakın dostum İzmir'dek.i
Halime Bağcı; DEGT Kıvılcım projesinden tanıyorum kendisini. Çocuklar hiç herşeyi yapmaya hazır birisi.
Tansu Akgün; Üç yıl önce tanıştık çok iyi anlaşıyoruz ve ölümüne kankalarımdan.
Hakan Çil; DEGT Kıvılcım projesinden tanıyorum. Toplulukta kalbi en iyiler arasında ve sağlam bir karakter.
Müge Değirmenci; Eski sevgilim. Tatsız şeyler yaşadık arkadaş olmaya çalışıyoruz.
Tuğba Çetin; DEGT Kitap projesinden proje arkadaşım. Çok tatlı bir kız ve çok samimi.
Halime Kural; Liseden arkadaşım aynı sınıfta değildik mezun olduktan sonra tanıştık onunla.
Taha Aksoylu; İzmir'de ilk tanıştığım arkadaşlar ve ilk oda arkadaşım. Çok şey paylaştık beraber dostum.
Serkan Baki; Üniversiteden sınıf arkadaşım. Beraber takılırdık ekip olarak bi aralar.
Melek Karaaslan; Tanışmadık daha yüz yüze. Öyle sohbetimizde olmadı. Bir gün tanışacağım onunla.
Selin Saklıyan; DEGT Gökkuşağı projesinden. İki kez gördüm sadece. İlkinde kazayla tanışmıştık. Ben toplantı masasını karıştırmıştım.
Beyza Sarıçoban; Sinema Topluluğundan bir sinema sever. Çok çalışıyor başaracak bir gün inanıyorum.
Seda Yağmur; DEGT Kıvılcım projesinden. İlk tanışmamızda biraz zıtlaştık ama sonradan ısındın birbirimize. Yapacağım değişimi bilen ve ilk başarılar dileyen. Ne derse yapmaya hazırım.
Sahra Yalçın; Kendisiyle DEGT ile Soma'ya gittiğimizde tanışmıştık. Keşke orada tanışmasaydık. Bu sene mezun oldu. Bir daha nerede ne zaman görüşürüz bilemiyorum.
Şadi Yıldırım; Kendisini ilk twitterdan tanımıştım. DEGT gönülsüymüş sonradan öğrendim.
Ceyda Kaplan; Kendisini tanımıyorum facebooktan biraz konuştuk sadece,
Recep Atakan; İlkokul 7. sınıfta sıra arkadaşımdı. En son o zaman görmüştüm bir de geçen ay facebook üzerinden konuştuk. Özlediğim insanlar arasında. Ne de olsa aynı sıradan çıktık biz.
Hakan Dinç; Lisedeki en iyi arkadaşlarımdan. Beraber herşeyi yaptık. Otostop çektik, okuldan kaçtık, kopya çektik, hocalarla kavga da ettik. İzmir'e geldi beraber yağmurda bile ıslandık.
Mustafa Kısaoğlu; Lise 1de sıra arkadaşımdı. Beraber okul derecesine oynuyorduk. Bilgi yarışmasında 9-F'yi birinci yaptık. Beraber bizden kopya çekenleri ters köşe yaptık. O genel statü de okul birincisi ben de ikincisi oldum.
Ayşegül Uçtu; Lisede aynı bölümün alt sınıfındaydı.
Ruken Benek; DEGT topluluğunun en eğlenceli kızı bence kendisi. Çok temiz bir kalbi var.
Ahmet Kıvanç; İzmir'e ilk geldiğimde tanıştığım ilk kişilerden. Kendisi dostum ve hemşehrim.
Şerife Önder; DEGT'den o da. O da 28 Haziran'da doğmuş.
Eda Özen; Dershaneden üniversiteye hazırlık sınıfından arkadaşım. Çok iyi birisi.
Muhammed Filiz; Namıdeğer filiz. Dershanede aynı sınıftaydık adam polis oldu çıktı.
İlknur Kavacık; İlkokuldaki sevgilim. 6 Yıldır görmüyorum kendisini. Ama hiç değişmemiş.
Özge Deniz; Üniversiteden sınıf arkadaşım. Aynı hocaları aynı anda andık.
Ali Alparslan; Dersahane hocası. Kendi dershanesinde bir kez dersine girmiştim. Tanıdığım en iyi matematik hocalarından birisi.
Ezgi Erkılınç; Üniversitedeki hazırlık sınıfından arkadaşım. Çok iyi bir kız. Tarsus'u temsil ediyor resmen kendisi iyi ile.
Seda Uçak; Eski komşu kızı. Beraber büyüdük gibi neredeyse.
NİHAN ÖZGÜVEN; Üniversitede pazarlama dersime giren hocam. Kendisini o kadar çok sevdim ki sevgimi anlatacak hiç bir kelime yok. Dokuz Eylül Üniversitesinde tanıdığım en iyi hocalarından birisi. Gülümsemesi insanın içini ısıtıyor.
Aslı Ant; Üniversite de sınıf arkadaşım.
Salih Karakuş; İlkokul ve lise de sınıf arkadaşım. Birinci sınıftan beri tanışıyoruz. Hiç unutmam kazayla birinci sınıfta onun kaşını yarmıştım. İlkokul öğretmenimden çok dayak yemiştim. O günden beri kimseye el şakası yapmıyorum.
Merve Denizci; Kendisi ilk facebookta tanıdım sonra muhabbet ede ede iyice tanıştık. Beraber konsere gittik. Konser sahasında kolumdan tutup beni çekmeseydi iyidi. İyi eğlenmiştik beraber.
Sadık Arslan; İzmir'e geldiğimde ilk tanıdığım kişi ve hemşehrim. Beraber aynı otobüste gidip geldik Antalya'ya haberimiz olmadan. Bu okulda arkama bakmadan güveneceğim kişilerden.
Tuğba Töngüş; İlkokul arkadaşım. Arada bir yine görüşüyoruz.
Yasin Gökçeoğlu; Dostum, kardeşim... kısaca herşey o. Beşinci sınıfta tanıştık ama ikimiz de o zaman birbirimize sanki yıllardır tanışıyoruz dedik. Beraber çok şey yaptık. Kızların peşinden koştuk, okuldan kaçıp öğretmenlerden dayak yedik. Herşey güzeldi onunla. Hala da öyle. Muzip birisi değil ama seviyorum onu.
Ali Paralı; 8. sınıfta sıra arkadaşımdı. Beraber çok şeyler öğrendik biz.
Mustafa Hançerli; Üniversiteden sınıf arkadaşım.
Ömer Baybars Tek; Kendisi üniversitede muhasebe dersime giren Nergis Tek hocamın eşi. Kendisiyle tanışmadım ama eşi kadar pırlanta gibi bir insan.
Murat Bayrak; DEGT Kitap projesinden dostum. Beraber tabanız biz sesi çok çıkan. Toplulukta kafama uyan nadir insanlardan kendisi.
Utku Kağan Kozanoğlu; Sinema kulübündeki senaryo derslerinde tanışmıştık.
Cihan Acar; Liseden bir arkadaşım. Muhabbetim yoktur pek kendisiyle.
Barış Barışoğlu; Üniversitede sınıf arkadaşım. Siyaseti en rahat onunla tartışabiliyorum. Beni dinliyor ve anlıyor. CHP gençlik kollarında kendisi.
Seda Özel; DEGT'ten tanıyorum kendisini. Şirin mi şirine birisi kendisi. O tanıyıp da sevmeyen yoktur. Çok iyi birisi kendisi.
Nihal (@GezerNihal); Tam adını bilmiyorum yeni tanıyorum kendisini twitter dünyasında. Koyu bir GALATASARAYlı o da benim gibi. Renkdaşız sonuçta :)
Gizem Över; DEGT'de sekreter kendisi. Yurtta uykusunu kaçırdım kaç kere. Tanıdığım en yürekli kız.
Havva Özdemir; İlkokul arkadaşım. Kendisiyle 6. sınıftan beri tanışıyorum.
Sadife Aydın; Lisede aynı sınıftaydık.
Sena Özdemir; Kendisiyle yüz yüze daha tanışmadık ama iyi bir kız. Bir gün onunla da tanışacağım.
Mehtap Karahaliloğlu; Kendisi Gizem Kayahan'ın halası olur. 2013 de İzmir Tüyap Kitap Fuarında tanışmıştık. Bu yıl yine karşılaştık beni hiç unutmamış tabi bende onu.
Şeref Yumak; İlk okulda sınıf arkadaşım, lisede de okul arkadaşımdı.
Ali Erdem; DEGT'dan tanıyorum kendisini. Sadece sporcu değil iyi bir kişilik.
Hatice Uslu; İlkokul arkadaşım.
Erman Şiviloğlu; DEGT'den tanıyorum kendisini. İyi tavla oynuyor.
Fatma Yılmaz; İlkokul arkadaşım.
Furkan Acar; Geçen yıl ki yurt arkadaşım.
Seher Karakobak; Kendisiyle tanışmıyorum ama biraz konuşmuşluğum var.
Özgür Çiçekçi; DEGT Kitap projesinden arkadaşım.
Dilay Yıldız; Kendisiyle 3 yıl önce tanışmıştık. O günden beri hiç görüşmedik. Çok iyi birisi.
Seyhun Kıran; 2 yıldır ders notlarını ve sorularını ondan alıyorum. Tanıdığım en iyi fotokopici.
Ezgi Örsel; Kendisiyle Tufan Yakar'ın eğitiminde bir araya geldik ama daha hiç yüz yüze tanışmadık. Biraz konuştuk. Esaslı kız.
Halil Demir; Amcaoğlum. Pek samimiyetimiz yok malum benim akrabalara olan tutumumdan dolayı.
Özlem Güleç; Lise 2 de aynı sınıftaydık. Sonra ne oldu bilmiyorum ama okulu bıraktı. Lise sonda staj yaparken geldi yanıma görüştük. Hayatımda gördüğüm soyadını taşıyan tek kişi gibi. Hep yüzü gülüyor. Güleç birisi kendisi. Keşke düğününe çağırsaydı bizi.
Hakan Şanlı; Yurttan arkadaşım.
Eyüp Can Doluel; Yurtta oda arkadaşım.
Serhat Dağ; Yurtta oda arkadaşım.
Sinan Karaman; Yurtta oda arkadaşım.
Ali Nail Kiremit; Üniversite hazırlık sınıfından arkadaşım. Hazırlıktan bu güne kadar görüştüğüm tek kişi neredeyse. Kankam, dostum... her şey kendisi. Dostluğumuz sonsuza kadar devam edecek onunla.
Tuğba Elinç; DEGT'den tanıdığım ne tatlı kişi. Çok temiz bir kalbi var. Gecenin bir yarısında bana doğum günü mesajı attı. "Sen kitap yazmayı ve hayatları ekrana yansıtmayı seven adam. Yüreği çarşaflara sarılmış adam" diye mesaj atıp gecenin 01:36 sında beni ağlatan tek kişi oldu. Onu yeri bende bambaşka artık. O ne derse anında yapılacak. Nereye gel derse ondan önce geleceğim. Bağlantımı hiç koparmayacağım ve koparmasına da izin vermeyeceğim asla onun. Beraber parkta içip dertleşmedik mi? Kalbimde öldürdüğüm kişiyi ilk ona söyledim. Hiç bir çekindiğim bir şey yok artık kendisinden. Seviyorum seni mavi gökyüzünde uçan uçurtma.
Servet Saygınoğlu; Kendisi yazar. 3 yıl önce facebook üzerinden konuştuk ve geçen yıl kitap fuarında tanıştık ve dostum oldu kendisi. O kadar iyi yürekli bir insan ki ezilmenin ne olduğunu en iyi yazanlardan birisi. Kalemine güveniyorum kendisinin.
Emre Süner; Gizem Kayahan'ın imza günlerinde tanıştık. Pek samimiyetimiz yok ama çok iyi bir kız. Bir ara çaya davet edeceğim. Hayır diyemez. Ortak paydamız çok büyük. Kitap paydamız.
Gizem Kayahan; Kedisi yazar. Bilmeyen yoktur benim Gizem ile olan samimiyetimi. 3 yıldır tanışıyoruz kendisiyle. Yazdığı herşeyi okuyorum. Tüm kitaplarını okudum. Çok tatlı ve samimi birisi. Geleceğin Canan Tan'ı olmak istiyor. Onun yanında olacağım hep. Biliyorum o da benim yanımda olacak.
Sezen Aydın; Lisedeki edebiyat hocam. Kendisi bu hayatta tanıdığım en değerli hocalarımdan. Bilgisi ve kişiliği ile beni etkilemişti. Sonra da gösterdiği yol ile. Benim okumamı, edebiyat dünyasını sevmemi, konuşmamı, yaptıkarımın, şuan bulunduğum okulda olmamın, yazdığım senaryoların, hikayelerin, kitabın hatta bu yazının bile sebebi kendisi. Bana açtığı yolda elime verdiği fener ile ilerliyorum. İstanbul'da öğretmenlik yapıyor şuan. İstanbul'a ilk gittiğimde göreceğim ilk kişi kendisi. Ben de yeri bambaşkadır Sezen hocamın. İyi ki kader onu karşıma çıkardı. Çok iyi birisi. Eşiminde tıpkı kendisi gibi olmasını istiyorum Allah'tan.
Ve son olarak Ailem; Kardeşim ve babam. İkisi bambaşka. Ne sevindiklerini anlarım ne de üzüldüklerini. Ve tabi annem. Beni doğurdu saatte arıyor hep. Bu hayatta güvendiğim tek kişi. Ne derse yaparım. Onun kalbini kıranın hayatını karartırım. Hayatımın kadını kendisi. Hep yanımda hissediyorum. Hiç bir kadını onun kadar sevemem. O benim meleğim, ANNEM!

