Okunacak o kadar çok kitap, dinlenecek o kadar güzel müzik ve izlenecek o kadar sayısız film varken hayat bu kadar sıkıcı olmamalı olamaz
31 Temmuz 2012 Salı
Emin Olduğum Tek Şey Benden Daha İyi Gördüğündür
Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka
koltukta tek başına oturan çocuğa:
— Buraların yabancısıyım demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum çok yakın olduğunu söylediler.
Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
Çocuk:
-Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
— iyi ama demiş adam bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?
— Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız
fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir kâğıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.
Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini.
Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken;
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim demiş görmeyi o kadar çok özledim ki…
Sizinkiler sağlam öyle değil mi?
Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
— Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey benden daha iyi gördüğündür.
29 Temmuz 2012 Pazar
İnsan ve Aşk
Çekilen her büyük acıdan sonra hayatımızda bir şeyler değişir. İnsan çok güçlü bir yaratık. Bir kere elin yandığında ateşten korkarsın. Biri bir kere canını yakarsa, ondan korkarsın. Bir kere cesaretin kırıldığında, cesaret etmekten korkarsın. Ya da bunları çevrende görmen bile yeter çoğu zaman. Gözünün önünde birini rezil eden adama sen gidip selam veremezsin mesela. İşte bu savunma mekanizmasıdır.
Bir insanın canı en çok ruhundan yanar. Yani bahsettiğim şey koşulsuz sevdiklerimiz. Değer verdiklerimiz. Aşık olduklarımız. Hepsine ruhumuzdan birer parça veririz. Ve onlara bir şey olduğunda ya da onlar bize bir şey yaptıklarında asıl zarar gören ruhumuzdur. Tabii bu benim görüşüm.
Mesela. Birine aşık olduğunda ruhunla olursun bana göre. Hoşlanmak, sevmek, beğenmek, bağlanmak beynin işidir. Ama aşk…
Aşık olmanın öncesi ve sonrası arasında saniyeler ve koca bir dünya vardır. Hayır mecaz falan değil. Ciddi anlamda bi dünya.
Aşık olduğunuzda tüm sorunlar küçülür gözünüzde.
Tüm renkler daha canlı olur.
Dünyanın merkezi maşuktur.
En büyük korkularınız onun üstünedir.
Hayalleriniz değişir en basitinden.
Şarkılar değişir.
Zaman değişir.
Siz, farkında olmadan değişirsiniz.
Ruhunuz değişir. Ve sonra ondan aldığınız her yarayı ruhunuza alırsınız. En ufak sözü sizin tüm gününüzü mahvedebilir. Güveninizi kıracak tek bir hareketi komple hayatınızı değiştirebilir. Sonra canınız yanar. Sonra canınız biraz daha yanar. Sonra canınız çok yanar.Sonra canınız hep yanar..
Bir insanın canı en çok ruhundan yanar. Hani kaburganın altında bir yer acır ya. Betimleme değil. Somut olarak acı çekersiniz ya. İşte o acıyan şey ruhtur. Hani dedik ya savunma mekanizması diye. Size zarar veren şeyden korkarsınız dedik ya. Ruhunuz acıdığında, dünyanızdan korkarsınız. Ruhunuz acıdığında, kendinizden korkarsınız.
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Sen Gittin
Beni sevmeyi başarsaydın eğer, bunu yapabilseydin dünyamı daha yaşanılası yapardın.
Otobüs duraklarında bekledim, hayır yılmadım. Her güne bir aşk sığdırdım. Sığırdın çünkü. Küçücük bir kalbi sevmeyi beceremeyen hayvanın teki! Hakaret olarak algılama. Bilirsin mutsuz olunca hep söverim. Sanki rahatlatıyormuş gibi. Aksine! Daha da sinirendiriyor.
Ama gülüyorsun. Karşımdasın. Mutluyuz.
Olabiliriz.
Tabi şarkıları ard arda dinlerim, sigara içmiyorum hayır. Hayır tabi. Çünkü giderken onları bile sağlam bırakmayı başaramayacak kadar kin beslettin kendine!
Oysa ben insanlardan nefret etmem.
Eski kasetler gibiydik zaten. Kalemle başa sarılmıyordu. Belki serçe parmakla..
