Hayal dünyamız ne kadar da güzel geliyor bazen. Her şey istediğim gibi. İstemediğimiz hiç bir şey yok orada. Kimi istiyorsak o var. Gereksiz kimse yok. Engel olmaya çalışan yok. Hayallerimizin önüne geçen yok.
İlk sevgilimizi hatırlar mıyız hiç? Aslında hatırlamak gerek. İlkti çünkü. Unutulmaz. Unutulamaz. Çok hatamızda olsa hep gülümseyerek hatırlarız. Öyle hatırlamıyorsak da öyle hatırlamalıyız. Onunla beraber ne kadar da güzel hayaller kurardık. Sonra o hayal dünyamızı birbirimize anlatıp, kahkahalar atarak gülerdik. Peki bize orada karışan, müdahale eden var mıydı?
İlkin verdiği tadı, zevki daha sonrası/sonraki veremez. Tıpkı susadığımız da ilk içtiğimiz bir bardak su gibi. Sonrası o kadar da rahatlatmaz bizi. Kurulan o kadar hayalimiz var ki yıkılandan az. En çok hayallerimiz yıkılır, kurulmadan. Belki malzemeden çalıyoruz, belki de hayat bizi çalıyordu. Büyük bir bilinmezlik sonuçta.
Bir dünya kurdum hayalimde. Zor anlarımda hep oraya kaçarım. Rahatlatır orası beni. Kimseyi koymadım oraya. Huzuru bozmasın diye. Zamanlar birileri o hayal dünyamın içinde yer alacak o zamanı ben bile bilmiyorum. Yeri ve zamanı geldiğinde o dünyamda yaşamaya değer insanlar bulacağıma inanıyorum.
Kusursuz bir dünya kurmadım. Şimdikinden daha az kusurlu. En azından içine yalan, yanlış, hile koymadım. Üzülmemek için hep. Tek kusuru bana göre orayı hak edebilecek insanları bir türlü seçememem. Öyle kolay değil. Zamanla kendilerinin girmesini istiyorum ama çok uzun zamandır orada yalnızım. Belki de daha da yalnız kalmaya devam edeceğim. Sonun ne olacağını bilemem ama sonucu belki değiştirebilirim. Tıpkı son saniye golü gibi.
Kimileri arayış içerisinde olduğumu düşünüyorum. Haksız değiller aslında. Kusursuz olan minik hayal dünyama yaşamaya değer insanları bulma arayışındayım. Zaman, insanları gerçek yüzünü gösterdiği için bir türlü bulamadığımı düşünüyorum. O yüzden minik hayal dünyamda zaman kavramı yok.
Okunacak o kadar çok kitap, dinlenecek o kadar güzel müzik ve izlenecek o kadar sayısız film varken hayat bu kadar sıkıcı olmamalı olamaz
28 Mayıs 2013 Salı
24 Mayıs 2013 Cuma
Kuş Gibi Ol
Koşarsın. Yorulursun. Nefes nefese kalırsın. Yağmur yağar. Islanırsın. Görenler deli sanır seni. Evet deli gibi hissedersin o zaman. Deli olmak suç değil. Bir ayrıcalıktır aslında. Neden mi? Çünkü seni sınırlayan bir şey yok. Kimseyi dinlemiyorsun. Keyfin yetene kadar istediğini yaparsın. Kimsenin kurduğun o küçük dünyaya müdahale etmesine izin vermezsin. Tıpkı sevdiğin gibi.
Kafamda hep bir çatlak var. O çatlağın olduğu yeri, bana verdiği zararı biliyorum ama verdiği zarardan çok yararı var. Kısıtlamıyor bir kere. Küçük düşme, utanma ya da çekinme gibi duygular ya da hisler o çatlaktan çıkıp gidiyor. Ezdirmezsin o zaman kendini. Kimseye zararın olmadan kendi bildiğini yaparsın.
Bir kuş kondu geçen gün pencereme. Konmaz değil ama çok zaman geçmişti pencereme bir kuşun konmayışı. İzledim bir müddet onu. Gözlerinin içine bakmaya çalışıyordum. Bu çalışmamı kolaylaştırmak istercesine bana döndü ve o benim gözlerimin içine baktı uzun uzadıya. Çok tuhaf oldum. Sanki denizin üzerinde koşuyorum da kıyıdan annem çağırıyormuş gibi istekli bir şekilde yürüyordum. Konuşmak istiyordum onunla ama uçtu. Tıpkı birisini severken önüne çıkan engelleri aşmak için kendi kanatlarını kullandığın gibi.
Birisini sevmek zor değil. Zor olan o kişide kendimizi bulabilmektir. Senin gibi çatlak değil, kendi kanatlarıyla istediği yere uçmuyor ise onu sevmenin bir anlamı yoktur aslında. Elinden tuttuğunda kafanda bir plan olmadan, kimseyi dinlemeden mutlu olabiliyorsan tamamdır.