Yukarıda ismi geçen herkes cenazeme davet edilecek. 21 yıl öne doğdum. Yazmayı ve okumayı hep sevdim ama kimse bana kalem, defter ne de bir kitap hediye etti. Bekledim hep. Bunları geçtim üzerinde bir tane bile olsa bir mum olan pasta bekledim ama yoktu. Hüzünlendim. Artık herkese ettiği kadar değer var. Doğum günüdür dilek tutmak gerekir diye kendime ıslak kek aldım ve üzeri bir mum koyup dilek diledim. Yanımda kimsecikler yoktu ama gönlümde burada yazan herkes vardı. Buradaki kişilere telefonum 7/24 açık. Diğeri hiç boşuna aramasın açmam. Açmayacağım da. Eski Samet gitti. Artık yerine hiç egoistlik yapmadığı halde egoist dediniz ve artık o var. Bencil olmadan bencil dediniz o var artık. Haksız olduğunda hemen kabul edip çirkeflik yapmayan birisi vardı ve hiç sevmediğiniz onu ama artık çok çirkef birisi var. Kalemime kimse laf atamaz. Atacak olanın dilini yerine güzelce koyup kopartacağım. Yazdıklarıma laf atmaya kimsenin hakkı yok artık. Bundan sonra Türkiye'de neredeyse hiç kullanılmayan kelime olan "BİLMİYORUM"u benden çok duyacaksınız. Ve sizi kırdığımda neden sorunuzun cevabı artık "CANIM ÖYLE İSTEDİ" olacak. Buradaki insanlara her karşılaştığımda artık tokalaşmak yok. Direk boyunlarına sarılıp iki yanağından öpeceğim. Yeni hayatıma giren ilk kişiler sonuçta. Beni hatırladılar en başta.

Doğduğum günde yanımda olmayanların benim mutlu olduğum günlerde yanımda olmasına hiç gerek yok. Yeni insanlara yer açtım. Giden çok malum yer fazlasıyla. Artık kalbimi kimsenin kırmasına izin vermeyeceğim.

28 Haziran 2014 Cumartesi

Değişim

Uzun süredir hep değişim değişim diyordum artık onu yapmanı zamanı geldi fazlasıyla. Artık kimsenin beni üzmesine izin vermeyeceğim. Beni tanımak isteyen varsa burcuma baksın yeter. Dürüst olanlar olacak sadece. Siyasetçi cevapları verenlere güle güle diyorum artık 

28 Haziran

28 Haziran 1993 saat 13:12 de Finike'de dünyaya geldim. Aradan 21 yıl geçti. 21 yıl boyunca doğum gününü tam saatinde bir tek annem kutladı. 18 yaşına kadar annemin dışında kimse benim ne zaman doğduğumu bilmiyordu. 

Her 28 Haziran'da yıllardır hayatımda birşeyler değişiyor. 14. yaşıma girdiğim gün hastahanede hemşire gülümseyerek kolumdan kan almıştı. O günden beri o gülümsemeyi bana kimse gösteremedi. 18. yaşıma girdiğimde de bir hemşire gülümseyerek kolumdan kan almıştı. O yüzden kan vermeyi değil iğneden korkar oldum.


Kendim için hep bir dönüm noktası olmuştur doğum günüm. Yeni insanların hayatıma çok rahat girebildiği bir dönemdir. Kimseyle aramda birşey kalmaz o tarihten sonra. Herşeyi sıfırlıyorum. Doğum günümü unutmayıp hatırlayanlar ile samimiyetimiz zaten çok ayrıdır. 

Çok önem veren birisi değildim doğum günüme. 18. yaş günümden sonra herşey değişti. Nedenini bilmiyorum ama o günden sonra 28 Haziran'dan sonra yeni sayfa açmıyorum hayatımda. Yeni defter alıyorum hayatıma. Sıfırlıyorum geride kalan acıları. Tatlılar unutulmaz zaten.

Bu sefer farklı olacak ama. Beni üzenler ile bir daha bir araya gelmeyeceğim. Haklı olduğumda konuştukça bana egoist dediler, haksız olduğumda kabullenip susardım o zaman da çok pısırık dediler. Neden çirkeflik yapmadığımı hep merak ettiler. Çünkü bilmiyorlar ki benim hiç bir insanı üzmek gibi bir niyetimin olmadığını. Kimseyi üzmedim  bugüne kadar ama o kadar pişmanım ki üzmediğime. Üzmüş olsaydım keşke birilerini. O zaman benim iyi tanırlardı.

28 Haziran 2014 tarihinden sonra tamamen kapanıyor eski sayfalar. Kimseyi sevmeye çalışmayacağım. Herkese nötr olacağım. Nerede ne yaptığımı söylemeyeceğim. Türkiye'de pek kullanılmayan "BİLMİYORUM" kelimesini çok kullanacağım bildiğim halde. Benim okuduklarımı bana bilmiyormuşum gibi anlatanlar oldu hep. Biliyorum dedikçe hevesleri kırılmıştı. Artık heveslerini kırmayacağım. 