Yani, yeni bi hayat deneyebilirdik. Burda kalsaydın eğer. Şey, biz güzel olurduk.
Ne güzel şarkılar dinletecektim sana. Bir kereliğine katlanacak kadar sevecektin hepsini. Sana yazdıklarımı da birer kez okuyacak kadar tahammül edecektin elbet.
Kasetlere ne oldu sonra?
Çok mu karışık yoksa hayat? Yoksa söylediklerim? Çok mu masal konuşuyorum ben?
Otobüs duraklarında bekledim, hayır yılmadım. Her güne bir aşk sığdırdım. Sığırdın çünkü. Küçücük bir kalbi sevmeyi beceremeyen hayvanın teki! Hakaret olarak algılama. Bilirsin mutsuz olunca hep söverim. Sanki rahatlatıyormuş gibi. Aksine! Daha da sinirendiriyor.
Ama gülüyorsun. Karşımdasın. Mutluyuz.
Olabiliriz.
Tabi şarkıları ard arda dinlerim, sigara içmiyorum hayır. Hayır tabi. Çünkü giderken onları bile sağlam bırakmayı başaramayacak kadar kin beslettin kendine!
Oysa ben insanlardan nefret etmem.
Eski kasetler gibiydik zaten. Kalemle başa sarılmıyordu. Belki serçe parmakla..
Yani, yeni bi hayat deneyebilirdik. Burda kalsaydın eğer. Şey, biz güzel olurduk.
Ne güzel şarkılar dinletecektim sana. Bir kereliğine katlanacak kadar sevecektin hepsini. Sana yazdıklarımı da birer kez okuyacak kadar tahammül edecektin elbet.
Kasetlere ne oldu sonra?
Çok mu karışık yoksa hayat? Yoksa söylediklerim? Çok mu masal konuşuyorum ben?
27 Temmuz 2012 Cuma
İnternet İlişkileri
İnternetten ilişki yaşayanları gerizekalı olarak değerlendirmeyin. Onlar en acı verici aşkı yaşıyorlardır çünkü.
-Mesajıma cevap vermedi tam 2 saat oldu hiç böyle yapmazdı. Ay acaba başına bir şey mi geldi ne oldu kahr etsin niye cevap vermiyor bu.
Ne kadar üzücü değil mi ona ulaşamıyorsun başına bir şey geldi diye paronaya bağlıyorsun oysaki, yüksek ihtimal sadece neti gitmiştir.
-Ay acaba ona asılan olmuş mudur? Yada onu üzen? Karnı ağrıyor mudur? Acaba ben üzülmeyim diye mi iyiyim dedi? Niye kalp koymadı ki konuşurken? Acaba kalbini mi kırdım?
Diye düşünceler aklının bir köşesindedir hep. Ama bir yandanda onu inanılmaz derecede seversin. Gerçekten seversin internetten aşk mı olur lan? diyenleri, öldürmek istersin.
Sürekli hayaller kurarsın onunla beraber, sürekli birlikte foto çekilen sevgililere uyuz olursun, sizden başka kimsenin kavuşmayı haketmediğini düşünürsün, hasta olduğunda yanında olmasını istersin ama sadece mesajlarla avutur.
-İlaçlarını aldın mı? , Bana bak sıkı giyin gebertirim ha! , dur öpeyimde geçsin getir anlını bakiyim.
Ama sadece mesajlardan bunu yaparsın/yapar. Herkes sana bir akıl verme peşindedir. Kendi çevrenden birini sev, yok bilmem senin geleceğin daha çok parlak internet ortamında sürünme onunla asla olmaz gibi şeyler söyleyip canını yakan mahlukatlara ne demeli?! Kimse seni anlamıyor değil mi? o zaman sende kimseyle paylaşma. Kimseye derdini de anlatma. Hayata sıkı tutun ve istediğini elde etmek gerekirse tüm hayatını harca söz konusu aşksa eğer...
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Beceriksizlik ve Zamanlama Sorunu
Bu gece de ezilenlerin yanındaydık; üçüncü kadeh şarabımı içiyordum.
İçerken muhabbet ediliyor olmasının sebebi, insaların genelde sarhoşken doğruyu cesurca sergilemelerinden kaynaklanır.