Kimsenin arayıcılığı ile sevme birisini. Çünkü hiç kimse kendi beğendiği bir malı başkasına sunmaz. Kendi işini kendin yap ki mutlu da mutsuz da olan sen ol. Tıpkı yürümeye ilk başladığın gibi. Kollarından tutulmadan yürümeyi öğrenmedin ama kendin yürüdün. Öyle de sev. Ama gerçek sev ki üzüldüğünde gözünden yaş gelmesin. Üzüldüğünde kahkaha atabilesin. Yoksa sevmenin ne anlamı var.
21 Mayıs 2013 Salı
Yüreğimin Sessizliği
Derin bir sessizlik oluyor bazen yüreğimin derinliklerinde. Sonra o sessizliğe kulak veriyorum. Bir ses duyuyorum çok derinliklerden gelen. Ne olduğuma anlam veremiyorum bir türlü. Sadece dinliyorum yüreğimin sessizliğindeki çığlıkları.
Uzun bir süre dinledikten sonra o seslerin tanıdık olduğuna kanaat getiriyorum. Sonra beynimin içinde o seslerin kime ait olduğuna anlamak için bütün yüzleri ve sesleri eşleştirmeye çalışıyorum.
Hepsini eşleştirdim zihnimdeki yüzlerle. Hepsini tanıdım hemen. Hep kalbini kırdıklarımın sesiydi. En zayıf olduğum anda yoklamışlardı. Sessizlik benim en zayıf ama en dayanıklı olduğum andı. Bu sefer farklıydı. Neler hissettiğimi bilemiyorum şimdi. Çok mu kırmıştım acaba o insanların kalbini de şimdi beni en güçlü zayıf anımda yakaladılar?
Haklılar aslında. Bir çoğunu yüzüstü bırakmıştım. Ama kendim için değil onların geleceği için kırdım aslında onların kalbini. Benim ile ağlayıp zaman kaybedeceklerinden ise biraz ağlayıp beni unutup yeni aşklara yelken açmaları daha iyidir.
Ben onlarla geleceğe yelken açsaydım eğer beni unutmak için döktükleri yaşları her gün dökeceklerdi. Onlarda değil suç. Benim çok çabuk sıkılıp onları geride bırakmamdır. Bu huyumdan vazgeçemiyorum bir türlü.
Onları kırdım hep. Beni unuttular ama hep yüreklerinin bir yerinde ben varım o yüzden hep en güçlü zayıf anımda hep buluyorlar beni. Onları hayatları boyunca üzmemek için bir an da üzüyorum. Kendimi böyle teselli etsem de yine de kendimden bazen nefret ediyorum.
Uzun bir süre dinledikten sonra o seslerin tanıdık olduğuna kanaat getiriyorum. Sonra beynimin içinde o seslerin kime ait olduğuna anlamak için bütün yüzleri ve sesleri eşleştirmeye çalışıyorum.
Hepsini eşleştirdim zihnimdeki yüzlerle. Hepsini tanıdım hemen. Hep kalbini kırdıklarımın sesiydi. En zayıf olduğum anda yoklamışlardı. Sessizlik benim en zayıf ama en dayanıklı olduğum andı. Bu sefer farklıydı. Neler hissettiğimi bilemiyorum şimdi. Çok mu kırmıştım acaba o insanların kalbini de şimdi beni en güçlü zayıf anımda yakaladılar?
Haklılar aslında. Bir çoğunu yüzüstü bırakmıştım. Ama kendim için değil onların geleceği için kırdım aslında onların kalbini. Benim ile ağlayıp zaman kaybedeceklerinden ise biraz ağlayıp beni unutup yeni aşklara yelken açmaları daha iyidir.
Ben onlarla geleceğe yelken açsaydım eğer beni unutmak için döktükleri yaşları her gün dökeceklerdi. Onlarda değil suç. Benim çok çabuk sıkılıp onları geride bırakmamdır. Bu huyumdan vazgeçemiyorum bir türlü.
Onları kırdım hep. Beni unuttular ama hep yüreklerinin bir yerinde ben varım o yüzden hep en güçlü zayıf anımda hep buluyorlar beni. Onları hayatları boyunca üzmemek için bir an da üzüyorum. Kendimi böyle teselli etsem de yine de kendimden bazen nefret ediyorum.
19 Mayıs 2013 Pazar
Neden Çocuk Kalmadık Ki?
Ne kadar da güzeldi çocukken hayat bize. Hiçbir şey yoktu kafamızda. Saftık, tertemizdik tıpkı yeni doğan bir bebek gibi. Dostluk, arkadaşlık bambaşkaydı o zaman. Çıkar ilişki neydi bilinmezdi. Her şeyimizi arkadaşlarımızla paylaşırdık. İlk kez gördüğümüz birisinin yanına gidip elimizdeki çikolatanın yarısını verip tanışırdık. Neden büyüyoruz ki istemeden?
