30 Nisan 2014 Çarşamba

Yeni Bir Neden


Bu sene iyi geçmedi. Kime yakınlaşsam hemen sevgili yaptı ya da hep sevdiği birisi çıktı. Yeni bir hayat lazım bana. Takmayacağım, sevmeyeceğim, en iyi arkadaşlarımla dolu, beni sevmeyeceklerle dolu bir dünya lazım. 

Sertap'ın dediği gibi

Yeni bir aşk yeni bir iş
Yine gülecek bir neden lazım
Yeni bir haber yeni bir kader
Bunlar için bana şans lazım

Yeni bir duruş yeni dokunuş
Tek tek keşfetmem lazım
Yeni bir hayat gerisi bayat
Kendime yeni bir ben lazım

Günler güzel geçmedi unutmam lazım
Asıp yüzümü kalmışım azcık kırıtmam lazım
Hep içime atmışım anlatmam gerek
Hepsini bir kazana atıp toptan kaynatmam gerek

Sonra oturup sabahlara kadar, hatta sabahları geceleri kovalayıncaya kadar sohbet edip içimde biriktirdiğim ne varsa dışarıya atmam lazım. Kimse ile aşk dünyamı konuşmadım bugüne kadar. İçimde o kadar çok birikti ki anlatmam gerekenler içimde birer Ağrı Dağı oldu...

Yakın bir zamanda sırt çantamı alıp bir kaç günlüğüne Seferihisar'a gideceğim. Kimseye haber vermeyeceğim. Yanıma alacaklarım; bilgisayarım, telefonum, kameram, iki-üç parça kıyafetim olacak sadece. Hiç tanımadığım biriyle çok samimi sohbetler yapma zamanı geldi yine bende. Koşmak için yürümek, yürümek için düşmek gerek...

26 Nisan 2014 Cumartesi

Kitap Dostluğu

Bugün yani 26 Nisan 2014 günü çok ama çok güzel olacak. Çünkü kitap fuarına yıllardır hep tanışmayı istediğim ama bir türlü tanışamadığım Rahşan Ecevit, bana gazete okumayı alıştıran ve her İzmir'e geldiğinde hiç durmadan yanına gittiğim Can Dündar ve yaklaşık üç yıldır tanıdığım adını ilk kez "Denizin Külleri" kitabıyla duyup daha sonra Facebook ve Twitter üzerinde kendisiyle sohbet ettiğim Gizem Kayahan geliyor. Artık ona Gizem diyorum. Çünkü bana çok ama çok yakın birisi olarak tanıyorum kendisini.


İlk önce Rahşan Ecevit'le görüşmeye gittim. Yılların verdiği yorgunluk ve en önemlisi de hayat arkadaşı olan Bülent Ecevit'i unutamadığı ve hala acısını çektiği yüzünden okunuyordu. Onun dikkatini çekmişim fuarda. Bana okulumu sordu ve tatlı bir sohbet ettik. Benim diyeceklerim bittikten sonra yardımcısıyla beraber kulağıma yaklaşık "İzmir'de temsilcilik açacağız. Seni de orada aktif görmek istiyorum. Bu konuda ne düşünürsün?' diye sordular. Bunları duyunca kulaklarıma bir anda inanamadım. Düşünemez oldum. Karşımda Rahşan Ecevit ve bana bunları diyor. Ağzımdan tek bir cümle çıktı gerisi yoktu "Bana bu şerefi tattırmak istediğiniz için teşekkür ederim ve bunu düşünmeden kabul ediyorum" dedim ve Rahşan Ecevit ile fedalaştık. Yardımcısının asistanı koluma girdi ve iletişim bilgilerimi aldı. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Kabul ettim artık. DSP'ye yerel seçimde oy verdim diye benimle kavga edip konuşmayan arkadaşlarıma cevap olmuştur umarım bu yaşadığım. Siyaset yapmak değil amacım. Siyaseti sevmiyorum ama bildiğim doğruları başlarına aktarmakta istiyorum. İlerleyen süreçte neler olacak göreceğiz hep beraber.