Doğru olan, insanlarla muhabbet etmektir. Ancak bu şekilde şiddetsiz bir düzen elde edilebilir.
Silah, konuşmaktan daha etkili olsaydı; ağız kısımlarımıza çoktan silah monte etmiştik.
Tamam, silahlar 'bazı' insanların 'bazı' doğrularını aktif kılmaya yaramıştır belki de, ama bunlar, o durumların gerçekten doğru olduğu anlamına gelmez.
'Gerçek doğru' gerçekten bir yalan.
"Peki, senin düşüncen nedir?" dedi, kadeh tutmanın ne anlama geldiğinden bi'haber olan adam, şaraba saygısızlık ederken.
"Bana soracak olursan -ki sordun; insanlar zamanlama sorunu yaşıyorlar dostum."
"Nasıl yani?" dedi, burnundaki sümükten haberi olmayacak kadar çok içip burnunu uyuşturmuş ve kırmızılaştırmış adam.
"Şöyle ki; insanlar genelde gençken pek birikim yapmazlar. Kazanır, yerler. Yaşlanmaya başlayınca, kazandıklarını biriktirmeye çalışırlar ki ilerleyen dönemlerinde rahat edebilsinler diye. Bu bir zamanlama hatasıdır; yani gençken biriktirmek gerekmez mi? İsraf döneminde bir yanlışlık var."
"Gençlik yılları; kanın hızlı aktığı dönemlerdir, bu tarz bir şey normal değil mi sence?" dedi, barın karanlığını yüzüne maske edinmiş adam.
"Bunun gençlik ile alâkası yok, bunun biyoloji ile alâkası var; hücreler bile zamanlama sorunu yaşıyorlar. İlk dönemler hızlı çalışıp 'genç' kılıyorlar, ilerleyen dönemler yavaşlayıp 'yaşlı' ilan ediveriyorlar kişiyi.
Çoğu insan gençken, bir çok yaşlı geçinen insandan daha çok yük alır sırtına. Yaş, bahanedir dostum.
Toplumun 'doğru' kıldığı durumların hepsi bazı kişilerin ağzından çıkmıştır. Neden adını bile bilmediğim bir kaç yavşağın doğrularını kabul edelim ki?... Tüm bu düzende bir zamanlama sorun mevcut dostum -ki zamanın bile göreceli olduğunu düşünürsek...siktir et. Hücrelerin de canı cehenneme, kumbaranında."
"Şerefe." dedi, gülümsemeye çalışarak ortamın mizahi havasına katılmak isteyen adam.
"Peki tanrının sözleri? Onun doğruları?" diye devam etti.
"Ah... bana yer yüzünde bir tane düşünen insan göster ki 'ben daha iyisini yapardım' demesin. Sen bile daha iyisini yapabilirsin dostum."
Hakaret mi ediyordum, yoksa tanrıdan bile üstün tutuyordum diye düşünmeye başlamıştı karşımdaki adam.
"...Yani şu dünyaya bak; gerçekten bok götürüyor her şeyi. Eğer bahsedilen tanrı yunanların kültüründen sağ çıkabilen 'beceriksizlik tanrısı' ise; işte o zaman her şey kabul edilebilir. Biz de ibadet etmeyi beceremediğimiz için muhakkak onun cennetine kabul edilebiliriz. Bu varsayım ile yola çıkarak, dünya üzerinde düzen kurmayı becermeye çalışan tüm kafirlerin beceriksizce yanışını izleyeceğiz dostum. Zira, ,bir tanrının varlığının şüpheye düşmesi bile onun beceriksizliğinin kanıtıdır."
"İşte buna içilir." dedi, Yunan tanrıları arasında bile yer edinemeyecek kadar hayal ürünü olan adam.
"Tüm beceriksizlere!"
9 Temmuz 2012 Pazartesi
Ben Sen Olmak İstiyorum
Her insan kendi doğrularından ilerlemek ister ya..
Ben seninle birlikte senin yanlşlarına gidebilecek kadar seviyorum seni...
Hiç bir çıkar gütmeden tamamen karşılıksız...
Her insan sevilmek ister ya..
Ben seninle sevilmeden bile yaşamayı göze alabilecek kadar seviyorum seni..
