Hiçbir şeyin anlamı yok aslında sen gittikten sonra bu evden. Kapıyı sessizce açıyorum yan komşu rahatsız olmasın diye. Sen varken öyle miydi hiç? Ben geldim diye seslenip hemen üzerime atlar öperdin uzun uzadıya. Sanki uzun bir zaman sonra tekrar karşına çıkmışım gibi. Eskisi gibi değil artık hiçbir şey.
Kahvaltı yapmıyorum. Çünkü saat 12 de uyanıyorum. Akşam yemeği yemiyorum. Çünkü saat 4 de uyuyorum. Film izlemiyorum. Çünkü biliyorum her filmde bir sen vardı. Kitap okumuyorum. Çünkü tüm kitaplardaki bir karakter sendin. Artık yatağa gidip uyumuyorum. Çünkü yatakta kokun var senin hala. Değiştirmiyorum da yatağı. Bazen o kokuya çok ihtiyaç duyuyorum.
Kanepede uyuyorum. Bizim kanepemiz karşımda ona bakarak her gece ağlıyorum. O kanepenin dili olsa da konuşsa bir benimle de anıları yad etsek. Evde rahat uyku yok bana. İşten de çıktım. Kendimi eve kilitledim. Tam bir ay oldu güneş yüzü görmeyeli. Telefonla sipariş veriyorum hep. Çöpleri dışarıya atmıyorum belki beni öldürürler diye.
Dün yine seni çok özledim. Gittim yatak odasına sen kokuyordu. Sen gittiğinden beri ilk kez bu kadar çok özledim seni. Elimdeki şarap şişesini yere atıp odadaki tüm kokunu içime çektim. Sonra yatağa doğru yürüdüm. Birden gülüşlerin geldi gözümün önüne. Nasılda içten bir gülüşün vardı. Oydu beni sana bağlayan belki en güçlü silah. Sen gittin ben bittim. Yatağa oturdum. Çarşaf hala sen kokuyor buram buram. Burnuma yaklaştırdım ve ağlamaya başladım. Kafamı yastığa koydum. Baktım olmadı uyuyamıyorum sen varsın diye. Senin yerini doldurabilmek için yatağa çapraz yaptım. Sırf yatak bilsin istedim senin olmadığını. Hep kızardın bana çapraz yattığımda. Şimdi de gel kız. Kavga edelim. Komşuları başımıza toplayalım ama yeter ki sen gel. Sensiz bu evin sesi yok.
Beraber aldığımız çiçeğimiz bile kurudu sen gittikten sonra. Sen bu evin ve benim yaşam kaynağımdın. Kaynak kurudu, bitki kurudu, ben öldüm. Sen gittin, hayatım artık iki renkten ibaret oldu. Siyah ve Beyaz...
Okunacak o kadar çok kitap, dinlenecek o kadar güzel müzik ve izlenecek o kadar sayısız film varken hayat bu kadar sıkıcı olmamalı olamaz
25 Temmuz 2013 Perşembe
24 Temmuz 2013 Çarşamba
Günlük
Yasemin, babasını küçük yaşta
kaybetmişti. Babası balıkçılık yapardı. O da annesi ile babası ayrı
yaşadığından hep babasıyla kalırdı annesi başka birisiyle evlenmişti.
Küçüklüğünden beri hep denize gelirdi. Ne zaman morali bozuk olsa, kendini ne
zaman kötü hissetse hemen denize gelir. Yine bir gün morali çok bozuktu.
Sevgili tarafından aldatılmıştı. Hiç yanından ayırmadığı günlüğünü kaybetmişti.
Deniz kıyısında ayağına dalgalar çarparak yürüyor. Sonra az ileride daha önceden
yaptığı bir hatadan sonra orda kalan günlüğünü görüyor. O hata masumca birisini sevmek ve ona her şeyi
ile güvenmekti. Birden eline günlüğünü alıyor ve okumak için biraz uzaklaşmak
istiyor. Günlüğü okumak için limana gider. Orada günlüğü karıştırır ve hiç unutamadığı
yeri okumaya başlar ve o günü hatırlar.
Günlükte yazan yazı;
Sevgili günlük,
Bu gün hayatımın en kötü gününü yaşadım. Belki hayatım
boyunca böyle şeyle kaç kez karşılaşacağım ama bunu asla unutmayacağım. Beni
aldattı o. Onu çok sevdim hala da seviyorum ama beni neden aldattığını bir
türlü anlayamadım. Aldatıldığını öğrendiğimde dünyanın sonu geldi artık benim
için gözüm karardı. O an hayat benim için bitmiş gibiydi. Sol yanım çok acıdı.