Beni gazeteye alıştıran tek kişi vardır ama onu da beni alıştırdığım gazeteden kovdular. Cumhuriyet gazetesinden teklif aldı ve reddetmeden gitti Can Dündar. Cumhuriyet gazetesinde yazdığı ilk yazı çalışma masamın üzerinde asılı duruyor "Çıkan Kısmın Özeti" yazısı. Ntv'den, Milliyet'ten kovulmasını konuştuk. Biraz hüzünlüydü cevaplar ama gülerek cevap verdi sorularıma. Can Dündar'ı sevmeyen de var benim gibi onun gittiği yolu doğru olduğunu inanıp araştıran da. Sonuç olarak Can Dündar bu ülkenin kazandığı en iyi gazetecilerden birisidir. Kimseyi söyledikleri, yaptıkları ve düşündüklerinden dolayı dışlayamayız.


İlk kez adını 2011 Mayıs ayında Facebook da sayfasını gördüğümde duymuştum. Nasıl olabilir ki 15 yaşında bir kız kitap yazmış ve bunu piyasaya sürmüş olabilir diye. Kitabını almak için çok uğraştım ama bana gönderilen "Denizin Külleri" kitabında basım hatası vardı ve bende bundan dolayı geri gönderdim. Sonra baktım köşe yazıları yazıyor bir kaçını okudum. Sonra dedim "Gizem Kayahan desteği hak ediyor. Yazmış ve ego diye bir şey yok. Facebook'ta uzun uzadıya nice sohbetler yapmıştık. Böyle birisiyle kesinlikle tanışmak lazım"dedim. Geçen yıl fuara geldiğinde gitmiştim ailesiyle de tanışmıştım. İsmimi biliyordu o kadar sıcak sohbetler ettimişiz ki artık birbirimizi tanıyorduk. Bu yılda yanına gittim. Beni ilk öncesi halası gördü, sonra annesi Şükran hanım gördü ve bana sarıldı. "Geleceğini biliyorduk senin hepimiz. Akşam senden konuşmuştuk" demişti. "Gizem merhaba nasılsın" diye sorunca birden sevinç çığlığı attı. "En sevdiğim ve her zaman desteğini esirgemeyen Samet gelmiş" der demez yanıma gel dedi ve hemen sarıldık birbirimize. Herkes merak ediyordu neden benim arka tarafa geçtiğimi. Sonradan öğrendiler Gizem kendine yakın hissettiği herkesi yanına aldı ve sarıldı. Konuştuk biraz. İlk kez bu kadar sevinçliydi konuşurken. Beni bekliyormuş uzun zamandır görüşemedik demişti. Sarıldık birbirimize. Özlemişim kendine bunu hissettim sarılınca. Yanımda olmasını istediğim kişiler arasında en başta geliyor Gizem. Çünkü rahat anlaşıyoruz, ego yok, dinliyor, anlatıyor ve herşeyden önce herkesi seviyor. Gider öptüm kendisini ve elimi bırakmadı "gitmem lazım yoğunsun sonra yine görüşürüz kendine iyi bak" dedikten sonra hafif bir burukluk oldu ikimizde de ama sonuçta ayrılıp gitmek gerekiyordu. Daha çok beraber olacağız Gizem ile. 20 yıl sonra yazarlığın zirvesinde olduğunda da hatırlayacak bizi ve hiç unutmayacak çünkü biz ona inandık o bunu gördü ve devam ediyor yazmaya. Ona verdiğim kalem ile nice güzel hikayeler yazması dileğimle verdim.

Tanımak - Yaşamak



Susuyorum artık. Sadece susacağım. Bunca insanın beni kabullenememesinden dolayı susuyorum. Konuşmak ne kazandırdı ki bize susmak kaybettirsin değil mi?

Kitaplardan öğrendik her şeyi. Onlarla konuşurken hep sustuk ve öğrendik. Ama artık bir çok insan kitapla konuşuyor kitabı dinlemiyor. Kitaba olan saygı gitmiş, insana olan saygı yok olmuş. Artık kendinden aşağı gördüğün birini hemen hemen herkes dalga geçiyor herşeyiyle kendine bakmadan. Fotoğrafını çekersin o kişinin yüzünü unutmamam için zihninde.