Ama mutlu ama huzurlu...
Hani her insan üzüldüğünde başını koyacak bi omuz ister ya..
Ben sen üzüldüğünde başını koyacak omuz olmak istiyorum..
Yorulmadan sıkılmadan..
diyorum ki ;Hani her insan sadece mutluluk ister ya..
Ben seninle birlikte hayattaki hüzünleri paylaşmak istiyorum,
bir gün mutluluğu bulmak ümidiyle hüzünleri paylaşmak...
Kısacası ben seninle olmak ''BEN SEN OLMAK İSTİYORUM''
Kendimden vazgeçmeden...Benliğimi kaybetmeden...
Her insan kendi doğrularından ilerlemek ister ya..
Ben seninle birlikte senin yanlşlarına gidebilecek kadar seviyorum seni...
Hiç bir çıkar gütmeden tamamen karşılıksız...
Her insan sevilmek ister ya..
Ben seninle sevilmeden bile yaşamayı göze alabilecek kadar seviyorum seni..
Ama mutlu ama huzurlu...
Hani her insan üzüldüğünde başını koyacak bi omuz ister ya..
Ben sen üzüldüğünde başını koyacak omuz olmak istiyorum..
Yorulmadan sıkılmadan..
diyorum ki ;Hani her insan sadece mutluluk ister ya..
Ben seninle birlikte hayattaki hüzünleri paylaşmak istiyorum,
bir gün mutluluğu bulmak ümidiyle hüzünleri paylaşmak...
Kısacası ben seninle olmak ''BEN SEN OLMAK İSTİYORUM''
Kendimden vazgeçmeden...Benliğimi kaybetmeden...
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Şu Hayat
Birini seviyoruz söyleyemiyoruz. Söylüyoruz sevilmiyoruz. Herkesin başından böyle olaylar geçmiştir. Birini severiz ona söylemeye çekiniriz söyleyemeyiz. Aşkımızı, sevdamızı sessiz bir şekilde içimizde yaşarız öylece. Neden böyle bir şey yaptığımızı bir türlü kendimize açıklayamayız ki. Açıklasak da kendimizi kandırıyoruz hep. Utanıyorum. Hep bunu kendimize söyler ve kendimizi kandırırız. Neden kimden utanıyoruz ki? Sadece kendimizden, sevgimizden utanıyoruz. Söylesek ne olur ki sanki? Sevgimizi, aşkımızı içimizde değil de onunla birlikte yaşasak ne olur sanki?
Cesaret edip söyledik. Ne eksildi bizde? Utandık da ne oldu? Ancak kendimizi kandırıp durduk ve mutluluğumuzu ya da hüznümüzü erteledik. Hadi olumlu bir cevap aldık diyelim. O cevabı duyduğumuz an kendimizi çok mutlu, huzurlu hissederiz. Büyük bir savaştan yara almadan kurtulduk deriz. Öyle midir acaba? Değildir tabi ki de. Karşı tarafı düşünelim. O bizi seviyor mu? Seviyorsa da bizim kadar (en azından) seviyor mudur? Hadi yine olumlu diyelim. Bizim kadar sevsin bizi de. Ne var şimdi elimizde kusursuz bir aşk ve mutluluk sanırız ama öyle değildir. Zamanla birbirinizden sıkılacaksınız. Çünkü düz bir yolda gitmek herkesi yorar. O yolda biraz viraj, kasis, taş olmalı ki yolculuğun tadı çıksın. Bir ilişkide kavga, kıskanma yok ise kesin bir başkası ya aklımızda ya da kalbimizdedir. Bunu kimse ikna edemez.