Hepimiz özlüyoruz/özledik sokaklarda koşup zıplamayı. Annemizin bize balkondan bağırıp eve çağırmasını. Tüm sokaktaki çocuklar ile beraber saklambaç oynayıp, en sevdiğimiz arkadaşımız ile beraber kimsenin aklına gelemeyecek en küçük yere sarılarak saklanırdık. Ne kadar da masumdu o zaman aşk, dostluk. Tertemiz ve samimiydi. Ucunda hiçbir şey yoktu. El şekerimizi, pamuk şekerimizi, çikolatamızı, gofretimizi... paylaşırdık hep. Bize paylaşmayı öğretmiştiler.
Üç, dört arkadaş beraber olduk mu bir de canımız iyice sıkılmışsa bir araya gelip apartmanları, evleri paylaşırdık. Herkes kendine saklanabileceği bir yer bulup koşabildiği tüm hızıyla koşar zillere basıp saklanacağı kuytuya koşardı tüm gücüyle. Tüm ev sakinleri kapıyı açar, balkona çıkardı. Bazı teyzeler, ablalar bize çok kızardı. Çok eğlenceliydi. Kızmazlardı aslında bize onlar. Sadece zile basıp gitmemize kızarlardı. Zile basıp kapıda beklesek "bana çikolata ver" dediğimizde hiç elimiz boş dönmezdik.
Belki de en güzeli erkek çocukları için sokak futboluydu. Herkes toplanır sevdiği arkadaşlarını kendi takımına alıp yolun ortasına geçip taşlarla kale yapıp futbol oynardık. Herkes gol atmam için koşardı. Rakip takım diye bir şey yoktu hiç. Top o iki taşın arasından geçsin yeterdi. Birbirimize kızmazdık kendi kalemize gol attığımızda. Sarılırdık birbirimize "bir daha olmaz şansın yoktu" deyip teselli ederdik kendimizi.
Kızlarla da kendi arasında ip atlarlardı. Kimisinin bez bebeği vardı, kimisinin plastikten bebeği vardı. Ama şu vardı ki hiç değişmeyen tüm eski kıyafetler o bebeklere kıyafet olurdu eninde sonunda. Çok sevdikleri bir renk olsun hemen onu evden gizlice aldıkları makas ile bebeğine uygun bir şekilde keserlerdi. İğne-iplik yoktu onlar hep uzaktı onlardan. Herkes moda tasarımcısıydı adeta. Çok güzel şeyler yapanlarda çıkardı, sürekli yanlış kesip kumaşları mundar edende vardı. Ama şu var ki hiç kimsenin aklında bir çakal yoktu. Saftık. Elimizdekinin ne olduğunu bilir, ona sımsıkı sarılır kullanabildiğimiz kadar kullanırdık.
Kızların sayısı erkeklerden fazla oldu mu kaçınılmaz evcilik oynanırdı. Neden oynardık hiç bilinmez ama bir an büyümek gibi bir telaşımız vardı. Herkes büyümüş, evlenmiş, çocukları olmuştu sanki bu oyunu oynarken. O kadar ciddi bir oyundu ki hataya yer yoktu. Evde ne görürsek sokaktaydı o hemen. Kızlar yönetirdi sürekli bu oyunu. Anneleri hep şunu söyleyip dururlardı "Dişi kuş yapar yuvayı". Bu sözü hiç unutmazlar ve oyunlara da taşırlardı. Erkekler sadece figurandı bu oyunda. Kızlar yönetirdi masum ve ciddi bir şekilde.
Erkekler bir araya geldi mi hele ki sokakta ise kaçınılmaz futbol oynanırdı. Kızlar az ise ya oynamaz ya da mecburen kaleye geçerlerdi. İçlerimizden birisi topu ya balkona kaçırırdı ya da komşunun bahçesine. Bazen komşu kızardı topumuzu keserlerdi. Ağlardık biz tertemiz göz yaşlarımız ile. O topun sahadan/yoldan çıkmaması için bin bir türlü nasihatlar verirdik birbirimize büyümüş birisi olarak.
Ne vardı da o zaman büyümek isterdik ki? Şimdi büyüdükte ne oldu ki? Hep birbirimizi kırıyoruz. Aklımızda bin bir türlü tilkilikler dönüyor. Birbirimizi bile sevemezken hep canını yakıyoruz başkalarının. Aşk masumluktur. Masumken yaşadığın aşkın tadı bambaşkadır. Tıpkı çocukken olduğu gibi. Severdik karşılığında hiçbir şey beklemeden. Bir kere öptük mü birbirimizi tüm dünya bizim oluyordu. Yanaklarımız kızarıyordu. Elini hiç bırakmıyorduk. Tüm oyunlarda, gezmelerde el eleydik en masun hallerimizle. Şimdi öyle mi peki? Hep çıkar ilişkilerimize göre birilerini seviyoruz. Çabuk sıkılırdık olduk sevdiklerimizden. İşini halleden gider oldu artık. Masumluk kalmadı ne aşkta ne de hayatta.
Çocukken dünya vardı. İçinde sadece bizim olduğumuz başkalarının el değmediği. Sevgi vardı. Kimi sevdiğimizi, kimi sevmediğimizi söyleyebilecek kadar da cesaretimiz vardı. Bir fırsatımız olsa çocukluğa geri dönmek istemeyecek kimse yoktur hayatta. Elimizde olsaydı keşke büyümek de büyümeseydik. Sevseydik yine birbirimizi masumca.
