Seni gördüm dün rüyamda. Masum gülüşün vardı yine ama bu sefer o gülüşün bir hüznün üzerine örtülmüş gibiydi. Gülüyordun ama gözlerin ağlıyordu içten içe.
Utanmıyor idin benden her zamanki gibi. Soyunmuştu ruhun karşımda. Biliyordum. Tanıyordum seni ama gözlerindeki sen sen değildin. Çok mu zaman geçti ki sen değiştin ya da ben seni fark etmiyordum? Hiç merak etmedin beni. Üzmedin beni ama üzmekten beter ettin, ağlatmamışdın beni ama ağlatmaktan beter ettin, dövmedin beni ama dövmekten beter ettin. Tek yaptığın beni karşından gelirken görmezden gelmen idi.
Sana göre birisini görmezden gelmek çok kolay. Susmadım hiç hep sana söyledim "seni sevdiğimi" ama bana hiç bir şey demedin. Sevmediğini söylemedin. Sevdiğini de. Yokmuşum gibi davrandın. Beni yok saydın ama sen unutma yoklar ülkesinde yaşıyoruz. Sende yoksun benim için artık. Sırf sen yok saydın diye değil artık ben ben olmadığım için.
Artık telefonumu hep kapalı tutuyorum. Bilgisayarın başında fazla vakit geçirmiyorum. Kendi ufak değişiklikler yapmaya başladım. Spor yapıyorum artık düzenli olarak. Saçımı da uzatmaya karar verdim. Aralıklar ile taktığım küpemi artık daima takmaya karar verdim. Sen yok saydın beni ama ben tekrar geliyorum dünyaya.
Masanın başına geçiyorum. Karşımda bej renginde duvar var. Seni düşünüyorum bana nasıl bir ilham verebilirsin diye. Tek ilham kaynağım sensin. O yüzden başka kimseye bakamıyorum. Kimle yakınlaşmış isem hep canlarını yakıyorum onların. Tıpkı senin benim canımı yaktığın gibi. Seni anlatan kitap yazıyorum demiştin sana. Bana inanmadın ama gözlerinin içindeki gülümsemeyi asla unutmam ben. Bitireceğim o kitabı bana ilham verdiğin süre boyunca.
Beni hatırlamayacaksın hiç bir zaman. Karşına çıktığımda görmezden geleceksin ama unutma görünmezler vardır hep hayatımızda görmesek bile. Kafanı sağa-sola çevir her yerde ben varım ama sen farkında değilsin. Bardağın içindeki su misali kaza ile döktün beni ve gittin bardağına yeniden su doldurdun. Yere döktüğün suyu temizlemeden.
Okunacak o kadar çok kitap, dinlenecek o kadar güzel müzik ve izlenecek o kadar sayısız film varken hayat bu kadar sıkıcı olmamalı olamaz
30 Haziran 2013 Pazar
27 Haziran 2013 Perşembe
Zaman
Zaman; bir oluşun içinde geçtiği, geçmekte olan veya geçmiş olduğu süredir. Aynı sevmek gibi aslında. Sevmekte bir zaman oluşumudur. Ne kadar kısa sürse de ortada bir zaman vardır. Sevmek zaman almaz aslında bizden. Kendimizi kaybederiz sevdiğimiz zaman.
En son ne zaman aşık olduk peki? Ya biliyoruz ya da bilmek istemiyoruz. Zaman içinde gidip geliyor aşk hep. Birinin elinden tutmak varken biz hep başka şeyler ile uğraşıyoruz. Birinin elinden tutamıyor isek elimize bir kitap alıp deniz manzaralı yüksek bir yerde oturmalıyız ve huzurun sesini dinlemeliyiz gözlerden uzak yerlerde. Denize gitmeliyiz. Yüzmek için olmasa bile akşam güneş batarken mutlaka sahilde yürümeliyiz. Sevmesek bile birilerini.
İnsan kendini sevmeli zaman içinde. Yoksa bir başkasını asla sevemez. Sevmek öyle iki dudağın arasından çıktığı gibi kolay değildir. Sevmek birisini hissetmektir, onu içinde yaşamaktır. Zamanını onunla geçirdiğini hep hayal etmektir. Bu hayali de gerçeğe çevirmektir.
Denizin, kitabın, filmlerin verdiği huzur gibi sevdiğimizin de bize huzur vermesi gerekir. Sevebileceğimiz insan zaman içininde karşımıza çıkacaktır. Ya onu sahipleniriz ya da onu görmezden geliriz. Zaman her şeyin ilacıdır ama doktor olan zaman değil bizizdir. Bize zamanın iyi gelebileceğini ancak biz karar verebiliriz.