Bunca zaman hep çok konuşmamdan dolayı hep şikayet ettiler. Susuyorum artık. Bu seferde sessizliğimden şikayetçiler. Ama şu var şikayetçiler hep aynı. Şikayet konusu hep aynı yine ben yine ben. Beni tanımıyor kimse. İşin garibi ben bile tanımıyorum. Çünkü tanımak için zaman kaybetmedim hiç. Gerekte yok birini tanımak için zaman harcamaya. Ne de olsa sonunda o kişi hep değişecek ve sizin zihninizdeki gibi olmayacak. Bu yüzden kimseye ismini sormam, nasıl birisi diye hiç düşünmem, elektrik alıp almam konusuna hiç takılmam, saygısı varsa birinin birisine o insanı tanıyorsundur. Saygı yoksa insanda yok ne olursa olsun. İster en yakın arkadaş, ister dost, isterse de ailenden birisi...

Tanımak nedir birisini yaşayamadıktan sonra? İsmini, cismini falan bilmek mi yoksa geleceğe dair kurduğu dünyanın içinde neler olduğunu bilmek mi? Çocuksu ve masum hayallerine saygı göstermedikten sonra tanımam bir işe yaramaz. Unutma bütün izlediğin dizilerdeki, filmlerdeki, dinlediğin ve çok sevdiğin şarkının ve sanatçının, okuduğun kitaplardaki yazarların isimlerini biliyorsun ama kendilerini asla bilmiyorsun. Bilmek için onları yaşaman gerekir.

Yaşamadıktan sonra yaşamışsın çok mu? Senin önünde engellese yollar o zaman neden o yolları görüp hala yol diyorsun ki? Sen sensin. Hayallerinde senin yaşamında. Bırak onlar koştursun seni kurduğun dünyanda...

24 Nisan 2014 Perşembe

Biz




Yine yalnız uyandığımız bir sabah. Evet "uyandığımız" dedim. Çünkü ben ve ruhum iki ayrı kişiyiz. İkimiz bir bedende yaşıyoruz ikimizinde bir özgürlüğü-bireyliği var. Ben yalnızsam o da yalnız, o biriyle aşk yaşıyorsa bende yaşıyorum demektir. Biz birbirimizi anlayan çok iyi bir çiftiz ama zamana karşı direniyor o, ben ise bıraktım gitti...

Uzun zamandır birileri yok hayatımda. İstiyorum da istemiyorum da aslında birini. Ruhumun huzurunu kaçırmayacak birisi olduğunu hissettiğim gün o kişinin yanına gidip konuşacağım. Ruhum kendine birini seçmiyor hiç. Ne zaman ne yapacağımızı kestiremiyoruz artık. Bir bakmışsın hiç tanımadığımız bir kızı durduk yere dudaklarından öpüyoruz, bir bakmışız en yakın arkadaşımızın kalbini bir güzel kırıyor özür dahi dilemiyoruz.

Bahar aylarında böyle oluyor ama hep bir bahardayız sanki. Sonbaharda da böyleydi, ilkbaharda da. İkisi de arka arkaya geliyor. Biz ne zaman huzur bulacağız ki? Hep anımızı yaşıyoruz. Ne zaman ne yapacağımızı biz bile bilmiyorken bir başkası bizi nasıl anlayacak biz anlayamadıkça?

Mutlu olmak için elimizden geleni yapmıyoruz galiba bence. Ruhumun derdi ne bilmiyorum ama benim derdim çok belli. Birisiyle artık çok ama çok mutlu olmak istiyorum. Sonunda ne kadar üzüleceksem üzüleyim kısa da sürse mutlu olayım. Birinin boynuma sarılıp "seni seviyorum öküz" deyip dudaklarımdan öpmesini istiyorum. Bende hiç ses yapmadan arkadan ona sarılıp korkutmak istiyorum. Çok şey değil istediklerim benim için ama ruhum için çok ama çok.

Ruhumu anlamak ne kadar zor olabilir diye sorduğumda hep cevap şu "ruh bedenin bütünüyse eğer, ruhu anlamıyorsam bedeni nasıl anlıyorum"???


21 Nisan 2014 Pazartesi

Oğlumun Bavulu




Babam kanıma girmese, müzisyen olacaktım. Ama onun bavulunda da şiirler, roman taslakları vardı. İnci gibi yazısıyla doldurduğu sayfalar peşimi bırakmadı. Benzer duygular bir Nobel töreninde ifade edilince, göz pınarları hareketleniyor insanın.