Canım bir şey istemediğinde yapmıyordum. Bana hep adam seçiyorsun, kızlar arasa koşa koşa gidersin dediler. Doğru dedikleri. Benim konuşmalarım sizi rahatsız ediyor ama kimse yok demesinler yanımda diye beni çağırıyorsunuz biliyorum bunu da. Ama artık yok. "CANIM ÖYLE İSTEDİ" diyeceğim çok şey olacak artık. Keyfime göre yaşayacağım. İstediğim zaman istediğim kişiyi arayacağım. Hiçbir arkadaşı param yok bir yere gitmeyelim demedim. Sadece kafam ağrıyor kaldıramam oraları dedim. Ama onlara ben bir yere gidelim dediğimde param yok diyorlardı ama bir saat sonra bir kafede birisi ile takılırlar. Para aşkı ile yanıp tutuşan ben oldum. Doğru paranın esiri benim. O yüzden param yok yapmam demiyorum. Kapitalist olan benim kimseyi aşağılamadan. Hiç çıkar ilişkim olmadı. Herkes çıkar ilişkisi ile yaşıyor. Sesimi çok çıkartacağım artık. Beni duymayan kalmasın. Sessizlik bozuyor.

Sertab Erener'in dediği gibi "Bana yeni bir gülecek neden lazım" diyorum. Artık yakınımdaki kişiler yüzümü güldürmüyor. Kalbime zarar veriyorlar. 



Bu sene iyi geçmedi, söylemem lazım

Kader beni seçmedi ama görmemem lazım

Belki birden bire yeniden başlamam gerek
Eskiden taptığımı bugün taşlamam gerek


Bundan sonra benim kafam hep güzel olacak. Sırt çantamı alıp gideceğim çok yer olacak. Yeni sayfalarım kalmadı artık kimseye ayıracak. Gelen defteriyle gelsin artık. Ben sevmekten yoruldum. Sevmeyeceğim kimseyi. Yalanlar söyleyip "seni seviyorum" diyeceğim. Çünkü bunlara ihtiyaçları var. Kimse söylemek istediklerini söylemez. Sadece duymak istediklerini söyler başkalarına. Hanginiz gerçekten sevdiğiniz için yanınızdaki kişiye tahammül ediyorsunuz? Mecbur olduğunuz için yanınızda o kişi. Benim bildiklerim, benim düşündüklerim bana artık. Egoist olacağım. Olmadığım için bana dediniz bari olayım da dediklerinize değsin. Dara düştüğünüzde ararsanız işte o zaman hesap günüdür. Sevgilisiyle kavga edip, paraya ihtiyacı olup, birisine ihtiyacı olan kişiler artık nasıl davrandığımı görecekler çok temiz. 

Kitabıma gömeceğim kendimi. Artık bitirmek istiyorum. Uzun metraj film senaryosuna da başladım. Yeni yeni kısa filmler çekeceğim. Artık benim üç tane sevgilim var. Kitaplarım, senaryolarım ve filmlerim. Kimseye okutmayacağım. Sadece görecekler o kadar. Kendisini değiştiremeyenler sadece dış görünüşü değiştirirler.



29 Haziran sabahı yeni bir ben, yeni bir hayat başlıyor benim için. 







21 Haziran 2014 Cumartesi

Benzemeyelim

İstemediklerimi bana yaptırmakta ne kadar ısrarkeş oluyorlar bazen. İstemiyorum dedikçe üzerime geliyorlar. Onu giymek istemiyorum diyorum inadına o kıyafeti getiriyor annem ısrarla giy diye. Gitmek istemi
yorum dedikçe kolumdan tutup götürüyor arkadaşım. Görüşmek istemiyorum seninle dememe rağmen inatla arayan ve sürekli görüşelim diyen birisi var. Birisi diyorum ona göre "kardeş"iyim ama bana hiç sormuyor. O benim neyim diye.

Sessizlik gelir geçer birisi gelip bağırınca. Huzurun kaçar huzur veren gidince. Mutlu olursun yanında olmasını istediğin kişi arayınca. Sahil, güneş ile daha da güzel oluyor tıpkı simit ve ayran gibi.

Yeri bir yer istiyorum oraya benzemek için. Yerimi değiştirmek istiyorum ya da yanımda olanı. Yanımda öyle birisini istiyorum ki "sevgilim" olmasın ama onun kulağına "seni seviyorum" diyebileyim. Elinden tutup sahilde sarmaş dolaş gezelim ama asla birbirimize "aşkım, sevgilim, bitanem" gibi sıfatlarla konuşmayalım.

Birbirimize benzemeliyiz. Edip Cansever'in dediği gibi "İnsan yaşadığı yere benzer"

6 Haziran 2014 Cuma

Haziran Gemisi "AWARE"

Haziran ayında yağan yağmur, Kışın içimizi ısıtan güneş...

Mevsimler, aylar ve hatta günler bile karıştı. Kışın yağmur yağdığında yazardık, söylerdik ve okurdum ama bu kış onu yapamadık. O ilhamını veren yağmur, insanın içini daraltan puslu ve nemli hava olmamıştı. Haziran geldi. Dünyaya geldiğim ay, muhtemelen de öleceğim ay olacak Haziran...

Hep neşe getirmişti Haziran bana. Doğum günüm 28. günü. 29 sabahı çok şey değişiyordu hayatımda. İçim kıpır kıpır oluyor. Ama bu yıl çok şey değiştirdim ben. Eski bene çok uzağım artık. İçimdeki magma değişmedi ama etrafındakiler çok değişti. Kitaplarımın arasında artık her türden kitaplar var ve hepsini okudum. Şuan yağmur yağıyor. Daha öncede Haziran'da yağmur yağardı ama iki-üç günü geçmezdi. Yaklaşık beş gündür güneşe hasretiz Haziran'da. Şikayet değil benim dile getirdiğim. Ben değiştim ama bir ben değişmemişim demek ki.

Küçükken her şeyi empirik bilgi ile öğrenirdik. Hala devam eden var mı bilmiyorum ama ben hala devam ediyorum. Mesela artık kimseye değer vermeyeceğim. İlk değeri hep ben veriyordum üzülen, ağlayan ben oluyordum. Artık ben değil onlar değer verecek ilk. Verirlerse ne ala vermezlerse mualla. Çıkar ilişkisi hiç gütmedim ama hep çıkar ilişkisi güden kişiliksiz kişilerle karşılaştım. Sınanıyor muydum bilmiyorum ama çok şey öğretti o kişiler bana. Hep diyorum birisi bana bir şey öğretmeli. Yoksa o kişiyi hiç tanımam. İsmini falan unuturum. Bana bir şey öğretene hep "hocam" derim. Bu kişi kim olursa olsun. Kimisi nasıl seveceğimi, nasıl yardım edeceğimi, nasıl konuşup-davranacağımı ve tabi kimisi de nasıl bir insana güvenilip arkasından nasıl işler çevrileceğini öğretti. Aşktan ve sevmekten soğutan da oldu beni. Onlara ayrı bir teşekkür etmek gerekir aslında. Sonuçta benim üzülmemi engellediler artık. Şöyle mesela. Ben ne zaman birine bir duygu besleyip büyütsem o duygum gelip beni ağlatıyordu hüngür hüngür. Artık kimseye duygu beslemeyeceğim. Duygularıma annelik yapmayacağım yani. Duygulara babalık yapacağım sadece. Aramızda bir bağ olmayacak birbirimize bağlayan.

Aşık olmayacağım artık. Sevmeyeceğim de kimseyi. Herkes benim için artık eşit uzaklıkta sınırlarıma. 28 Haziran 2014 00:00'dan 29 Haziran 2014 00:00'a kadar bir liste yapacağım. Beni o gün arayıp soranlar ve mutlu edenler olacak hep hayatımda. 29 Haziran 2014 00:01 anından itibaren o kişilerle samimi olacağım. Dostluğumuzu ve arkadaşlığımızı geliştireceğim. Kendimi değiştireceğim. Hayallerimin peşinden depar atacağım o gün. Ama tek bir şey değişmeyecek. Yüreğimin merkezinde bulunan sevgi magması. Artık o beni değil ben onu yöneteceğim.

Güvercinin kanatlarını çırpıp özgürlüğe gittiği gibi olacak herşey. Mutlu olacağım. Etrafıma pozitif enerji yayacağım. Biraz zaman gerekiyordu sadece. Hep bahsettiğim biraz zaman bu sefer çok yakın. "AWARE" gibi her şey bana. Olmasını istemiyorum ama öyle. Albert Einstein'ın dediği gibi "Güzel bir kadınla bir saat geçirirsiniz ama o size bir dakika gibi gelir." AWARE de öyle bir şey. Hiç bitmesin istemediğim bir an. Melis Danişmend'in de dediği gibi "Mutlu olmak için mutlu etmek yeter." Ben çok mutlu ettim ama mutlu olamadım. Demek ki çok yanlış yapmışım.

1 Temmuz 2014 tarihinden itibaren hep bana soğuksun diyen kişilere inat daha soğuk olacağım. Filmlerim ve kitaplarımla uğraşacağım. Kimseye ayıracak bir dakikam bile yok o bana ayırmamışsa. Hep doğru kişi yanlış durakta bekledim biliyorum. Bu yüzden durağımı değiştiriyorum. Gemiyi otobüs durağında bekledim ben. O gemi gelecek ve gideceğiz beraber ve tek bir hayatımız olacak.

Bu gemiye ben "Haziran Gemisi AWARE" diyorum. Her doğum günümden sonra küçük değişiklikler yapmıştım ama bu sefer tam anlamıyla "devrim" yapacağım kendimde. 29 Haziran'da değişecek herşey. O tarihe kadar yapacağım tüm hazırlıklarımı.

Haziran Gemisi gelecek
ve biz gideceğiz mutluluklara
Gemi gelecek gideceğim
bu yosun tutmuş duraktan





22 Mayıs 2014 Perşembe

Aşk Sevinceye Kadardır

Herkes kendine pay çıkarmalı aslında tüm biten aşklarından. Kimin hatası nerede, iyi görmeli.