Hepimiz özlüyoruz/özledik sokaklarda koşup zıplamayı. Annemizin bize balkondan bağırıp eve çağırmasını. Tüm sokaktaki çocuklar ile beraber saklambaç oynayıp, en sevdiğimiz arkadaşımız ile beraber kimsenin aklına gelemeyecek en küçük yere sarılarak saklanırdık. Ne kadar da masumdu o zaman aşk, dostluk. Tertemiz ve samimiydi. Ucunda hiçbir şey yoktu. El şekerimizi, pamuk şekerimizi, çikolatamızı, gofretimizi... paylaşırdık hep. Bize paylaşmayı öğretmiştiler.
Üç, dört arkadaş beraber olduk mu bir de canımız iyice sıkılmışsa bir araya gelip apartmanları, evleri paylaşırdık. Herkes kendine saklanabileceği bir yer bulup koşabildiği tüm hızıyla koşar zillere basıp saklanacağı kuytuya koşardı tüm gücüyle. Tüm ev sakinleri kapıyı açar, balkona çıkardı. Bazı teyzeler, ablalar bize çok kızardı. Çok eğlenceliydi. Kızmazlardı aslında bize onlar. Sadece zile basıp gitmemize kızarlardı. Zile basıp kapıda beklesek "bana çikolata ver" dediğimizde hiç elimiz boş dönmezdik.
Belki de en güzeli erkek çocukları için sokak futboluydu. Herkes toplanır sevdiği arkadaşlarını kendi takımına alıp yolun ortasına geçip taşlarla kale yapıp futbol oynardık. Herkes gol atmam için koşardı. Rakip takım diye bir şey yoktu hiç. Top o iki taşın arasından geçsin yeterdi. Birbirimize kızmazdık kendi kalemize gol attığımızda. Sarılırdık birbirimize "bir daha olmaz şansın yoktu" deyip teselli ederdik kendimizi.
Kızlarla da kendi arasında ip atlarlardı. Kimisinin bez bebeği vardı, kimisinin plastikten bebeği vardı. Ama şu vardı ki hiç değişmeyen tüm eski kıyafetler o bebeklere kıyafet olurdu eninde sonunda. Çok sevdikleri bir renk olsun hemen onu evden gizlice aldıkları makas ile bebeğine uygun bir şekilde keserlerdi. İğne-iplik yoktu onlar hep uzaktı onlardan. Herkes moda tasarımcısıydı adeta. Çok güzel şeyler yapanlarda çıkardı, sürekli yanlış kesip kumaşları mundar edende vardı. Ama şu var ki hiç kimsenin aklında bir çakal yoktu. Saftık. Elimizdekinin ne olduğunu bilir, ona sımsıkı sarılır kullanabildiğimiz kadar kullanırdık.
Kızların sayısı erkeklerden fazla oldu mu kaçınılmaz evcilik oynanırdı. Neden oynardık hiç bilinmez ama bir an büyümek gibi bir telaşımız vardı. Herkes büyümüş, evlenmiş, çocukları olmuştu sanki bu oyunu oynarken. O kadar ciddi bir oyundu ki hataya yer yoktu. Evde ne görürsek sokaktaydı o hemen. Kızlar yönetirdi sürekli bu oyunu. Anneleri hep şunu söyleyip dururlardı "Dişi kuş yapar yuvayı". Bu sözü hiç unutmazlar ve oyunlara da taşırlardı. Erkekler sadece figurandı bu oyunda. Kızlar yönetirdi masum ve ciddi bir şekilde.
Erkekler bir araya geldi mi hele ki sokakta ise kaçınılmaz futbol oynanırdı. Kızlar az ise ya oynamaz ya da mecburen kaleye geçerlerdi. İçlerimizden birisi topu ya balkona kaçırırdı ya da komşunun bahçesine. Bazen komşu kızardı topumuzu keserlerdi. Ağlardık biz tertemiz göz yaşlarımız ile. O topun sahadan/yoldan çıkmaması için bin bir türlü nasihatlar verirdik birbirimize büyümüş birisi olarak.
Ne vardı da o zaman büyümek isterdik ki? Şimdi büyüdükte ne oldu ki? Hep birbirimizi kırıyoruz. Aklımızda bin bir türlü tilkilikler dönüyor. Birbirimizi bile sevemezken hep canını yakıyoruz başkalarının. Aşk masumluktur. Masumken yaşadığın aşkın tadı bambaşkadır. Tıpkı çocukken olduğu gibi. Severdik karşılığında hiçbir şey beklemeden. Bir kere öptük mü birbirimizi tüm dünya bizim oluyordu. Yanaklarımız kızarıyordu. Elini hiç bırakmıyorduk. Tüm oyunlarda, gezmelerde el eleydik en masun hallerimizle. Şimdi öyle mi peki? Hep çıkar ilişkilerimize göre birilerini seviyoruz. Çabuk sıkılırdık olduk sevdiklerimizden. İşini halleden gider oldu artık. Masumluk kalmadı ne aşkta ne de hayatta.