“Aslında her baba bir bavul bırakır oğluna. İçine yapamadıklarını, suya düşmüş hayallerini koyar. Bazen Orhan Pamuk’un babasınınki gibi “küçük, siyah bir bavul” olur. Bazen de hayali bavullar kalır biz oğullara.
Babamızı ne zaman özlesek onu açarız.

Geceleri, hanım ve çocuklar uyuyunca, hafızanın tavan arasına gider bakarız babadan kalma bavula. İçinde söylenmemiş sözler, kavuşulmamış sevdalar vardır. Bize açamadığı duygular vardır. Zaman ve mekân önemini kaybeder, bir devin kollarındaki çocuk oluruz yine. Oysa hüzünlüdür babamızın bavulu; onun “el âlem ne der?” diye yaşayamadıkları oradadır.

Onlara bakarak babamızı anlamaya çalışırız. Aslında ne kadar az tanıdığımızı düşünürüz kahramanımızı. Hayallerin neydi baba?” diye sormak isteriz: “Şu hayatta neler yapmak isterdin?”

Babalar oğullarını kendi içlerinde kalmış heveslere itmek ister. İpuçlarını da çaktırmadan bavulun içine koyarlar. Zamanı gelince oğullarına bırakıp babalar gibi çekilmek için hayat sahnesinden.



Bu satırları da çocuk parkında, kum havuzunda oynayan oğlumu seyrederken yazıyorum. Üstünde çok sevdiği kırmızı montu, kovasını nükleer bir ciddiyetle dolduruyor sarı kafa. Ona bakarken babamı, Orhan Bey’in babasını ve kendimi düşünüyorum. Oğlumun plastik küreği tutan küçük parmaklarından hangi enstrümana yatkın olduğunu keşfetmeye çalışıyorum. Şu dünyadan giderken ben de küçük bir bavul bırakırım belki. İçinde yedek gitar telleri ve yarım kalmış besteler olur. Sonrası ona kalmış artık; ister alır, ister satar.
Bavul oğlumun bavulu, el ne karışır?

                                                                                             Tuna Kiremitçi - 2006 Vatan Gazetesi

Bu yazı 2006 yılında Vatan Gazetesinin en son sayfasında yer alan Tuna Kiremitçi'nin yazısıdır. Kendisini bu yazıyla tanıdım. Çok şeyler anlatıyor yazı. Düne, bugüne ve geleceğe dair. Bu yazıyı okuduğumda 13 yaşındaydım. Şimdi 21 yaşıma giriyorum. 8 Yıl içinde daha fazla kitap okumayı, daha fazla araştırmayı bu yazıyla gaza getirdim kendimi. Bende oğluma ait olan bavulun içine hayallerimin, sevgimin ve en önemlisi de ona olan İNANCIMI koymak için hazırlanıyorum. Daha annesiyle tanışmadım ama yakındır herhalde tanışmamız. Bilmiyorlar ki babalarının ne kadar da HAYALPEREST olduklarını!


19 Nisan 2014 Cumartesi

Arkait Duygular



Yine bir garip duygu var içimde. Gitmek istersin ama gitmek için bir yolun yok, koşmak istersin ama ayaklarında derman yok. İşte öyle bir şey var duygularımda. Ayağa kalktılar yine ama bu sefer amacı olmadan. Yüreğimde birisini arıyor duygularım ama yok!

Yağmur yağıyor, herkes hızlı adımlarla bir yere gitmek için acele ederken ben tam tersine yolumu uzatıyorum, şemsiyemi kapatıp yağmurda ıslanmayı seçiyorum. Hasta olacağımı biliyorum ama yapıyorum bir kere. Ya birisi elimden tutacak benim ya da hemşire yataktan kalkmamam için beni tutacak. Birinin beni tutmasına ihtiyacım var. Böyle gitmeye devam ederse çevrim dışı olacağım.

Arkait duygular içimdeyim yine ama elimden gelen yok. Sevmek istiyorum ama sevemiyorum ki. Çünkü kendini sevmeme izin vermiyor. Çok şey istemiyorum aslında. Her yağmur yağdığında beraber yataktan hiç çıkmayalım, kahvaltımızı yatakta yapalım ama ben hazırlayacağım, beraber kahvemizi, çayımızı ve sıcak çikolatamızı içelim, birbirimize kitap ve şiir okuyalım. Havalar güzel olduğunda kendimizi sahile atalım, çimlere uzanıp birbirimizin üzerine yatalım istiyorum. Bunlar zor değil. Sadece kendisini sevmeme izin versin yeter.