Birisi severken başka birisini sevemezsin. Eğer yok ben seviyorum diyorsan ilkini sevmemişsin ikincisi de hiç sevemezsin. İki kişiyi sevmek olmaz aynı değerde. Ya birini çok seversin ya da sadece hoşlanırsın.

Hoşlanmak, "hani yanımda olsa da olur olmasa da. Önemli olan varlığı" demektir. Argoda çok güzel sözler var mevsimler için. En hoş olanı bence "Geldi mi bahar ayları, gevşer gönül yayları"dır. Her bahar geldiğinde daha da aşık oluruz.

Sever miyiz bilmem ama kesin aşık oluruz. Sevmeden aşık olunur. İlk önce aşık olunur sonra sevilir. Sevdikten sonra aşık olunmaz.

Aşk, yanında olmasını istemektir hep. Aşk, öyle bir şey ki en saçma şeyleri yaptırır sana herkesin içinde. Aşkı yaşarsın sonra o yerine yavaş yavaş sevgiye bırakır.

Sevmek, seni anlatıp yaşamasıdır o kişinin. Seni anlıyor ve sende onu anlıyorsan o zaman sevgi ortaya çıkar. Sevmek aşktan büyüktür.

Aşk ölür ama sevgi asla ölmez. Sevginin yerini hiçbir şey bırakamaz. Sevdiğinde hiç kusur görmezsin. Ne olursa olsun hep yanında olur sevdiğinde. Mesafeler sevmene engel değildir ama aşık olmana engeldir.


15 Mayıs 2014 Perşembe

SOrMA



13 Nisan günü saat 15:15 de Soma'da kömür madeninde sağ kurtulan işçilerin nedenini bilemediği bir patlama oldu. Uzmanlar içerideki trafonun patladığını söylüyorlar. Madendeki trafoların patlamaya ve yanmaya dayanıklı malzemelerden yapılması gerektiği halde.

14 Nisan günü Dokuz Eylül Gönüllüler Topluluğu (DEGT) olarak 12 arkadaş Soma'ya gittik. İçimizde yaşadığımız üzüntü yüzümüze yansıyordu. Soma'ya geldiğimizde sağ olsunlar bize yardımcı olan bir çok kişi oldu.

İzmir'den gitmekte geç kalmıştık biz. Soma'ya vardığımızda saat 21'e geliyordu. İlk olarak hemen aşevine gittik bize ihtiyaçları vardır diye. Oradaki yetkili kişiyle konuştuk "Sağ olun. Şuan için kimseye ihtiyacımız yok yeteri kadar yardım eden var" demesiyle yüzümüz düştü. Biz yardıma gelmiştik ve ilk gittiğimiz yer bizi geri çevirdi.

Hastahaneye doğru gittik. Her yerde polisler vardı. Öğlen cenazelerin teslimi sırasında bir çok eylem olmuş. Hepimiz siyah kıyafetler giymiştik. İçeriye giderken polislerden birisi eylem yapmaya mı geldiniz siz diye sordu. Şaşırmıştık. Neden böyle sordu diye sabah olanları öğrendikten sonra anlam verdik. Acil tarafına gittik ve ağlamalar ve cenazeler vardı. Yerlerde oturanlar ağıtlar yakıyor, sinir krizleri geçirenler vardı. En çok da içimizi yakan küçük çocuklarında ağlamasıydı.

Su, meyve suyu ve kek dağıtımı yaptık oraya gönüllüler tarafından gönderilmişti. Herkesin gözünde acı bir bekleyiş vardı. İçeride dışarıya çıkarılmayı bekleyen madencilerden herkes umudu kesmişti orada. Tek istedikleri cenazelerini teslim almaktı. Güçlü davranmaya çalışıyorlardı. Çocuklar ah o çocuklar....

Acil kapısının önüme ne zaman bir ambulans yanaşsa herkes oraya koşuyordu acaba kocam, kardeşim ya da babam diye koşuyor. Kameraların hepsi acı çeken aileleri çekiyor ama sadece çekiyorlar yayımlamıyorlar. Nerede bir slogan atan, protesto eden, ölenlerle hiç alakası olmayan kişiler varsa onları çekiyor ve onların söylediği saçma sapan şeyleri servis ediyorlardı.

İçeriden kendi imkanlarıyla çıkmış bir abiyle konuştuk acil kapısın önünde. Bize söylediği "Saat 15 de vardiya değişimi yapılır. Gündüz vardiyası ile gece vardiyası yer değiştirir. Gündüz vardiyası 700 kişiden, gece vardiyası 820 kişiden oluşuyor. Biz tam gireceğimiz sırada kapıdan 20 metre ileriye gittik ve bize geri çıkın patlama oldu denildi. Dışarıya bu şekilde çıkan yaklaşık 120 kişiydik. Dumandan etkilenen ve yaralı arkadaşlarımızı çıkardık dışarıya 80 kişi kadardı. Kendi imkanlarıyla çıkan 100 kişi vardı. İçeriye girenlerin kim olduğu belli. Çıkanlarda oradaki kapıdaki listeye yazılıyor. Kendi imkanlarıyla çıkan ayrı bir listeye yaralı olarak çıkanlar ayrı bir listeye yazılıyor. Ölüler direkt Kırkağaç'daki soğuk hava depolarına götürülüyor. Arkadaşımız 487. mühürü vurduğunu söyledi bize ama haberlerde 274 kişi öldü deniyor. Patlamadan sonra çıkarabildiklerimizi çıkardık ve havalandırma pervanesi ters çevirip hava akımı değiştirip içeride kalanları kurtarmak istedik. Madeni bilen işçilerle teknik görevli arkadaşlarla beraber yaptık. Havalandırma pervanesi ters çevirirken kapakların kapatılması gerekiyordu. 6 kapak var içeride. İşçiler 3'ünü kapattı ama teknisyen ve acemi madenci arkadaşlar kapakların kapatılması gerektiğini bilmediğinden içerideki yangın daha da büyüdü. 600'den fazla ölü olduğunu düşünüyoruz. İçeride kalanlardan sağ çıkmasını kimse beklemesin. Şuana kadar çıkan cenazelerde yanan yoktu ama içerideki arkadaşlarımız yanmıştır. Yanmamışlarsa bile gazdan etkilenerek ölmüşlerdir. İçeride bu kadar kişinin olduğunu herkes biliyor ama neden kimse söylemiyor ki tam sayıyı. Bize burada asgari ücret alıyorlar diyorlar ama burada asgari ücret alan kimse yok burada. 15 yaşında işçi var deniyor ama burada 18 yaşından küçük kimseyi bulamazsınız. Hepimizin sigortası ve sendikası var. Burada medya çok iyi çarpıtıyor gerçekleri" tüm bunları ağzımız açık dinledik.

Küçük bir kız çocuğunu annesine "Babam ne zaman gelecek anne" diye sorduğunu duyduk orada yıkıldık. Küçük çocuklara açıklamak çok zor durumu. Saatler ilerdikçe hastaneden gitmeye başladı çoğunluk. Gece 1 de kalabalık gitmişti. Sadece orada cenazesi bekleyenler kaldı. Umutları yoktu. Tek umutları cenazelerini alıp gidebilmek. Sonrası hiç düşünmüyorlar ve söylemiyorlar. Küçük bir kız çocuğuna su uzattığımda çok mutlu oldu ve annesinin yanına gidip "anne babam ne zaman gelecek" dedi ve ben orada yıkıldım. Biraz ileriye gittim orada 3-4 kişi konuşuyordu. "Sabah Osman abinin cenazesi var sonrasında Ahmet abinin de cenazesi var" diyorlardı. Çok normal gibi bir şeymiş gibi. Bunları duyduktan sonra ağladım.

Oradaki insanlar ölüme alışmışlar çoktan. Kimsenin yardımını istemiyoruz diye bağırıyorlar. Oraya gelen DİSK ve KESK eylem yapıyor ama neyi? Kimse onları istemiyor ama onlar orada hemen. Cenazeleri ağzına alan yok varsa yoksa maliyeti şu kadar o maden şu kadar kömür çıkartıyor şu kadar işçi çalışıyor... Hep para konuşuluyor insan hayatı yok ortada.

Bu ne ilk iş kazası ne de son iş kazası olacak. 3 gün ulusal yas ilan edildi ama 3 gün sonra unutulacak. Balık hafızası bir toplumuz sonuçta. Dünümüzle övünürüz bugünü yaşarak ama yarını sormadan.

Soma'yı kendine siyasi olarak çevirenler ölenler üzerinden prim yapıyor hala. Ölenler sizin hiç umurunuzda değil. Varsa yoksa siyasetiniz!

Keşke elimizden birşeyler gelseydi. Keşke Soma'ya bu nedenle gelmeseydik. KEŞKE KİM ÖLMESEYDİ...




14 Mayıs 2014 Çarşamba

Umut Arıyorum

Bir umut arıyorum gönlümün içindeki kişiden. Tek bir umut. Elini tutup gözlerinin içine baktığımda gülücükler fışkırsın dışarıya.

Umudum olsun yaşam sevincime. Yanında olduk ben huzurlu o ise mutlu olsun yeter. Ömrümün geri kalanının birlikte geçirmek istiyorum bana umut veren gizemli kişiden. Gizemli bir kişiyiz birbirimize. Ne ben onu iyi tanıyorum ne de o beni iyi tanıyor. Sadece tanıyoruz ismimizi.