Çocukken dünya vardı. İçinde sadece bizim olduğumuz başkalarının el değmediği. Sevgi vardı. Kimi sevdiğimizi, kimi sevmediğimizi söyleyebilecek kadar da cesaretimiz vardı. Bir fırsatımız olsa çocukluğa geri dönmek istemeyecek kimse yoktur hayatta. Elimizde olsaydı keşke büyümek de büyümeseydik. Sevseydik yine birbirimizi masumca.
17 Mayıs 2013 Cuma
Sevgili Dediğin
Birine ‘Sevgilim’ dediğin zaman, yanında gözlerinin içine bakmaya utanmayacaksın. Öyle romantik fısıldaşmalarmış, el ele tutuşup bakışmakmış bundan ibaret olmayacak. Deli gibi seveceksin, yağmurun altında el ele tutuşup koşturabilecek kadar çılgın; sonra hasta olduğunda sürekli ‘İlaçlarını aldın mı?’ diye kontrol edecek kadar aşık olacaksın.
Gözlerine bakmaya hem kıyamayacaksın hem de doyamayacaksın. Kollarındayken kendini çok iyi hissedeceksin. Onun yanında istediğin kadar saçmalayıp istediğini söyleyebileceksin, öyle ağırbaşlı takılmaya falan çalışmayacaksın rezil olmamak için. Bazen dizlerine yatıp hayal kurabileceksin.
Tek bildiği kelime oymuş gibi sürekli ‘Aşkım’ diye seslenmeyecek. ‘Bebeğim, meleğim’ diyecek sana. Derdin olunca gidip anlatabileceksin, o da sıkılmadan dinleyecek. Yardım edecek. Sana sadece ‘Sevgili’ değil ‘Arkadaş, abi, sırdaş’ olabilecek. Tutku şefkat sevgi her şeyden biraz barındırabilecek içinde. Ve öyle sebepsiz yere gitmelere de kalkışmayacak. Çünkü giderse öleceğini bilecek. O da sensiz yaşayamayacak. Sen ona ihtiyaç duyduğun için değil de,kendisi sana muhtaç olduğu için kalacak.
‘Ben gidiyorum’ dediğin zaman, ‘Hayır kal seni yanımda istiyorum’ diyebilecek kadar cesur olacak. Geçmişinin nasıl olduğunu ondan önce kimlerin gelip geçtiğini umursamayacak çünkü kalbinde tek olduğunu bilecek. Hayatını seninle geçirmekten de öte, O’nun hayatının tamamı ‘Sen’ olacak. Senin olacak; seninle olacak.
Gözlerine bakmaya hem kıyamayacaksın hem de doyamayacaksın. Kollarındayken kendini çok iyi hissedeceksin. Onun yanında istediğin kadar saçmalayıp istediğini söyleyebileceksin, öyle ağırbaşlı takılmaya falan çalışmayacaksın rezil olmamak için. Bazen dizlerine yatıp hayal kurabileceksin.
Tek bildiği kelime oymuş gibi sürekli ‘Aşkım’ diye seslenmeyecek. ‘Bebeğim, meleğim’ diyecek sana. Derdin olunca gidip anlatabileceksin, o da sıkılmadan dinleyecek. Yardım edecek. Sana sadece ‘Sevgili’ değil ‘Arkadaş, abi, sırdaş’ olabilecek. Tutku şefkat sevgi her şeyden biraz barındırabilecek içinde. Ve öyle sebepsiz yere gitmelere de kalkışmayacak. Çünkü giderse öleceğini bilecek. O da sensiz yaşayamayacak. Sen ona ihtiyaç duyduğun için değil de,kendisi sana muhtaç olduğu için kalacak.
‘Ben gidiyorum’ dediğin zaman, ‘Hayır kal seni yanımda istiyorum’ diyebilecek kadar cesur olacak. Geçmişinin nasıl olduğunu ondan önce kimlerin gelip geçtiğini umursamayacak çünkü kalbinde tek olduğunu bilecek. Hayatını seninle geçirmekten de öte, O’nun hayatının tamamı ‘Sen’ olacak. Senin olacak; seninle olacak.
12 Mayıs 2013 Pazar
Anne
Bugün anneler günü. Bizi dünyaya getiren, bizi dokuz ay karnında taşıyan, her zor durumumuzda bize kol kanat geren kişi ANNE'mizdir hep. Anne, dünyada üzülecek en son kişidir odur aslında.
Bir gece bir çığlıkla uyanıp yavrusunun üzerini örtendir ANNE.
Evladı ağlayınca kolları arasına alandır ANNE.
Yalan söyleyince gözlerinin içine bakarak anlayandır ANNE.
Kendisi aç yatar, evladını doyurarak yatandır ANNE.
Çocuğunun hayallerine destek olandır ANNE.
Hasta olunca sabahlara kadar baş ucunda bekleyendir ANNE.
Aşık olunca bize tavsiyelerde bulunandır ANNE.