Gözlerim doldu ama ağlamadım. Bunu telefonundan değil de kendi ağzından ‘’ben
başkasını seviyorum’’ demesini tercih ederdim. Benim için artık hayat bitti ve
artık kimseyi sevmeyeceğim…
….
Ben hayatım boyunca bir kişi sevdim. Kulağa tuhaf geliyor
ama benim hayatım 18 yıl ki…
Yasemin masada arkası dönük oturur.
Anıl’ı bekler. (Mekân da Avril Lavigne – Wish You Were Here şarkısı çalar.)
Şarkının yarısında Anıl gelir. Sıcak bir karşılama yoktur eskiye göre. Bir gün öncesinden Anıl, Yasemin’in
çağırmasına rağmen gelmez. Moral sıfırdır Yasemin de. Anıl’a kızmış durumdadır.
Daha sonra Anıl karşısına geçip oturur. Yasemin’in elini tutmak ister. Yasemin
elini kaçırır. Garson sipariş için gelir. İkisi de bir ağızdan kahve söyler.
Garson siparişleri alır. Bu arada ikisi de gözlerini birbirinden kaçırır.
Garson siparişleri getirir. Anıl konuşmaya girmek için Yasemin’in üzerindeki
kıyafet dikkatini çeker ve ona yakıştığını söyler. Yasemin sadece kızmış
gözlerle bakar Anıl’a. Kahveden bir yudum aldıktan sonra Anıl lavaboya gitmek
için masadan kalkar. Yasemin Anıl’a arkasından bakar. Daha sonra telefona mesaj
gelir. Yasemin merakla telefonu eline alır mesajı açar. Telefona Ayşegül diye
birinden mesaj gelir ve mesajda ‘’Bir daha ne zaman buluşuyoruz?’’ yazar.
Yasemin’in yüzü asılır ve artık Anıl’dan nefret eder. Telefonu tekrar yerine
koyar. Anıl gelir masaya oturur ve Yasemin Anıl’ın üzerine kahveyi döker. Anıl
ne olduğunu anlamaz ve Yasemin’e sorar ‘’Ne oldu?’’. Yasemin telefonu alır ve
Anıl’ın üzerine atar ‘’Buna bak anlarsın hayvan’’ der. Anıl telefona bakar ve
Yasemin masadan kalkar. Anıl, Yasemin’in elini tutar gitmesini istemez. Yasemin
elini çeker. Anıl bu sefer kolundan tutar ve Yasemin bunun üzerine Anıl’a tokat
atar. Yasemin ağlamaya başlar ve mekânı terk eder. Anıl arkasından bakar
Yasemin ağlayarak koşar. Yasemin’in aklına o eski günlerde deniz kenarında
sarmaş dolaş gezdikleri, salıncak da sallandıkları o mutlu anıları aklına
gelir. Yasemin ağlamaktan artık yorgun düşer ve kendini deniz kenarı atar.
Hiçbir zaman çantasından çıkarmadığı günlüğünü çıkarır. Biraz ilerler ve aklına
bunları yazmak gelir. İlk sayfaya yazar ve ikinci sayfayı karalar. Kalemi ve
defteri yere atar.
Artık onun için hayat bitmiştir.
Bu dünyayı terk etmesi gerektiğini düşünür ve denize doğru yürür. Artık her
şeyi geride bırakıyor. Kendini, geçmişini ve geleceğini… Denizin içinde
kayboldu. Artık nefesinin bitmesini bekliyordu nerden çıktıysa birden sahilden
birisini bunu denizden çıkarmak için denize atlar. Yasemin’i denizden çıkarır
ama bayılmış durumdadır. Adam yuttuğu tüm suyu çıkarması için uğraşıyor.
Biryandan da tokatlayarak kendisine getirmeye çalışıyordu. Yasemin gözlerini
açtı ve yine o kirli dünya o güzel gözler bakıyordu ne yazık ki…
Tüm bunları yazdığı günlüğüne son
bir kez daha bakar Yasemin. Günlüğü kapatır ve tüm bunların geçtiği yere doğru
bakar fenerin oradan. Yeni bir hayata başlamak istiyordu. Bunun için ilk
yapması gereken elindeki günlükten kurtulmaktı. Bunu yaptı ve günlüğü denize
attı. Denize atmadan önce günlüğü oraya yazdığı bir sözü aklına geldi.