Kaktüse benzetiyorum onu aslında. Kaktüs bir çiçektir. Çiçekler suyu çok sever ama kaktüs sevmez hiç. Kaktüse su verdikçe ölüme terk eder kendini. Kaktüs gibi yaşamak istiyorum. Az su uzun ömür, az aşk kısa ömür.

11 Nisan 2014 Cuma

Yağmur



Dışarıda ne güzel de yağıyor yağmur. Biz içeride onun güzelliğini ve çıkardığı sedaları dinliyoruz. Yağmur kimi için bereket kimi için ise bir yıkımdır. Her şeyin çoğu zarardır. Yağmur ile temizler kendi bedenini hava. Tüm kirini yere ve insanların üzerine atar. İade eder aslında tüm kirleri bize. Çünkü biz kirlettik o da bize geri veriyor. 

Yağmurlardan en çok korkanlardan arasında kim ne derse desin evi olmayan, evinin çatısı akan, evinden çıkınca yolların çok çamur olması ve gidecek yolu olmayanlar şikayetçidir. Rahmete şikayet edilmez ama öyle bir durumdur yağmur yağında insandaki ruh hali. Yağmur yağınca kaçar şeker misali eriyeceğinden. Evi olmayanların durumunu evi olanlar bilmez. Öyle bir durumu yaşamış olmaları gerekiyor. 

Yağmur kimi için sevinç kaynağıdır. Buğdayınız varsa tarlada en çok istediğiniz Nisan yağmurudur tıpkı şimdiki gibi. Nisan yağmurları her şaşırtır bereketiyle. Isınmaya başlayan hava insanları bunaltmaya başlar. Nisan yağmurları rahattır hemen herkesi. 

Bunaltıcı hava gider yerine çok güzel ve tertemiz bir hava gelir. Yeni doğmuş çocuk gibi. Yağmurun sesiyle uyumak çok iyi gelir gergin bir vücuda. Yağmur rahattır. Çok daralınca yağmurun altına geçip ıslanmak gerekir. 

Yağmurda beraber ıslanacağınız birisi yoksa gerçekten yalnızsınızdır. Yanınızda değildir o. Yağmurun altında temizlenmek gerekir beraber. Tüm kirleri geri bırakmam için. Yağmur. Kimine rahmet, kimine bela, kimine de huzur...

10 Nisan 2014 Perşembe

Bir Şeyler Eksik Bu Hayatımda

Çok eksik hissediyorum kendimi bu aralar. Hani birini beklersin gelecek diye ama gelmeyeceğini bile bile beklersin sonra biraz pişmanlık duyarsın ya öyle bir şey. Ekmeğin üzerine sürülmüş reçel misali gibiyim. Damlayacak diye özene bezene sürersin ekmeğin üzerine ama beş saniye sonra onu yersin ve öldürürsün.


Bu aralar hiç bir arkadaşımla geçinemiyorum. Biraz hata bende kabul ediyorum. Ben hatayı onların değişimini görüp de uzaklaşmayarak yaptım. Çıkar ilişkilerini hiç bir zaman görmedim bilerek. Çıkar ilişkisi de düşünmedim hiç. Ama onlar artık hep öyle olmuş. Telefonla arıyorsun "Naber ya nasılsın. Seni merak ettim uzun zamandır sesin soluğun çıkmıyor" dedim arkasından gelen cevap yağmurlu bir havada kafana çakan şimşek misali gibiydi "Ne istiyorsun". Bu sözü duyduktan sonra hiç tereddüt etmeden telefonu "şak" diye kapattım. Telefonun rehberinden de sildim onu. Benim hayatımda böyle insanlara yer yok artık kim olursa olsun. Sevgimden bile çıkar umuyorlar. Çıkar için sevmedim ki hiçbir arkadaşımı, sadece iyi bir insan olduğu için sevdim. Değişimlerini göremeyerek.