Hiç düşündük mü annemizi kendi zor zamanlarımızda bizim için neler yaşadığını? Peki hiç annemizin derdini dinledik mi? Onu üzmemek için elimizden gelen her şeyi yaptı mı?
Tüm bu soruların cevabı büyük ihtimalle "HAYIR"dır. Annelerin ayakları altındadır cennet. Bu sözü hiç unutmamak gerekir. Hayatımızın tüm evresinde bunu hatırlamamız ve bilmemiz lazım.
Bizim tüm zorluklarımızda hep yanımızda duran annemizin peki biz ne kadar onun yanındayız? Huzur evlerinde daha çok hep anneler vardır. Ne yazık ki hep seyirciyiz bunlara. Annelere el kaldıran mı? Onları huzur evlerine bırakıp giden mi?
Anneler günü bir gün değil ömrümüzün tüm günüdür. Bir güne sığmaz anne sevgisi. Hep ve her zaman içimizdedir anne sevgisi. Hiç bir kelime yoktur anne sevgisini anlatacak. Boşuna yazıyorum aslında. Annemize olan sevgiyi hangi kelime ile ifade edebiliriz ki? "Annemi seviyorum" yeter tüm kelimelerin anlamını yitir sadece ona iki kelimeye sarılırız ANNEMİ SEVİYORUM....
Bir gece bir çığlıkla uyanıp yavrusunun üzerini örtendir ANNE.
Evladı ağlayınca kolları arasına alandır ANNE.
Yalan söyleyince gözlerinin içine bakarak anlayandır ANNE.
Kendisi aç yatar, evladını doyurarak yatandır ANNE.
Çocuğunun hayallerine destek olandır ANNE.
Hasta olunca sabahlara kadar baş ucunda bekleyendir ANNE.
Aşık olunca bize tavsiyelerde bulunandır ANNE.
Hiç düşündük mü annemizi kendi zor zamanlarımızda bizim için neler yaşadığını? Peki hiç annemizin derdini dinledik mi? Onu üzmemek için elimizden gelen her şeyi yaptı mı?
Tüm bu soruların cevabı büyük ihtimalle "HAYIR"dır. Annelerin ayakları altındadır cennet. Bu sözü hiç unutmamak gerekir. Hayatımızın tüm evresinde bunu hatırlamamız ve bilmemiz lazım.
Bizim tüm zorluklarımızda hep yanımızda duran annemizin peki biz ne kadar onun yanındayız? Huzur evlerinde daha çok hep anneler vardır. Ne yazık ki hep seyirciyiz bunlara. Annelere el kaldıran mı? Onları huzur evlerine bırakıp giden mi?
Anneler günü bir gün değil ömrümüzün tüm günüdür. Bir güne sığmaz anne sevgisi. Hep ve her zaman içimizdedir anne sevgisi. Hiç bir kelime yoktur anne sevgisini anlatacak. Boşuna yazıyorum aslında. Annemize olan sevgiyi hangi kelime ile ifade edebiliriz ki? "Annemi seviyorum" yeter tüm kelimelerin anlamını yitir sadece ona iki kelimeye sarılırız ANNEMİ SEVİYORUM....
4 Mayıs 2013 Cumartesi
Gece ve Kadın
Yine yatağıma uzandım bu gece. Bu sefer farklı bir duygu içindeyim. Yatağıma uzandım her zaman ki gibi en yakın sevgilim olan tavan yine bana bakıyor. Bu sefer benim ona bakasım yok. Nedenini bilmiyorum ama balkona çıkıp bir bağırmak istiyorum. Sessiz gecede kurtarılmayı bekleyen bir kedi yavrusunun çaresizliği şeklinde.
Sigarayı yakıp çıktım balkona. Tavandan uzaklaşmak istiyorum biraz. İçime çektim sigarayı ve kendime sordum "neden sevgilin yok senin" diye. Sessiz ve zifiri karanlıkta sadece kırmızı bir nokta gibi belli olan sigaramla birlikte. Cevap alamadım soruma. Biraz daha durdum ve odaya geçtim.
Işığı açtım karşımda kitaplarım var. Onlara baktım. Sıra sıra hepsi usulca duruyor. Bunları bu beden, zihin okumuş ama ruhuna bir şey katamamış. Gözlerimi kapattım elime gelen ilk kitabın arkasını okumaya başladım. İçimi kararttı. Sonu ölüm ile bitiyordu. Hepimiz öleceğiz ama ben yalnız öleceğim.
Hiç bu kadar kötü hissetmiyordum. Bahar geldi belki ondandır diyerek tekrar balkona çıktım ışığı kapatarak. Balkona çıkışımda hep ışığı kapatırım. Tertemiz gece de kimseye görünmek istemem. Bu yüzden balkona hep çıkarım. Kendimi saklamayı severim kirli dünyadan.
Sessiz gece de bir çığlık duydum. Hemen sesin geldiği yere döndüm. Bir daha dinledim bir kadın sesiydi. Zor durumda belliydi. Hemen üzerime ceketimi aldım ve çıktım evden. İndim aşağıya. Sesin geldiği yere doğru hızlıca hareket ediyordum. Birden ayağıma bir şey takıldı. Baktım kadın elbisesi. Hemen aklıma geldi. Sapığın birisi kadına tecavüz ediyordu.