Zamana bırakmak istemiyorum uzun süredir aradığım kişiyi. Yanında huzurluyum tanıştığımız ilk günden beri. Hep kitaplardan hoşlanan birileriyle çok kolay kaynaşmışımdır ama bu sefer çok farklı. Ona sarıldıkça içim huzur doluyor.

Uzaktan seviyorum onu. O da beni uzaktan sevsin istiyorum. Dile getirmeyelim sevgimizi ama sevelim. Gözlerimizin içinden anlaşılsın birbirimizi sevdiğimiz. Cesarete ihtiyacım yok benim artık. Sadece uygun bir zamana ihtiyacım var. Sadece uygun bir zaman ve umuda. Onun umut olduğunu düşünüyorum zamanı bulamadan.

30 Nisan 2014 Çarşamba

Yeni Bir Neden


Bu sene iyi geçmedi. Kime yakınlaşsam hemen sevgili yaptı ya da hep sevdiği birisi çıktı. Yeni bir hayat lazım bana. Takmayacağım, sevmeyeceğim, en iyi arkadaşlarımla dolu, beni sevmeyeceklerle dolu bir dünya lazım. 

Sertap'ın dediği gibi

Yeni bir aşk yeni bir iş
Yine gülecek bir neden lazım
Yeni bir haber yeni bir kader
Bunlar için bana şans lazım

Yeni bir duruş yeni dokunuş
Tek tek keşfetmem lazım
Yeni bir hayat gerisi bayat
Kendime yeni bir ben lazım

Günler güzel geçmedi unutmam lazım
Asıp yüzümü kalmışım azcık kırıtmam lazım
Hep içime atmışım anlatmam gerek
Hepsini bir kazana atıp toptan kaynatmam gerek

Sonra oturup sabahlara kadar, hatta sabahları geceleri kovalayıncaya kadar sohbet edip içimde biriktirdiğim ne varsa dışarıya atmam lazım. Kimse ile aşk dünyamı konuşmadım bugüne kadar. İçimde o kadar çok birikti ki anlatmam gerekenler içimde birer Ağrı Dağı oldu...

Yakın bir zamanda sırt çantamı alıp bir kaç günlüğüne Seferihisar'a gideceğim. Kimseye haber vermeyeceğim. Yanıma alacaklarım; bilgisayarım, telefonum, kameram, iki-üç parça kıyafetim olacak sadece. Hiç tanımadığım biriyle çok samimi sohbetler yapma zamanı geldi yine bende. Koşmak için yürümek, yürümek için düşmek gerek...

26 Nisan 2014 Cumartesi

Kitap Dostluğu

Bugün yani 26 Nisan 2014 günü çok ama çok güzel olacak. Çünkü kitap fuarına yıllardır hep tanışmayı istediğim ama bir türlü tanışamadığım Rahşan Ecevit, bana gazete okumayı alıştıran ve her İzmir'e geldiğinde hiç durmadan yanına gittiğim Can Dündar ve yaklaşık üç yıldır tanıdığım adını ilk kez "Denizin Külleri" kitabıyla duyup daha sonra Facebook ve Twitter üzerinde kendisiyle sohbet ettiğim Gizem Kayahan geliyor. Artık ona Gizem diyorum. Çünkü bana çok ama çok yakın birisi olarak tanıyorum kendisini.


İlk önce Rahşan Ecevit'le görüşmeye gittim. Yılların verdiği yorgunluk ve en önemlisi de hayat arkadaşı olan Bülent Ecevit'i unutamadığı ve hala acısını çektiği yüzünden okunuyordu. Onun dikkatini çekmişim fuarda. Bana okulumu sordu ve tatlı bir sohbet ettik. Benim diyeceklerim bittikten sonra yardımcısıyla beraber kulağıma yaklaşık "İzmir'de temsilcilik açacağız. Seni de orada aktif görmek istiyorum. Bu konuda ne düşünürsün?' diye sordular. Bunları duyunca kulaklarıma bir anda inanamadım. Düşünemez oldum. Karşımda Rahşan Ecevit ve bana bunları diyor. Ağzımdan tek bir cümle çıktı gerisi yoktu "Bana bu şerefi tattırmak istediğiniz için teşekkür ederim ve bunu düşünmeden kabul ediyorum" dedim ve Rahşan Ecevit ile fedalaştık. Yardımcısının asistanı koluma girdi ve iletişim bilgilerimi aldı. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Kabul ettim artık. DSP'ye yerel seçimde oy verdim diye benimle kavga edip konuşmayan arkadaşlarıma cevap olmuştur umarım bu yaşadığım. Siyaset yapmak değil amacım. Siyaseti sevmiyorum ama bildiğim doğruları başlarına aktarmakta istiyorum. İlerleyen süreçte neler olacak göreceğiz hep beraber.


Beni gazeteye alıştıran tek kişi vardır ama onu da beni alıştırdığım gazeteden kovdular. Cumhuriyet gazetesinden teklif aldı ve reddetmeden gitti Can Dündar. Cumhuriyet gazetesinde yazdığı ilk yazı çalışma masamın üzerinde asılı duruyor "Çıkan Kısmın Özeti" yazısı. Ntv'den, Milliyet'ten kovulmasını konuştuk. Biraz hüzünlüydü cevaplar ama gülerek cevap verdi sorularıma. Can Dündar'ı sevmeyen de var benim gibi onun gittiği yolu doğru olduğunu inanıp araştıran da. Sonuç olarak Can Dündar bu ülkenin kazandığı en iyi gazetecilerden birisidir. Kimseyi söyledikleri, yaptıkları ve düşündüklerinden dolayı dışlayamayız.


İlk kez adını 2011 Mayıs ayında Facebook da sayfasını gördüğümde duymuştum. Nasıl olabilir ki 15 yaşında bir kız kitap yazmış ve bunu piyasaya sürmüş olabilir diye. Kitabını almak için çok uğraştım ama bana gönderilen "Denizin Külleri" kitabında basım hatası vardı ve bende bundan dolayı geri gönderdim. Sonra baktım köşe yazıları yazıyor bir kaçını okudum. Sonra dedim "Gizem Kayahan desteği hak ediyor. Yazmış ve ego diye bir şey yok. Facebook'ta uzun uzadıya nice sohbetler yapmıştık. Böyle birisiyle kesinlikle tanışmak lazım"dedim. Geçen yıl fuara geldiğinde gitmiştim ailesiyle de tanışmıştım. İsmimi biliyordu o kadar sıcak sohbetler ettimişiz ki artık birbirimizi tanıyorduk. Bu yılda yanına gittim. Beni ilk öncesi halası gördü, sonra annesi Şükran hanım gördü ve bana sarıldı. "Geleceğini biliyorduk senin hepimiz. Akşam senden konuşmuştuk" demişti. "Gizem merhaba nasılsın" diye sorunca birden sevinç çığlığı attı. "En sevdiğim ve her zaman desteğini esirgemeyen Samet gelmiş" der demez yanıma gel dedi ve hemen sarıldık birbirimize. Herkes merak ediyordu neden benim arka tarafa geçtiğimi. Sonradan öğrendiler Gizem kendine yakın hissettiği herkesi yanına aldı ve sarıldı. Konuştuk biraz. İlk kez bu kadar sevinçliydi konuşurken. Beni bekliyormuş uzun zamandır görüşemedik demişti. Sarıldık birbirimize. Özlemişim kendine bunu hissettim sarılınca. Yanımda olmasını istediğim kişiler arasında en başta geliyor Gizem. Çünkü rahat anlaşıyoruz, ego yok, dinliyor, anlatıyor ve herşeyden önce herkesi seviyor. Gider öptüm kendisini ve elimi bırakmadı "gitmem lazım yoğunsun sonra yine görüşürüz kendine iyi bak" dedikten sonra hafif bir burukluk oldu ikimizde de ama sonuçta ayrılıp gitmek gerekiyordu. Daha çok beraber olacağız Gizem ile. 20 yıl sonra yazarlığın zirvesinde olduğunda da hatırlayacak bizi ve hiç unutmayacak çünkü biz ona inandık o bunu gördü ve devam ediyor yazmaya. Ona verdiğim kalem ile nice güzel hikayeler yazması dileğimle verdim.

Tanımak - Yaşamak



Susuyorum artık. Sadece susacağım. Bunca insanın beni kabullenememesinden dolayı susuyorum. Konuşmak ne kazandırdı ki bize susmak kaybettirsin değil mi?

Kitaplardan öğrendik her şeyi. Onlarla konuşurken hep sustuk ve öğrendik. Ama artık bir çok insan kitapla konuşuyor kitabı dinlemiyor. Kitaba olan saygı gitmiş, insana olan saygı yok olmuş. Artık kendinden aşağı gördüğün birini hemen hemen herkes dalga geçiyor herşeyiyle kendine bakmadan. Fotoğrafını çekersin o kişinin yüzünü unutmamam için zihninde.

Bunca zaman hep çok konuşmamdan dolayı hep şikayet ettiler. Susuyorum artık. Bu seferde sessizliğimden şikayetçiler. Ama şu var şikayetçiler hep aynı. Şikayet konusu hep aynı yine ben yine ben. Beni tanımıyor kimse. İşin garibi ben bile tanımıyorum. Çünkü tanımak için zaman kaybetmedim hiç. Gerekte yok birini tanımak için zaman harcamaya. Ne de olsa sonunda o kişi hep değişecek ve sizin zihninizdeki gibi olmayacak. Bu yüzden kimseye ismini sormam, nasıl birisi diye hiç düşünmem, elektrik alıp almam konusuna hiç takılmam, saygısı varsa birinin birisine o insanı tanıyorsundur. Saygı yoksa insanda yok ne olursa olsun. İster en yakın arkadaş, ister dost, isterse de ailenden birisi...