Deniz kenarında yürümeyi özlediğimi hissediyorum uzun zamandır. Sıcak ve bunaltıcı havası olmasa İzmir'in iyi ama bana huzur veren bir Finike sahili gibi yerleri yok İzmir'in. Antalya'yı özledim. Gitmiyorum bu yaz. Onu görmek istemiyorum artık. Doktor ben isem eğer ilacımı yazdım kendime. Zaman. Dozajını biraz fazla yazdım her ihtimale karşı. Şimdi uzun zamandır yapamadıklarımı yapma zamanı geldi.
Elimdeki tüm kitapları bitireceğim. Yeni insanlar ile tanışacağım. Kendime yeni bir tarz oluşturacağım. Heyecan duygumu dizginlemeyi öğreneceğim. Hepsinden de öte SENİ UNUTACAĞIM...
En son ne zaman aşık olduk peki? Ya biliyoruz ya da bilmek istemiyoruz. Zaman içinde gidip geliyor aşk hep. Birinin elinden tutmak varken biz hep başka şeyler ile uğraşıyoruz. Birinin elinden tutamıyor isek elimize bir kitap alıp deniz manzaralı yüksek bir yerde oturmalıyız ve huzurun sesini dinlemeliyiz gözlerden uzak yerlerde. Denize gitmeliyiz. Yüzmek için olmasa bile akşam güneş batarken mutlaka sahilde yürümeliyiz. Sevmesek bile birilerini.
İnsan kendini sevmeli zaman içinde. Yoksa bir başkasını asla sevemez. Sevmek öyle iki dudağın arasından çıktığı gibi kolay değildir. Sevmek birisini hissetmektir, onu içinde yaşamaktır. Zamanını onunla geçirdiğini hep hayal etmektir. Bu hayali de gerçeğe çevirmektir.
Denizin, kitabın, filmlerin verdiği huzur gibi sevdiğimizin de bize huzur vermesi gerekir. Sevebileceğimiz insan zaman içininde karşımıza çıkacaktır. Ya onu sahipleniriz ya da onu görmezden geliriz. Zaman her şeyin ilacıdır ama doktor olan zaman değil bizizdir. Bize zamanın iyi gelebileceğini ancak biz karar verebiliriz.
Deniz kenarında yürümeyi özlediğimi hissediyorum uzun zamandır. Sıcak ve bunaltıcı havası olmasa İzmir'in iyi ama bana huzur veren bir Finike sahili gibi yerleri yok İzmir'in. Antalya'yı özledim. Gitmiyorum bu yaz. Onu görmek istemiyorum artık. Doktor ben isem eğer ilacımı yazdım kendime. Zaman. Dozajını biraz fazla yazdım her ihtimale karşı. Şimdi uzun zamandır yapamadıklarımı yapma zamanı geldi.
Elimdeki tüm kitapları bitireceğim. Yeni insanlar ile tanışacağım. Kendime yeni bir tarz oluşturacağım. Heyecan duygumu dizginlemeyi öğreneceğim. Hepsinden de öte SENİ UNUTACAĞIM...
11 Haziran 2013 Salı
Aslında
Susmak istiyorum. Sadece susup sessizliği dinleyip orada kaybolmak istiyorum. Kimseyi istemiyorum yanımda. Yanındayım diyenler hep benden uzaktalar. Kimseyi istemiyorum artık yanımda.
Dinlemek istiyorum. Sadece dinleyip kendimi bulmak için. Kimseyi dinlemek istemiyorum. Ağaçların deniz kenarında rüzgar eşliğinde çıkardığı o hışırtıyı dinlemek istiyorum sadece. Kimseyi değil o sesi istiyorum.
Seni istemiyorum artık. Sen sen değilsin. Bende ben değilim. Zaman geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Karşıma çıksan da desem sana bunları. Haykırsam yüzüne karşı seni istemediğimi.
Konuşmak istiyorum aslında beni anlayan birisiyle. Beni anlamak için ağzımdan çıkan kelimeleri değil, ruhumun anlatmak istediğini anlayan birisini istiyorum. Her şeyin özü seni istemiyorum.
Yolda yürüyorum. Ayağıma bir taş takıp bir sendeliyorum. Sonra dönüp taşa bakıyorum. Benden o küçük ve büyük ki beni sarstı. Anladım sonra. Seni hep büyük görmüşüm küçükken. Meğer sen çok küçükmüş ki büyüklüğünü görememişim. Beni değil hayatımı sendeledin sen.