Buldum onları hemen adamın ensesinden tuttum ve kadını kurtardım. Sarhoştu adam. Ayakta zor duruyordu ama kıyamadım elim gitmedi yumruk atmaya. Biraz iteledim gitti hemen kendisini.
Kadına elime uzattım gecenin karanlığında. Korkuyordu elimi tutmadı. Ağlamaya başladı. Onu sakinleştirdim ve tuttum hemen az önce bulduğum kıyafetini verdim kendisine. Çok korkuyordu, titriyordu. Tuttuğum gibi eve çıkardım onu zorlansa da gelmekte başka çaresi yoktu. Konuşmuyordu benimle.
Kanepenin üzerine oturdu. Bende hemen banyoyu hazırladım. Sıcak su ile küveti doldurdum. Onu banyoya götürdüm ama hala titriyordu. Korkmaması gerektiğini söyledim ona. Üzerindeki yırtık kıyafetini çıkardım ve küvete soktum. Şampuanla yıkadım. Sonra banyoda onu yalnız bıkmak için çıktım. Beş dakika sonra çırılçıplak geldi salona ve boynuma sarıldı. Dikkatlice bakınca sarım mı sarı saçlarının içinde masmavi gözleri adeta ben buradayım diyordu.
Konuşmaya başladı. "İyi ki geldin. Yoksa benim hayatım kararırdı" dedi. Ben bir şey demedim. Hemen ona pijamalarımdan birini getirdim ve giymesini istedim. Oda hemen giydi. Oturduk konuşmasını istiyordum ondan ama o susuyordu. Sonra omzuma yaslandı ve uyudu. Ne olduğunu hala anlayamıyordum.
Gece ile gelen bir kadın ve belki o kadın benim hayatımın içine yerleşmek isteyen birisi idi. Bunu hemen anlayamazdım. Uyanmasını beklemem gerekiyor. Onu rahatsız etmemek için kıpırdamadım yerimden. Uyuyordu ne de güzel. Saçlarını okşamaya başladım. Hiç böyle bir duygu yaşamamıştım. Sevgi kıtırcıkları esiyordu içimde. Çok güzel bir kadın geldi gece ile evime. Gece ve kadın mutluluk getirdi bana birden...
Sigarayı yakıp çıktım balkona. Tavandan uzaklaşmak istiyorum biraz. İçime çektim sigarayı ve kendime sordum "neden sevgilin yok senin" diye. Sessiz ve zifiri karanlıkta sadece kırmızı bir nokta gibi belli olan sigaramla birlikte. Cevap alamadım soruma. Biraz daha durdum ve odaya geçtim.
Işığı açtım karşımda kitaplarım var. Onlara baktım. Sıra sıra hepsi usulca duruyor. Bunları bu beden, zihin okumuş ama ruhuna bir şey katamamış. Gözlerimi kapattım elime gelen ilk kitabın arkasını okumaya başladım. İçimi kararttı. Sonu ölüm ile bitiyordu. Hepimiz öleceğiz ama ben yalnız öleceğim.
Hiç bu kadar kötü hissetmiyordum. Bahar geldi belki ondandır diyerek tekrar balkona çıktım ışığı kapatarak. Balkona çıkışımda hep ışığı kapatırım. Tertemiz gece de kimseye görünmek istemem. Bu yüzden balkona hep çıkarım. Kendimi saklamayı severim kirli dünyadan.
Sessiz gece de bir çığlık duydum. Hemen sesin geldiği yere döndüm. Bir daha dinledim bir kadın sesiydi. Zor durumda belliydi. Hemen üzerime ceketimi aldım ve çıktım evden. İndim aşağıya. Sesin geldiği yere doğru hızlıca hareket ediyordum. Birden ayağıma bir şey takıldı. Baktım kadın elbisesi. Hemen aklıma geldi. Sapığın birisi kadına tecavüz ediyordu.
Buldum onları hemen adamın ensesinden tuttum ve kadını kurtardım. Sarhoştu adam. Ayakta zor duruyordu ama kıyamadım elim gitmedi yumruk atmaya. Biraz iteledim gitti hemen kendisini.
Kadına elime uzattım gecenin karanlığında. Korkuyordu elimi tutmadı. Ağlamaya başladı. Onu sakinleştirdim ve tuttum hemen az önce bulduğum kıyafetini verdim kendisine. Çok korkuyordu, titriyordu. Tuttuğum gibi eve çıkardım onu zorlansa da gelmekte başka çaresi yoktu. Konuşmuyordu benimle.
Kanepenin üzerine oturdu. Bende hemen banyoyu hazırladım. Sıcak su ile küveti doldurdum. Onu banyoya götürdüm ama hala titriyordu. Korkmaması gerektiğini söyledim ona. Üzerindeki yırtık kıyafetini çıkardım ve küvete soktum. Şampuanla yıkadım. Sonra banyoda onu yalnız bıkmak için çıktım. Beş dakika sonra çırılçıplak geldi salona ve boynuma sarıldı. Dikkatlice bakınca sarım mı sarı saçlarının içinde masmavi gözleri adeta ben buradayım diyordu.