Tanımak nedir birisini yaşayamadıktan sonra? İsmini, cismini falan bilmek mi yoksa geleceğe dair kurduğu dünyanın içinde neler olduğunu bilmek mi? Çocuksu ve masum hayallerine saygı göstermedikten sonra tanımam bir işe yaramaz. Unutma bütün izlediğin dizilerdeki, filmlerdeki, dinlediğin ve çok sevdiğin şarkının ve sanatçının, okuduğun kitaplardaki yazarların isimlerini biliyorsun ama kendilerini asla bilmiyorsun. Bilmek için onları yaşaman gerekir.

Yaşamadıktan sonra yaşamışsın çok mu? Senin önünde engellese yollar o zaman neden o yolları görüp hala yol diyorsun ki? Sen sensin. Hayallerinde senin yaşamında. Bırak onlar koştursun seni kurduğun dünyanda...

24 Nisan 2014 Perşembe

Biz




Yine yalnız uyandığımız bir sabah. Evet "uyandığımız" dedim. Çünkü ben ve ruhum iki ayrı kişiyiz. İkimiz bir bedende yaşıyoruz ikimizinde bir özgürlüğü-bireyliği var. Ben yalnızsam o da yalnız, o biriyle aşk yaşıyorsa bende yaşıyorum demektir. Biz birbirimizi anlayan çok iyi bir çiftiz ama zamana karşı direniyor o, ben ise bıraktım gitti...

Uzun zamandır birileri yok hayatımda. İstiyorum da istemiyorum da aslında birini. Ruhumun huzurunu kaçırmayacak birisi olduğunu hissettiğim gün o kişinin yanına gidip konuşacağım. Ruhum kendine birini seçmiyor hiç. Ne zaman ne yapacağımızı kestiremiyoruz artık. Bir bakmışsın hiç tanımadığımız bir kızı durduk yere dudaklarından öpüyoruz, bir bakmışız en yakın arkadaşımızın kalbini bir güzel kırıyor özür dahi dilemiyoruz.

Bahar aylarında böyle oluyor ama hep bir bahardayız sanki. Sonbaharda da böyleydi, ilkbaharda da. İkisi de arka arkaya geliyor. Biz ne zaman huzur bulacağız ki? Hep anımızı yaşıyoruz. Ne zaman ne yapacağımızı biz bile bilmiyorken bir başkası bizi nasıl anlayacak biz anlayamadıkça?

Mutlu olmak için elimizden geleni yapmıyoruz galiba bence. Ruhumun derdi ne bilmiyorum ama benim derdim çok belli. Birisiyle artık çok ama çok mutlu olmak istiyorum. Sonunda ne kadar üzüleceksem üzüleyim kısa da sürse mutlu olayım. Birinin boynuma sarılıp "seni seviyorum öküz" deyip dudaklarımdan öpmesini istiyorum. Bende hiç ses yapmadan arkadan ona sarılıp korkutmak istiyorum. Çok şey değil istediklerim benim için ama ruhum için çok ama çok.

Ruhumu anlamak ne kadar zor olabilir diye sorduğumda hep cevap şu "ruh bedenin bütünüyse eğer, ruhu anlamıyorsam bedeni nasıl anlıyorum"???


21 Nisan 2014 Pazartesi

Oğlumun Bavulu




Babam kanıma girmese, müzisyen olacaktım. Ama onun bavulunda da şiirler, roman taslakları vardı. İnci gibi yazısıyla doldurduğu sayfalar peşimi bırakmadı. Benzer duygular bir Nobel töreninde ifade edilince, göz pınarları hareketleniyor insanın.

“Aslında her baba bir bavul bırakır oğluna. İçine yapamadıklarını, suya düşmüş hayallerini koyar. Bazen Orhan Pamuk’un babasınınki gibi “küçük, siyah bir bavul” olur. Bazen de hayali bavullar kalır biz oğullara.
Babamızı ne zaman özlesek onu açarız.

Geceleri, hanım ve çocuklar uyuyunca, hafızanın tavan arasına gider bakarız babadan kalma bavula. İçinde söylenmemiş sözler, kavuşulmamış sevdalar vardır. Bize açamadığı duygular vardır. Zaman ve mekân önemini kaybeder, bir devin kollarındaki çocuk oluruz yine. Oysa hüzünlüdür babamızın bavulu; onun “el âlem ne der?” diye yaşayamadıkları oradadır.

Onlara bakarak babamızı anlamaya çalışırız. Aslında ne kadar az tanıdığımızı düşünürüz kahramanımızı. Hayallerin neydi baba?” diye sormak isteriz: “Şu hayatta neler yapmak isterdin?”

Babalar oğullarını kendi içlerinde kalmış heveslere itmek ister. İpuçlarını da çaktırmadan bavulun içine koyarlar. Zamanı gelince oğullarına bırakıp babalar gibi çekilmek için hayat sahnesinden.



Bu satırları da çocuk parkında, kum havuzunda oynayan oğlumu seyrederken yazıyorum. Üstünde çok sevdiği kırmızı montu, kovasını nükleer bir ciddiyetle dolduruyor sarı kafa. Ona bakarken babamı, Orhan Bey’in babasını ve kendimi düşünüyorum. Oğlumun plastik küreği tutan küçük parmaklarından hangi enstrümana yatkın olduğunu keşfetmeye çalışıyorum. Şu dünyadan giderken ben de küçük bir bavul bırakırım belki. İçinde yedek gitar telleri ve yarım kalmış besteler olur. Sonrası ona kalmış artık; ister alır, ister satar.
Bavul oğlumun bavulu, el ne karışır?

                                                                                             Tuna Kiremitçi - 2006 Vatan Gazetesi

Bu yazı 2006 yılında Vatan Gazetesinin en son sayfasında yer alan Tuna Kiremitçi'nin yazısıdır. Kendisini bu yazıyla tanıdım. Çok şeyler anlatıyor yazı. Düne, bugüne ve geleceğe dair. Bu yazıyı okuduğumda 13 yaşındaydım. Şimdi 21 yaşıma giriyorum. 8 Yıl içinde daha fazla kitap okumayı, daha fazla araştırmayı bu yazıyla gaza getirdim kendimi. Bende oğluma ait olan bavulun içine hayallerimin, sevgimin ve en önemlisi de ona olan İNANCIMI koymak için hazırlanıyorum. Daha annesiyle tanışmadım ama yakındır herhalde tanışmamız. Bilmiyorlar ki babalarının ne kadar da HAYALPEREST olduklarını!


19 Nisan 2014 Cumartesi

Arkait Duygular



Yine bir garip duygu var içimde. Gitmek istersin ama gitmek için bir yolun yok, koşmak istersin ama ayaklarında derman yok. İşte öyle bir şey var duygularımda. Ayağa kalktılar yine ama bu sefer amacı olmadan. Yüreğimde birisini arıyor duygularım ama yok!

Yağmur yağıyor, herkes hızlı adımlarla bir yere gitmek için acele ederken ben tam tersine yolumu uzatıyorum, şemsiyemi kapatıp yağmurda ıslanmayı seçiyorum. Hasta olacağımı biliyorum ama yapıyorum bir kere. Ya birisi elimden tutacak benim ya da hemşire yataktan kalkmamam için beni tutacak. Birinin beni tutmasına ihtiyacım var. Böyle gitmeye devam ederse çevrim dışı olacağım.

Arkait duygular içimdeyim yine ama elimden gelen yok. Sevmek istiyorum ama sevemiyorum ki. Çünkü kendini sevmeme izin vermiyor. Çok şey istemiyorum aslında. Her yağmur yağdığında beraber yataktan hiç çıkmayalım, kahvaltımızı yatakta yapalım ama ben hazırlayacağım, beraber kahvemizi, çayımızı ve sıcak çikolatamızı içelim, birbirimize kitap ve şiir okuyalım. Havalar güzel olduğunda kendimizi sahile atalım, çimlere uzanıp birbirimizin üzerine yatalım istiyorum. Bunlar zor değil. Sadece kendisini sevmeme izin versin yeter.

Kaktüse benzetiyorum onu aslında. Kaktüs bir çiçektir. Çiçekler suyu çok sever ama kaktüs sevmez hiç. Kaktüse su verdikçe ölüme terk eder kendini. Kaktüs gibi yaşamak istiyorum. Az su uzun ömür, az aşk kısa ömür.

11 Nisan 2014 Cuma

Yağmur



Dışarıda ne güzel de yağıyor yağmur. Biz içeride onun güzelliğini ve çıkardığı sedaları dinliyoruz. Yağmur kimi için bereket kimi için ise bir yıkımdır. Her şeyin çoğu zarardır. Yağmur ile temizler kendi bedenini hava. Tüm kirini yere ve insanların üzerine atar. İade eder aslında tüm kirleri bize. Çünkü biz kirlettik o da bize geri veriyor. 

Yağmurlardan en çok korkanlardan arasında kim ne derse desin evi olmayan, evinin çatısı akan, evinden çıkınca yolların çok çamur olması ve gidecek yolu olmayanlar şikayetçidir. Rahmete şikayet edilmez ama öyle bir durumdur yağmur yağında insandaki ruh hali. Yağmur yağınca kaçar şeker misali eriyeceğinden. Evi olmayanların durumunu evi olanlar bilmez. Öyle bir durumu yaşamış olmaları gerekiyor. 