Pişman değilim aslında. İyi oldu diyorum. Kendime çeki düzen verdim artık. Toparlandım. Sen yoksun artık aklımın ve kalbimin derinliklerinde. Rahatım artık. Sen olmayınca başka birisinin gelmesi daha kolay oluyor.
Şimdi soracaksın bana. Beni unuttun, hayatından çıkardın ama neden bunları yazıya döktün diyeceksin. Haklısın aslında. Sana söylemek isteyip de söyleyemediklerimi yazıya döküyorum ben. Sana söylüyorum ama direkt değil. Dolaylı yollarla. Sen tüm yazdıklarımın sana karşı yazıldığını bilmiyormuşsun gibi davranma artık. Beni dağıttın ama aynı zamanda da toparlayan tek kişisin sen. Seni görmek istiyorum aslında. Gözlerinin içindeki o mutluluğu görüp bende mutlu olmak istiyorum.
Seni değil gözlerinin mutluluğunu görmek istiyorum. Sen mutlu olunca gözünde gülüyor. Sen mutlu olunca bende rahat hissediyorum kendimi. Bir gün karşından geleceğim ama sen beni tanımayacaksın. Kendimi sana tanıtmayacağım. Çünkü sen unutmak istiyordun ve onu da başardın. Kuruyan yaranın kabuğu kaldırılmaz. Kendiliğinden düşmesi beklenir.
Dinlemek istiyorum. Sadece dinleyip kendimi bulmak için. Kimseyi dinlemek istemiyorum. Ağaçların deniz kenarında rüzgar eşliğinde çıkardığı o hışırtıyı dinlemek istiyorum sadece. Kimseyi değil o sesi istiyorum.
Seni istemiyorum artık. Sen sen değilsin. Bende ben değilim. Zaman geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Karşıma çıksan da desem sana bunları. Haykırsam yüzüne karşı seni istemediğimi.
Konuşmak istiyorum aslında beni anlayan birisiyle. Beni anlamak için ağzımdan çıkan kelimeleri değil, ruhumun anlatmak istediğini anlayan birisini istiyorum. Her şeyin özü seni istemiyorum.
Yolda yürüyorum. Ayağıma bir taş takıp bir sendeliyorum. Sonra dönüp taşa bakıyorum. Benden o küçük ve büyük ki beni sarstı. Anladım sonra. Seni hep büyük görmüşüm küçükken. Meğer sen çok küçükmüş ki büyüklüğünü görememişim. Beni değil hayatımı sendeledin sen.
Pişman değilim aslında. İyi oldu diyorum. Kendime çeki düzen verdim artık. Toparlandım. Sen yoksun artık aklımın ve kalbimin derinliklerinde. Rahatım artık. Sen olmayınca başka birisinin gelmesi daha kolay oluyor.
Şimdi soracaksın bana. Beni unuttun, hayatından çıkardın ama neden bunları yazıya döktün diyeceksin. Haklısın aslında. Sana söylemek isteyip de söyleyemediklerimi yazıya döküyorum ben. Sana söylüyorum ama direkt değil. Dolaylı yollarla. Sen tüm yazdıklarımın sana karşı yazıldığını bilmiyormuşsun gibi davranma artık. Beni dağıttın ama aynı zamanda da toparlayan tek kişisin sen. Seni görmek istiyorum aslında. Gözlerinin içindeki o mutluluğu görüp bende mutlu olmak istiyorum.
Seni değil gözlerinin mutluluğunu görmek istiyorum. Sen mutlu olunca gözünde gülüyor. Sen mutlu olunca bende rahat hissediyorum kendimi. Bir gün karşından geleceğim ama sen beni tanımayacaksın. Kendimi sana tanıtmayacağım. Çünkü sen unutmak istiyordun ve onu da başardın. Kuruyan yaranın kabuğu kaldırılmaz. Kendiliğinden düşmesi beklenir.
2 Haziran 2013 Pazar
Anarşistçe Ağaç Dikelim
Yeşili korumak suç olmuş bazılarına göre. Ağaçların kesilmemesi için elimizden geleni yapıyoruz ama bize "devrimci" ya da "anarşist" diyorlar. Sizin yaptıklarınıza şuan için böyle bir kalkışma yapmayız. Ki bu kalkışma siyasal değildir. Daha temiz bir nefes almak istiyorsak yeşil alanları korumalıyız. Ağaç dikmeliyiz. Hep annem, babam bana derdi "Bu hayatta mutlaka bir dikili ağacın olmalı" diye.