Şimdi de biraz olumsuzluk üzerine konuşalım. Olumsuz bir cevap aldık diyelim. Cevap değil sanki aldığımız yanıt bir savaş fermanı sanki. Bir daha gözüme gözükme, seni yolda dahi görmek istemiyoruz. Bu cümleler bir anda ya da belli bir süre sonra çıkar. Ya bizden ya da karşı taraftan. İnsanoğlu olumsuz bir yanıt almaktan hep korktuğu için utanır, sıkılır ve içine kapanır. Bizi denemekten vazgeçti. Kendimize olan güvenimizi yitirdik. Biz biraz zaman kaybettik ve biraz da gururumuzdan bir şeyler yitirdik. Ama o belki bilmeden mutluluğun kapısını kapattı. Biz unutmaya çalışırız ( ya da öyle yapıyormuş gibi). Siz de onu sürekli göreceksiniz inadına. İnsanın istemediği ot burnunun dibinde bitermiş derler. Hep öyle olur. Bir konsere gidersiniz çok sevdiğiniz bir sanatçının bir bakmışsınız o da orada. Şaşırıp sinir olursunuz. Umursamazsınız ama aslında umursarız sadece zor olan görmezden gelme işini yaparız. En kötü hareket de budur ya. Bir merhabayı çok görürüz. Bir tatlı gülümsemeyi çok daha fazla gereksiz görürüz. Bunlarda birini yaparsak eğer karşı tarafa umut verirmiş gibi oluruz sanki. Aslında tüm insanlar birbirinin umurundadır ama bunu bir türlü belli etmeyiz hiç.
Aslında işin aslı şudur ki; hiçbir insan birbirinin kalbini kırarak onu incitmemelidir. Hiç kimse birbirini sevmek zorunda değildir ama bir merhaba, bir tebessümü de çok görmemeliyiz. Bir gün bir bakmışız hiç sevmediğimiz hatta nefret ettiğimiz kişiye bir işimiz düşer. Onun için tüm insanlarla iyi geçinmelidir insanoğlu. Şu Dünya ya kaç kere geliyoruz ki? Şu hayatta birbirimizin kalbini kırmaya hiç değer mi?
Cesaret edip söyledik. Ne eksildi bizde? Utandık da ne oldu? Ancak kendimizi kandırıp durduk ve mutluluğumuzu ya da hüznümüzü erteledik. Hadi olumlu bir cevap aldık diyelim. O cevabı duyduğumuz an kendimizi çok mutlu, huzurlu hissederiz. Büyük bir savaştan yara almadan kurtulduk deriz. Öyle midir acaba? Değildir tabi ki de. Karşı tarafı düşünelim. O bizi seviyor mu? Seviyorsa da bizim kadar (en azından) seviyor mudur? Hadi yine olumlu diyelim. Bizim kadar sevsin bizi de. Ne var şimdi elimizde kusursuz bir aşk ve mutluluk sanırız ama öyle değildir. Zamanla birbirinizden sıkılacaksınız. Çünkü düz bir yolda gitmek herkesi yorar. O yolda biraz viraj, kasis, taş olmalı ki yolculuğun tadı çıksın. Bir ilişkide kavga, kıskanma yok ise kesin bir başkası ya aklımızda ya da kalbimizdedir. Bunu kimse ikna edemez.
Şimdi de biraz olumsuzluk üzerine konuşalım. Olumsuz bir cevap aldık diyelim. Cevap değil sanki aldığımız yanıt bir savaş fermanı sanki. Bir daha gözüme gözükme, seni yolda dahi görmek istemiyoruz. Bu cümleler bir anda ya da belli bir süre sonra çıkar. Ya bizden ya da karşı taraftan. İnsanoğlu olumsuz bir yanıt almaktan hep korktuğu için utanır, sıkılır ve içine kapanır. Bizi denemekten vazgeçti. Kendimize olan güvenimizi yitirdik. Biz biraz zaman kaybettik ve biraz da gururumuzdan bir şeyler yitirdik. Ama o belki bilmeden mutluluğun kapısını kapattı. Biz unutmaya çalışırız ( ya da öyle yapıyormuş gibi). Siz de onu sürekli göreceksiniz inadına. İnsanın istemediği ot burnunun dibinde bitermiş derler. Hep öyle olur. Bir konsere gidersiniz çok sevdiğiniz bir sanatçının bir bakmışsınız o da orada. Şaşırıp sinir olursunuz. Umursamazsınız ama aslında umursarız sadece zor olan görmezden gelme işini yaparız. En kötü hareket de budur ya. Bir merhabayı çok görürüz. Bir tatlı gülümsemeyi çok daha fazla gereksiz görürüz. Bunlarda birini yaparsak eğer karşı tarafa umut verirmiş gibi oluruz sanki. Aslında tüm insanlar birbirinin umurundadır ama bunu bir türlü belli etmeyiz hiç.