Yağmur kimi için sevinç kaynağıdır. Buğdayınız varsa tarlada en çok istediğiniz Nisan yağmurudur tıpkı şimdiki gibi. Nisan yağmurları her şaşırtır bereketiyle. Isınmaya başlayan hava insanları bunaltmaya başlar. Nisan yağmurları rahattır hemen herkesi. 

Bunaltıcı hava gider yerine çok güzel ve tertemiz bir hava gelir. Yeni doğmuş çocuk gibi. Yağmurun sesiyle uyumak çok iyi gelir gergin bir vücuda. Yağmur rahattır. Çok daralınca yağmurun altına geçip ıslanmak gerekir. 

Yağmurda beraber ıslanacağınız birisi yoksa gerçekten yalnızsınızdır. Yanınızda değildir o. Yağmurun altında temizlenmek gerekir beraber. Tüm kirleri geri bırakmam için. Yağmur. Kimine rahmet, kimine bela, kimine de huzur...

10 Nisan 2014 Perşembe

Bir Şeyler Eksik Bu Hayatımda

Çok eksik hissediyorum kendimi bu aralar. Hani birini beklersin gelecek diye ama gelmeyeceğini bile bile beklersin sonra biraz pişmanlık duyarsın ya öyle bir şey. Ekmeğin üzerine sürülmüş reçel misali gibiyim. Damlayacak diye özene bezene sürersin ekmeğin üzerine ama beş saniye sonra onu yersin ve öldürürsün.


Bu aralar hiç bir arkadaşımla geçinemiyorum. Biraz hata bende kabul ediyorum. Ben hatayı onların değişimini görüp de uzaklaşmayarak yaptım. Çıkar ilişkilerini hiç bir zaman görmedim bilerek. Çıkar ilişkisi de düşünmedim hiç. Ama onlar artık hep öyle olmuş. Telefonla arıyorsun "Naber ya nasılsın. Seni merak ettim uzun zamandır sesin soluğun çıkmıyor" dedim arkasından gelen cevap yağmurlu bir havada kafana çakan şimşek misali gibiydi "Ne istiyorsun". Bu sözü duyduktan sonra hiç tereddüt etmeden telefonu "şak" diye kapattım. Telefonun rehberinden de sildim onu. Benim hayatımda böyle insanlara yer yok artık kim olursa olsun. Sevgimden bile çıkar umuyorlar. Çıkar için sevmedim ki hiçbir arkadaşımı, sadece iyi bir insan olduğu için sevdim. Değişimlerini göremeyerek.

Birisini istiyorum sadece tek bir kişiyi istiyorum. Benden olgun olsun ama hep karşımda dursun arkamda değil. Beni alsın götürsün ileriye, sonra ben onu geriye getireyim "bak burası olmadı yeniden yaşayalım o anı" diyerek. Ona güveneyim. En başta "seveyim". Kitabını alıp deniz kıyısına gittiğinde hemen bana haber verebilecek birisi. Ben aradığımda telefonuma bakmamazlık yapmayacak birisi...

Bu aralar dediğim gibi çok eksik hissediyorum kendimi. Sevgili değil istediğim. Arkadaştan/dosttan bira ileri, sevgiliden biraz geri. Kısacası beraber deli dolu şeyler yapabileceğim kişiler istiyorum artık yanımda. Karşı masada oturan çiftin yanına gidip kıza evlenme teklifi edip erkeği zor duruma sokmak, hiç tanımadığımız birilerin yanına oturup sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi sohbetlerine ortak olmak istiyorum. Deli dolu anı yaşamak istiyorum ne kadar bunları yapabilecek kapasite de göremiyorsanız da bende. Su misali gibiyim biraz. Normal sıcaklığına gelirsem huzur, çok soğuk bir ortama gelirsem buzdan da soğuk, çok sıcak bir ortama gelirsem de kızgın demirden daha kızgın olurum. Sonuçta ben yengeç erkeğiyim. Bir şeyler için uygun ortam lazım. İskoçya'da etek giymek yadırganmaz ama Türkiye'de erkeğin etek giymesi yadırganır. Çünkü yeri ve zamanı burası hiç değil.

Koluna girip kitapçıya götürebileceğim bir dost/arkadaş arıyorum ne zamandır kendime. Şu ana kadar benimle ne kütüphaneye ne de kitapçıya gelen bir arkadaşım oldu. Onlar o ortamları sevmiyorlarmış. Ne güzel insanlarla tanıştım ben o kitapçılarda. İsimlerini sormadan oturup çay içtim onlarla. Ne ben sordum isimlerini ne de onlar. Karşılıklı olarak anladık birbirimizi. İsimlerin gelip geçici olduğunu ikimizde biliyorduk o yüzden gelip geçmesin diye ismimizi söylemedik birbirimize. Sevdiğim insanlara hiçbir zaman ismini sormam gelip geçmesin diye.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Acının Coğrafyası

kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren 
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.

Turgut Uyar

6 Nisan 2014 Pazar

Hayatımın Açık Kalan Penceresinden Bir Bakış

Kendi çapımda kurduğum dünyada eğleniyorum aslında. Hobi olarak yaptıklarımdan zevk alıyorum sonra bakıyorum onlar işim olmuş gibi.

Kitap yazayım dedim ilerledikçe benimsedim. Sonra baktım kendimi senaryo yazarken buldum. Bir de baktım film çekiyorum. Sonra bir dönüp bir daha baktım 6 kısa film çekmişim birbirinden farklı kötüden iyiye doğru. Dokuz Eylül Üniversitesinde İşletme okuyan benim ama kafa görüldüğü gibi çok değişik yerlerde. Sonra o kadar borsa oynuyorum bari okulunu da okuyayım dedim Anadolu Üniversitesi'den de Sermaye Piyasası ve Menkul Kıymetler okuyorum. 

Antalya'da geçtim ömrümün 18 yılı. 3 yıldır İzmir'deyim ama sanki yıllarca aradığım yer burasıymış gibiydi. Karşıyaka da olduğum her gün yeni bir ben varım sanki. Asansör'e gidip orada içtiğim bir bardak çayın tadı bambaşka. İzmir'in kızları meşhur diyorlardı güzellikleriyle ama bence güzellikleriyle birlikte davranışları, entellektüel bilgileri, hiç bir zaman seni terslemeyen bir yapısı ve benim için en önemlisi de hiç tanımadığın birinin masasına oturup çok rahat sohbet edebiliyorsun. Bir kere olsun 3 yıl boyunca bana böyle yaptığım için kötü davranan kız görmedim. 

Ve son olarak da İzmir de yaşayan (benim için gerçek İzmir'liler onlar aslında) teyzeler ve amcalarım. Ne zaman zorlansanız elinizde bir torba varken hemen gelir o teyze ve amcalarım. Kendi yaşlarına ve güçlerine bakmadan. Seni severler insan olduğundan ötürü. Sonradan görme değil İzmir'in gerçek ev sahipleri. Memleketim olan Antalya'da bunları söylemekte çok ama çok zorlanıyorum. Sonradan görme bir çoğu. Seni sevmez sen olduğun için. Onun olmasını istediğin kişiysen eğer seni sever.

Korkuyorum

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Yine aşık olmuşum farkında olmadan. Tanıyorum mu onu? Hayır. O beni tanıyor mu? Hayır. Aşık olmuşum sadece. Ben nereden biliyorum diye soruyorsanız bana cevabı midem veriyor. Ne zaman aşık olsam gastritim artar. Çünkü aşık olunca heyecandan ne bulduysam yemeye başlarım. Son aşık olduğumda hiç ama hiç sevmediğim halde (kimse bana yediremez de) acılı turşu yemiştim. Üç gün boyunca doktora gittim. Yediğim iğnenin, attığım hapın haddi hesabı yok...

Aşık olunca aslında biraz da korkuyorum kendimden. Ne zaman aşık olsam hep değişmişimdir. Şimdi bunu diyorum ama beni bilenlerde sanacak ki değişimi sevmeyen biri sanki diyecek ama aslında ben neredeyse her hafta değişim yaparım birşeylerde. Belki de değişim yapamayacağımdan korkuyorum ama aşık olunca değişeceğimden korkuyorum. Değişimi seviyorum ama değişmemek üzere değişirsem o zaman kötü işte...

Bahar geldi yine. Aşık olmak gerekir birilerine. Bir bakıma ister istemez birine aşık oluruz bahar geldiğinde. Kanımız kaynar, içimiz kıpır kıpırdır her baharda. Ne zaman ne yapacağımızı bilemeyiz bu aylarda. Sevmediğimiz kişiyi birden sevebilir, çok sevdiğimiz birinden hemen soğuyabiliriz.

Her bahar geldiğinde hemen hemen her radyoda Candan Erçetin - Bahar şarkısı çalar. Şarkının belki de en etkileyici sözlerinde biri de "Bahar geldiğinde mi böyle olurum yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar". Bu sorunun cevabı herkese göre değişiyor. Zamanı gelmeden bir şey olamaz asla. Biz böyle olmak istediğimiz için de gelir bahar, bahar zamanı geldiği içinde böyle olabiliriz. Benim en çok korktuğum zaman bahar aylarıdır. Biri seversin her baharda, arkasından koşarsın uzun bir süre. Sonra döner bakarsın ki yanlış kişiymiş dersin. Bahar biraz da aldatır bizi aslında sevdiğimizle. Zamanımızı çalar bahar.