Konuşmaya başladı. "İyi ki geldin. Yoksa benim hayatım kararırdı" dedi. Ben bir şey demedim. Hemen ona pijamalarımdan birini getirdim ve giymesini istedim. Oda hemen giydi. Oturduk konuşmasını istiyordum ondan ama o susuyordu. Sonra omzuma yaslandı ve uyudu. Ne olduğunu hala anlayamıyordum.
Gece ile gelen bir kadın ve belki o kadın benim hayatımın içine yerleşmek isteyen birisi idi. Bunu hemen anlayamazdım. Uyanmasını beklemem gerekiyor. Onu rahatsız etmemek için kıpırdamadım yerimden. Uyuyordu ne de güzel. Saçlarını okşamaya başladım. Hiç böyle bir duygu yaşamamıştım. Sevgi kıtırcıkları esiyordu içimde. Çok güzel bir kadın geldi gece ile evime. Gece ve kadın mutluluk getirdi bana birden...
3 Mayıs 2013 Cuma
Bir İnsan Düşün
Bir insan düşünün onun için her şeyi yaparsınız. O ise hiç bir şey yokmuş gibi hareket edip yokmuşsunuz gibi davranır. Sen onu düşün o ise başkasını düşünsün. Senin hissettiklerini o hissetmiyor ya işte dünyan yıkılıyor başına.
Onu düşün, hayallerinin içine koy onu. Hayallerinde başrol olsun o ise castta bile bulunmasın. "Seni seviyorum" dersin o ise sanki elinden şekeri alınmış çocuk gibi bakar ve boynuna sarılmasını beklersin ama o "güler".
Sevgini heba eder ama sen hala seversin. O seni "arkadaş" gibi görür ama sen farklı bir duygu içinde onu hissedersin. Onun ne istediğini bilir, ne düşündüğünü hissedersin. O hiç bir şey yokmuş gibi hareket eder. Seni düşünüyor mu diye hep sorarsın kendine ama o oralı bile değildir.
Gece gündüz karışmış sevmememin nedeni var mı ki onu? Her anımda onu düşünüyorum ama bir tek ben düşünüyorum onu. Bana her şeyi yaptıran o ama o bunun farkında değil. Onun için neler yaptığımı biliyor ama oralı bile olmuyor.
Yazdığım tüm senaryolarda o var, yazmakta olduğum kitap da yine o var ama hiç umurunda değil. Haklı aslında bir bakıma. Kendini bilmiyor o. Onu anlatıyoruz diye bana biraz çıkışıp kötü kelimeler kullanmıştı. Onu hala seviyorum mu diye soruyorum kendime ama cevabını ben bile bilmiyorum.
Sevmiyorum aslında. Sadece onu yaşıyorum ama sadece yaşıyorum. O benim içimde adeta. Bunu bilmiyor ki. Bilse bir şeyinde değişmez. En azından ben değişmem. Ben buyum hala aptal gibi onu seviyorum gelmeyecek, benim olmayacak ama seviyorum işte. Kendine her gün küfür ediyorum. Sevdiğim için lanet okuyorum adeta kendime...
Onu düşün, hayallerinin içine koy onu. Hayallerinde başrol olsun o ise castta bile bulunmasın. "Seni seviyorum" dersin o ise sanki elinden şekeri alınmış çocuk gibi bakar ve boynuna sarılmasını beklersin ama o "güler".
Sevgini heba eder ama sen hala seversin. O seni "arkadaş" gibi görür ama sen farklı bir duygu içinde onu hissedersin. Onun ne istediğini bilir, ne düşündüğünü hissedersin. O hiç bir şey yokmuş gibi hareket eder. Seni düşünüyor mu diye hep sorarsın kendine ama o oralı bile değildir.
Gece gündüz karışmış sevmememin nedeni var mı ki onu? Her anımda onu düşünüyorum ama bir tek ben düşünüyorum onu. Bana her şeyi yaptıran o ama o bunun farkında değil. Onun için neler yaptığımı biliyor ama oralı bile olmuyor.
Yazdığım tüm senaryolarda o var, yazmakta olduğum kitap da yine o var ama hiç umurunda değil. Haklı aslında bir bakıma. Kendini bilmiyor o. Onu anlatıyoruz diye bana biraz çıkışıp kötü kelimeler kullanmıştı. Onu hala seviyorum mu diye soruyorum kendime ama cevabını ben bile bilmiyorum.
Sevmiyorum aslında. Sadece onu yaşıyorum ama sadece yaşıyorum. O benim içimde adeta. Bunu bilmiyor ki. Bilse bir şeyinde değişmez. En azından ben değişmem. Ben buyum hala aptal gibi onu seviyorum gelmeyecek, benim olmayacak ama seviyorum işte. Kendine her gün küfür ediyorum. Sevdiğim için lanet okuyorum adeta kendime...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