Aslında işin aslı şudur ki; hiçbir insan birbirinin kalbini kırarak onu incitmemelidir. Hiç kimse birbirini sevmek zorunda değildir ama bir merhaba, bir tebessümü de çok görmemeliyiz. Bir gün bir bakmışız hiç sevmediğimiz hatta nefret ettiğimiz kişiye bir işimiz düşer. Onun için tüm insanlarla iyi geçinmelidir insanoğlu. Şu Dünya ya kaç kere geliyoruz ki? Şu hayatta birbirimizin kalbini kırmaya hiç değer mi?
1 Temmuz 2012 Pazar
Ya Gelmezsen?
Geçmiş günleri anımsarken biraz gülücük biraz hüzün oluyorsun dudaklarımda. Döndürebilmek istediğim günler, karşıma geçip alay ediyor benimle. Sanki bundan sonrası olmayacakmış gibi geliyor, senden sonra mutluluk uğramazmış gibi beklediğim ıssız duraklara. Gelecek simsiyah gözüküyor, kaybettiğim ışık sendin çünkü. Korkmadan yürümek istiyorum, yolumun sana çıkacağını bilerek, usulca. Parmaklarım seni yazmak istiyor hiç durmadan. Anlatmak istediklerim sessizlik olup yanına uğruyor her gece. En güzel cümlelerimi fısıldıyorum kulağına. Beni anlamanı bekliyorum, geç bile olsa.
Zaman yaralarımı saracak mı dersin? Yoksa burada böylece, senden kalan mutsuzluk ve yalnızlık tüm benliğime sahip mi olacak? Yanımdaki insanlar bıraktığın boşlukta düşmemi izliyor sanki. Elimden gelen hiçbir şey yok, bu çaresizlik beni günden güne öldürüyor. Bir sigara dumanını içime çekermiş gibi özlüyorum seni. Gün geçtikçe dayanılmaz bir hal alıyor özlemin. Ve gittikçe tüketiyorsun beni. İçimde sana dair bir şeyler var, ve o kıvılcımların ateş olup canımı yakmasından korkuyorum. Beklemek yoruyor beni.
Gökyüzü hayallerimizi anlatıyor değil mi? Aynı yıldızlarda farklı dilekler diliyoruz. İçinde, kalbinde ben olayım istiyorum. Burada yanımda kal, gitme. Benim en çok sana ihtiyacım var. Sevmekten, beklemekten usanmış kalbimin hala senin için atması gibi. En çok sana anlatmak istiyorum yaşadıklarımı. En çok sen anla istiyorum sensiz geçirdiğim günlerin zorluğunu. En çok seninle koşmak istiyorum, yorucu hayatın ahmak basamaklarını. Sol omzunda benim başım olsun istiyorum. Gelecek beni korkutuyor, ya gelmezsen?
Zaman yaralarımı saracak mı dersin? Yoksa burada böylece, senden kalan mutsuzluk ve yalnızlık tüm benliğime sahip mi olacak? Yanımdaki insanlar bıraktığın boşlukta düşmemi izliyor sanki. Elimden gelen hiçbir şey yok, bu çaresizlik beni günden güne öldürüyor. Bir sigara dumanını içime çekermiş gibi özlüyorum seni. Gün geçtikçe dayanılmaz bir hal alıyor özlemin. Ve gittikçe tüketiyorsun beni. İçimde sana dair bir şeyler var, ve o kıvılcımların ateş olup canımı yakmasından korkuyorum. Beklemek yoruyor beni.
Gökyüzü hayallerimizi anlatıyor değil mi? Aynı yıldızlarda farklı dilekler diliyoruz. İçinde, kalbinde ben olayım istiyorum. Burada yanımda kal, gitme. Benim en çok sana ihtiyacım var. Sevmekten, beklemekten usanmış kalbimin hala senin için atması gibi. En çok sana anlatmak istiyorum yaşadıklarımı. En çok sen anla istiyorum sensiz geçirdiğim günlerin zorluğunu. En çok seninle koşmak istiyorum, yorucu hayatın ahmak basamaklarını. Sol omzunda benim başım olsun istiyorum. Gelecek beni korkutuyor, ya gelmezsen?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)