Birisini istiyorum sadece tek bir kişiyi istiyorum. Benden olgun olsun ama hep karşımda dursun arkamda değil. Beni alsın götürsün ileriye, sonra ben onu geriye getireyim "bak burası olmadı yeniden yaşayalım o anı" diyerek. Ona güveneyim. En başta "seveyim". Kitabını alıp deniz kıyısına gittiğinde hemen bana haber verebilecek birisi. Ben aradığımda telefonuma bakmamazlık yapmayacak birisi...

Bu aralar dediğim gibi çok eksik hissediyorum kendimi. Sevgili değil istediğim. Arkadaştan/dosttan bira ileri, sevgiliden biraz geri. Kısacası beraber deli dolu şeyler yapabileceğim kişiler istiyorum artık yanımda. Karşı masada oturan çiftin yanına gidip kıza evlenme teklifi edip erkeği zor duruma sokmak, hiç tanımadığımız birilerin yanına oturup sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi sohbetlerine ortak olmak istiyorum. Deli dolu anı yaşamak istiyorum ne kadar bunları yapabilecek kapasite de göremiyorsanız da bende. Su misali gibiyim biraz. Normal sıcaklığına gelirsem huzur, çok soğuk bir ortama gelirsem buzdan da soğuk, çok sıcak bir ortama gelirsem de kızgın demirden daha kızgın olurum. Sonuçta ben yengeç erkeğiyim. Bir şeyler için uygun ortam lazım. İskoçya'da etek giymek yadırganmaz ama Türkiye'de erkeğin etek giymesi yadırganır. Çünkü yeri ve zamanı burası hiç değil.

Koluna girip kitapçıya götürebileceğim bir dost/arkadaş arıyorum ne zamandır kendime. Şu ana kadar benimle ne kütüphaneye ne de kitapçıya gelen bir arkadaşım oldu. Onlar o ortamları sevmiyorlarmış. Ne güzel insanlarla tanıştım ben o kitapçılarda. İsimlerini sormadan oturup çay içtim onlarla. Ne ben sordum isimlerini ne de onlar. Karşılıklı olarak anladık birbirimizi. İsimlerin gelip geçici olduğunu ikimizde biliyorduk o yüzden gelip geçmesin diye ismimizi söylemedik birbirimize. Sevdiğim insanlara hiçbir zaman ismini sormam gelip geçmesin diye.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Acının Coğrafyası

kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren 
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.

Turgut Uyar

6 Nisan 2014 Pazar

Hayatımın Açık Kalan Penceresinden Bir Bakış

Kendi çapımda kurduğum dünyada eğleniyorum aslında. Hobi olarak yaptıklarımdan zevk alıyorum sonra bakıyorum onlar işim olmuş gibi.

Kitap yazayım dedim ilerledikçe benimsedim. Sonra baktım kendimi senaryo yazarken buldum. Bir de baktım film çekiyorum. Sonra bir dönüp bir daha baktım 6 kısa film çekmişim birbirinden farklı kötüden iyiye doğru. Dokuz Eylül Üniversitesinde İşletme okuyan benim ama kafa görüldüğü gibi çok değişik yerlerde. Sonra o kadar borsa oynuyorum bari okulunu da okuyayım dedim Anadolu Üniversitesi'den de Sermaye Piyasası ve Menkul Kıymetler okuyorum. 

Antalya'da geçtim ömrümün 18 yılı. 3 yıldır İzmir'deyim ama sanki yıllarca aradığım yer burasıymış gibiydi. Karşıyaka da olduğum her gün yeni bir ben varım sanki. Asansör'e gidip orada içtiğim bir bardak çayın tadı bambaşka. İzmir'in kızları meşhur diyorlardı güzellikleriyle ama bence güzellikleriyle birlikte davranışları, entellektüel bilgileri, hiç bir zaman seni terslemeyen bir yapısı ve benim için en önemlisi de hiç tanımadığın birinin masasına oturup çok rahat sohbet edebiliyorsun. Bir kere olsun 3 yıl boyunca bana böyle yaptığım için kötü davranan kız görmedim. 