Bir insan nasıl zor yetişiyorsa bilin ki bir ağaç ondan kat ve kat daha fazla zor yetişiyor. Büyüklerimiz bize hep ağaçları ve çevreyi korumamızı söylerdi. Eğer geleceğimizi düşünüyorsak ağaçların kesilmesine izin verilmemelidir. Yeri gelir o ağaçların gölgesinde dinlenir, yeri gelir o ağacın meyvesini yeriz.
Çocuğumuzun elinden tutup piknik yapacak, ağaçların arasında oynayacak, doğa ile baş başa kalıp kafa dinleyecek yer bulamıyorsak kimse bana gelecekten bahsetmesin. Kestiğiniz her ağaç hayatımızdan bir şeyleri kesmeye benziyor. Yeşili sevmeliyiz, KESMEMELİYİZ!!!
Yeşil alanları ve çevreyi koruyup sevdiğimden, böyle işlerin yapıldığı kurumlara üye olduğumdan ve onlara son gücüme destek olduğumdan bana "KOMÜNİST", "ANARŞİST" diyenler var. Desinler. Ama unutmasınlar yarın gölgesinde soluklanamayacağımız bir ağaç olmayacak. Her işi siyasete dökmek geleceğini değil cebindeki "paracıkları" düşünen o küçük beyinlere sahip "gereksiz" insanların işidir.
Bir yeşil alanlık olan parkı yıkıp oraya AVM yaparak kendinize ve çevrenize "rant" sağlıyorsunuz ama küçük çocukları düşünmüyorsunuz. O ağaç görmeyen çocukları beşikten beri AVM'lerde gezdirip sonra ağaç dikmesini beklemeyin. Nerede bir yeşillik alan görse orayı "yatırım için çok iyi bir yer" gözüyle bakar.
Tüm bu olan olaylara inat, anarşistçe herkes eline bir fidan alıp istediği yere dikmeli. Dikilen her ağaç geleceğe yapılan en iyi yatırımdır. AVM ihtiyaç değil bizlere. Bizlere ağaç, orman ihtiyaç. Çocuğunuzun ağaçları görerek büyümesini istiyorsanız herkes eline bir fidan alıp dikmelidir!!!
Bir insan nasıl zor yetişiyorsa bilin ki bir ağaç ondan kat ve kat daha fazla zor yetişiyor. Büyüklerimiz bize hep ağaçları ve çevreyi korumamızı söylerdi. Eğer geleceğimizi düşünüyorsak ağaçların kesilmesine izin verilmemelidir. Yeri gelir o ağaçların gölgesinde dinlenir, yeri gelir o ağacın meyvesini yeriz.
Çocuğumuzun elinden tutup piknik yapacak, ağaçların arasında oynayacak, doğa ile baş başa kalıp kafa dinleyecek yer bulamıyorsak kimse bana gelecekten bahsetmesin. Kestiğiniz her ağaç hayatımızdan bir şeyleri kesmeye benziyor. Yeşili sevmeliyiz, KESMEMELİYİZ!!!
Yeşil alanları ve çevreyi koruyup sevdiğimden, böyle işlerin yapıldığı kurumlara üye olduğumdan ve onlara son gücüme destek olduğumdan bana "KOMÜNİST", "ANARŞİST" diyenler var. Desinler. Ama unutmasınlar yarın gölgesinde soluklanamayacağımız bir ağaç olmayacak. Her işi siyasete dökmek geleceğini değil cebindeki "paracıkları" düşünen o küçük beyinlere sahip "gereksiz" insanların işidir.
Bir yeşil alanlık olan parkı yıkıp oraya AVM yaparak kendinize ve çevrenize "rant" sağlıyorsunuz ama küçük çocukları düşünmüyorsunuz. O ağaç görmeyen çocukları beşikten beri AVM'lerde gezdirip sonra ağaç dikmesini beklemeyin. Nerede bir yeşillik alan görse orayı "yatırım için çok iyi bir yer" gözüyle bakar.
Tüm bu olan olaylara inat, anarşistçe herkes eline bir fidan alıp istediği yere dikmeli. Dikilen her ağaç geleceğe yapılan en iyi yatırımdır. AVM ihtiyaç değil bizlere. Bizlere ağaç, orman ihtiyaç. Çocuğunuzun ağaçları görerek büyümesini istiyorsanız herkes eline bir fidan alıp dikmelidir!!!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)