Korkuyorum aslında bu baharda da birine aşık olacağımdan. Her baharda birine aşık oldum ve hepsi benim gözümde "zaman kaybı"ydı. Baharı kötülemiyorum ben zamanlamamı kutluyorum. Geceleri balkona çıkıp Candan Erçetin, Sezen Aksu, Ezginin Günlüğü... müzikleri dinleyen birisiyim. Yalnızlığımla çok beraber oldum ayrılmaktan da korkuyorum belki. Ama her şey bir yana yalnızlık benim en yakın dostum oldu her zaman. Kimse yokken o vardı hep. Hüznümü de bilir mutluluğumu da. En kadim dostumu bir köşeye atmak istemem ama ona benimle gel üçümüz çok mutlu olacağız dediğimde hep kaçan oydu benim yerime. Yalnızlığımı da yanıma almak istiyorum birine severken. Üç kişi olacağız biz. Zamanla aramıza dördüncü olarak çocuğumuzda gelecek. Dört kişilik bir aile olacağız çekirdek misali çıtlatmalık.

Korkmak yersiz gibi bu kadar hoş hayallerin üzerine ama korkuyorum. Bu bahar ya o baharsa diyerekten. Yanlış kişiyi bulmak istemiyorum artık bıktım. Doğru kişiyi arıyorum bırakmamak üzere. Nerede ne yapıyor bilmiyorum ama ben onu düşünüyorum bu yazımda da olduğu gibi. Kalbime bir eş arıyorum korkarak.

9 Mart 2014 Pazar

Zamansız

Her şeyin zamanı vardır. Sen ne zaman yaparsan yap onun zamanı gelmemişse ne seversin ne de hoşuna gider. Tam aksine ondan nefret etmeye başlarsın. Seninle bütünleşmeye zamanı vardır.

Arkadaşın senin elinden tutup zorla sinemaya götürür. Filmi izlersiniz. O filmden çok etkilenmiştir ama sen öyle düşünmüyorsun. Filmi kötülüyorsun sürekli üstelik. Filmin zamanı gelmemiş senin için. Sen filmin değildir o zamanı gelinceye kadar.

Kitapçıya girersin bir kitabı eline alırsın ve hoşuna gider. Ne atlattığı hakkında bilgin yoktur ama kitap nedense kendine çeker seni. Kitabı okuma zamanının geldiğinin göstergesidir. Okuduğun her kitabı sevemezsin zamanı gelmeden. Hatta yarıda bıraktığın kitaplara bak bir de. Onları biraz zaman geçtikten sonra tekrar eline al ve okumaya başla. Bak bakalım nasıl da hemen bitiyor.

Radyoyu açarsın biraz kafa dağıtmak için. En çok sevdiğin radyo istasyonunu açarsın ama o anda dinlediğin müzik seni biraz kötü yapmıştır. Daha sonra o müziği yine duyarsın ama bu sefer seni etkiler. Müziğin ruhuna işleme zamanı yeni gelmiştir.

Her şeyi kötülemeyi bırak. Sadece zamana bırak. Zamanı gelince her şey zaten seninle olacak. Zamansız olan şeyleri kötüleme. Dünya üzerinde hiçbir şey kötü değildir. Sadece zamanı gelmemiştir senin için o kadar. Zamanı geldiğinde herşey bak bakalım nasıl da güzel olacak.

Sevmenin de zamanı var. Ama o zaman ne zaman kimse bilemez. Birisinden hoşlanırsın ama o senden hoşlanmaz. Onun gittiği her yere gidersin onunla karşılaşa bilmek için. Seni görmezden gelir sen her yerine kadar o olmuşken. İstediğin senin onun için yanıp tutuştuğunu görmesidir. Ama o görmez çünkü onun ve senin aşık olma zamanın aynı zaman diliminde değildir. Birini gerçekten sevmesi için ikinizin de aynı zaman diliminde yaşamanız lazım.

Okumayı yarım bıraktığın kitap gibidir aşk. İlk başta gitmez ya da gelmez. Sonra eline alırsın tam zamanın da işte o zaman herşeyin olur. Gitmesi için hiçbir neden yoktur. Kalır yanında seninle bütünleşir tek vücut olur.

Zamanı gelmeden birşeyi yapmak yağmur yağarken yanında şemsiyenin olmayıp kuru kalmayı beklemek gibidir. Zamansız olan sen değilsindir unutma. Zaman ile senin istediğin aynı dilimde değildir. İkinizin ortak paydasında geldiğinde herşey olur. Bırak olacağına herşeyi.

3 Şubat 2014 Pazartesi

Kadın ve Şarap

Bir kadının en iyi yaşı 28'dir. 28 yaşına gelen bir kadın geride bıraktığı 27 yıldan daha güzel, daha çekici ve daha bilgilidir. Çünkü, o geride bıraktığı 27 yılda hayattan ve gerçeklerden çok şey öğrenmiştir.

Kadın da bir şaraptır. Yıllandıkça değeri ve tadı artar. Çok eski bir şarabı zorlanılabilir. Tadı çok keskindir. Herkes içmekte zorlanabilir. Tıpkı bir kadının ilerleyen yaşına rağmen her şeyden haberi olması gibi. 28 yaşından sonra hiçbir kadını bir şeye inandırmak daha önceki yaşlarına göre kolay değildir.

3 yaşındaki bir kız çocuğuna biraz sempatik tavırlar yapın dikkatini çekersiniz. 5 yaşındakine şeker verin size sarılır. 10 yaşında biraz daha agresif olmasına rağmen "çok güzelsin" diyin hemen size sarılır. 15 yaşına gelince artık kimseyi beğenmeye bilir. Çok şey bilir. Bir çok hayali ve sahip olmak istediği vardır. Bu zamanlarda yapmanız gereken sadece o kurduğu "pembe dünyayı" dinlemektir. Omzunuzda uyur. 18 yaşına gelince artık biraz büyüdüğünü ve bazı gerçekleri görür. İli ve sevgi hastası olur. Sarılmalısın sürekli ona. Hayatına değer ve önem katman gerekir. Hayatına bir erkeği alma girişimleri çoktan başlamıştır ama 18 yaşında artık belli bir sınırları vardır. O sınırları aşanları sever. Onları düşünür ve onlardan bir şeyler bekler. En zor dönemdir. İstediği ile istemediğini anlamak arasında çok ince bir çizgi var. O çizgiyi bulmak çok zor bir iştir. 18 yaşındaki bir kıza ilgi gösterin. 20 yaşına geldiğinde artık oturmuş kişiliği ve deli sakinliği vardır. Sakin sakin otururken birden eğlenmek ister. Sınır yoktur hayatında. O an ne isterse o. Capre Diem artık hayat felsefesi niteliğindedir. Gülebildiği kadar gülsün ama üzgün olduğunda ağlamasına izin verip omzunuzda uyumalı. Artık birilerinin ona sarılma zamanı gelmiştir. Beraber uyurken öyle çok sert sıkar ki seni sanırsın boğacak. Sarıldığı insanların hayatından gitmemesi için tüm çabası. 25 yaşına geldiğinde geride bıraktığı 5 yılda çok şey öğrendi. Herkes sevilmez, herkesin omzunda ağlayıp uyunmaz, herkesin boynuna sarılmaz. Kolay kolay kimseyi almaz hayatına. Tek söylediği "gelen gelir. Benim onu çağırmama gerek yok. Çok isterse zaten burada olur" der hep. 25 yaşına kadar hep kendi üzerinde yeni tarzlar deneyip durmuştur. 25 yaşında artık kendi tarz ve zevkini kazanır. Herkesin değerini anlamıştır. Kimi isterse onu hemen yanına çağırır. Tüm kıyafetleri artık onu her seferinde bambaşka birisi yapar. Kendine bakımı artırır artık. Yaşının ilerlediğinin farkındadır artık. Zaman tahmin ettiğinden bile daha hızlı artık. Kurduğu pembe dünyanın artık rengi değişmiştir. Tam bir rengi yoktur artık. 27 yaşına gelince birden düşünür geride bıraktığı 26 yıl nasıl geçti diye. Ama asıl kafasındaki soru son 2 neden bu kadar hızlı geçti. Olgunlaşıyor ya da hızlı bir şekilde yaşlanıyor. Kimseyi dinlemiyor artık. Asi değil kendi dünyasının sahibi artık. Hep değişim ve bilgi birikim sahibiydi. Kafasına geleni giyip gezer. Bir hafta sonu bilmediği bir şehre gidip tanımadığı biriyle yemek yiyebilir. 27 yaşında artık hayatının en güzel dönemine hazırlığın son aşamasıdır. Bugüne kadar yaptığı her şey 28 yaşında yaşayacağı en iyi yıla kadar ki hazırlıktır. 28 yaşına girdiğinde artık radikal kararları vardır. Ona baktığında giyinmekten en iyi, bakından en iyi, zevki artık çok daha iyi, sohbet ortamı iyi, herkesi sever artık. Ona bakınca tam anlamıyla "için gider" hep yanında olmasını istediğin birisine dönmüştür artık.

Bir kadın ile şarap aynı orandadır. 30 yıllık şarap ağır gelir içilmekte zorlanırsın. Ama 28 yıllık şarabın her yudumunda ayrı zevk alırsın. Doğduğunda üzüm bağı dikilir. 3 yılda ilk üzüm, 5 yılda tatlılaşır, 10 yılda ilk şarap yapılır, 15(şarap 5) yaşında değeri anlaşılır, 18(şarap 8) yaşında kıymetini anlarsın, 20(şarap 10) yaşında hep ona bakarsın özenle saklamak için, 25 (şarap 15) yaşında şişeyle konuşursun biraz, 27 (şarap 17) yaşında tüm dertlerini ona anlatırsın. 28 (şarap 18) yaşında geldiğinde artık senden ayrılmasından korkup yanında olmasını istersin ve kanına karıştırırsın. Ölünceye kadar kanında gezer.