Ve son olarak da İzmir de yaşayan (benim için gerçek İzmir'liler onlar aslında) teyzeler ve amcalarım. Ne zaman zorlansanız elinizde bir torba varken hemen gelir o teyze ve amcalarım. Kendi yaşlarına ve güçlerine bakmadan. Seni severler insan olduğundan ötürü. Sonradan görme değil İzmir'in gerçek ev sahipleri. Memleketim olan Antalya'da bunları söylemekte çok ama çok zorlanıyorum. Sonradan görme bir çoğu. Seni sevmez sen olduğun için. Onun olmasını istediğin kişiysen eğer seni sever.

Korkuyorum

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Yine aşık olmuşum farkında olmadan. Tanıyorum mu onu? Hayır. O beni tanıyor mu? Hayır. Aşık olmuşum sadece. Ben nereden biliyorum diye soruyorsanız bana cevabı midem veriyor. Ne zaman aşık olsam gastritim artar. Çünkü aşık olunca heyecandan ne bulduysam yemeye başlarım. Son aşık olduğumda hiç ama hiç sevmediğim halde (kimse bana yediremez de) acılı turşu yemiştim. Üç gün boyunca doktora gittim. Yediğim iğnenin, attığım hapın haddi hesabı yok...

Aşık olunca aslında biraz da korkuyorum kendimden. Ne zaman aşık olsam hep değişmişimdir. Şimdi bunu diyorum ama beni bilenlerde sanacak ki değişimi sevmeyen biri sanki diyecek ama aslında ben neredeyse her hafta değişim yaparım birşeylerde. Belki de değişim yapamayacağımdan korkuyorum ama aşık olunca değişeceğimden korkuyorum. Değişimi seviyorum ama değişmemek üzere değişirsem o zaman kötü işte...

Bahar geldi yine. Aşık olmak gerekir birilerine. Bir bakıma ister istemez birine aşık oluruz bahar geldiğinde. Kanımız kaynar, içimiz kıpır kıpırdır her baharda. Ne zaman ne yapacağımızı bilemeyiz bu aylarda. Sevmediğimiz kişiyi birden sevebilir, çok sevdiğimiz birinden hemen soğuyabiliriz.

Her bahar geldiğinde hemen hemen her radyoda Candan Erçetin - Bahar şarkısı çalar. Şarkının belki de en etkileyici sözlerinde biri de "Bahar geldiğinde mi böyle olurum yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar". Bu sorunun cevabı herkese göre değişiyor. Zamanı gelmeden bir şey olamaz asla. Biz böyle olmak istediğimiz için de gelir bahar, bahar zamanı geldiği içinde böyle olabiliriz. Benim en çok korktuğum zaman bahar aylarıdır. Biri seversin her baharda, arkasından koşarsın uzun bir süre. Sonra döner bakarsın ki yanlış kişiymiş dersin. Bahar biraz da aldatır bizi aslında sevdiğimizle. Zamanımızı çalar bahar.

Korkuyorum aslında bu baharda da birine aşık olacağımdan. Her baharda birine aşık oldum ve hepsi benim gözümde "zaman kaybı"ydı. Baharı kötülemiyorum ben zamanlamamı kutluyorum. Geceleri balkona çıkıp Candan Erçetin, Sezen Aksu, Ezginin Günlüğü... müzikleri dinleyen birisiyim. Yalnızlığımla çok beraber oldum ayrılmaktan da korkuyorum belki. Ama her şey bir yana yalnızlık benim en yakın dostum oldu her zaman. Kimse yokken o vardı hep. Hüznümü de bilir mutluluğumu da. En kadim dostumu bir köşeye atmak istemem ama ona benimle gel üçümüz çok mutlu olacağız dediğimde hep kaçan oydu benim yerime. Yalnızlığımı da yanıma almak istiyorum birine severken. Üç kişi olacağız biz. Zamanla aramıza dördüncü olarak çocuğumuzda gelecek. Dört kişilik bir aile olacağız çekirdek misali çıtlatmalık.

Korkmak yersiz gibi bu kadar hoş hayallerin üzerine ama korkuyorum. Bu bahar ya o baharsa diyerekten. Yanlış kişiyi bulmak istemiyorum artık bıktım. Doğru kişiyi arıyorum bırakmamak üzere. Nerede ne yapıyor bilmiyorum ama ben onu düşünüyorum bu yazımda da olduğu gibi. Kalbime bir eş arıyorum korkarak.