-GEÇMİŞDEKİ HİÇBİR HATANIN
TELAFİSİ YOKTUR, PEKİ YA GELECEKTEKİLERİN?-
6 Temmuz 2013 Cumartesi
Sevdiğin İçin Sev
Yine erken uyandım. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum. Tek hatırladığım omzumun üzerinden büyük bir yükün kalktığı ve aynı zamanda kafamın daha da rahatladığıdır.
Hafiften gün ağarıyor. Sıcak olacağı güneş doğarken belli havanın. Temmuz ayındayız ama hafiften bulut var havada. Yağmur ben geleceğim diyor adeta bulutlarla dans ederken. Yatağımdan kalkıyorum. Yine üzerimde bir şey olmadan uyumuşum. Gece camı açık bıraktığımı hatırlıyorum ama kapalı. Cana doğru yöneldim. Camı açtım. Tertemiz bir hava girdi pencereden içeri. Ruhumu teslim aldı. Beni alıp götürdü ormanın içindeki soğuk suyun bulunduğu dereye. Gözlerimi açınca fark ettim hafiften başlamış yağmur.
Yağmur yağınca bir toprak kokusu yükselir burnunuza. O koku size nereden geldiğinizi hatırlatır. Huzur kaplar içinizi amaçsızca. Mutlu olursun nedensiz. Tıpkı aşık olduğun an gibi. Ya sıcaktan ya da havanın kanı kaynatmasından mı bilinmez, insan en çok yazın sevgilisi olsun ister.
Yazın her şey seninle. Bir sabah kalkıp alırsın tüm eşyalarını gidersin ormana çadır kurarsın. Giyersin mayonu denize koşarsın yataktan kalkar kalkmaz. Tüm bunları yalnız yapmak istemezsin. Yanında hep birisi olsun, elini tutsun ve seni senle yaşasın istersin. Ya ararsın onu ya da o gelip bulur seni hiç beklemediğin bir zaman yağmurlu bir sabah kapında.
Ben yağmura dalıp gitmişken hafiften kapının zilini duymamışım. Birisi hem zile basıyor hem de kapıyı yumrukluyordu. "Geliyorum" diye bağırdım sesi kessin diye. Beni duymuştu. Ses kesildi. Kapıya doğru gidiyordum. Birden ayağıma kedim Fatmagül dolandı. Sevmemi istiyordu kendisini. Bende kucağıma aldım onu çok mutlu oldu. Çıkardığı hırıltıdan bunu anlayabiliyordum.
Kapıyı açtım. Kim olduğunu göremeden boynuma sarıldı birisi. Ne olduğunu anlayamadım. Kim olduğunu anlamak için kendimden biraz iteledim onu. Sonra baktım "o" muş. Ne oldu diye sorunca ağlamaya başladı omzumda. Sonra on dakika hiç susmadan içini döktü beni. Bende dinledim aynı zamanda da dinlemiyordum onu. Konuşuyordu bende anlamaya çalışıyordum onu. Ne anlattığın kendisi de bilmiyordu belki. Ama hep şu kelime çıkıyordu durmadan " Sev Beni" diye.
Sevmeyi değil sevilmeyi öğrenmeli ilk önce insan. Herkesi seversin ama seni herkes sevmez. Birisi sever, sen de onu seversin. Ya sevileceksin ya da hep sen seveceksin. Aynı yağmurun toprağa ilk kez düştüğünde etrafa yaydığı koku gibi. Toprak mı seviyor yoksa yağmur mu seviyor anlamak zordur. Ama ikisinden birisi hep çok sever diğerine göre. Sevgi karşılıksızdır. Sevdiğin için sev, sevildiğin için değil...
Hafiften gün ağarıyor. Sıcak olacağı güneş doğarken belli havanın. Temmuz ayındayız ama hafiften bulut var havada. Yağmur ben geleceğim diyor adeta bulutlarla dans ederken. Yatağımdan kalkıyorum. Yine üzerimde bir şey olmadan uyumuşum. Gece camı açık bıraktığımı hatırlıyorum ama kapalı. Cana doğru yöneldim. Camı açtım. Tertemiz bir hava girdi pencereden içeri. Ruhumu teslim aldı. Beni alıp götürdü ormanın içindeki soğuk suyun bulunduğu dereye. Gözlerimi açınca fark ettim hafiften başlamış yağmur.
Yağmur yağınca bir toprak kokusu yükselir burnunuza. O koku size nereden geldiğinizi hatırlatır. Huzur kaplar içinizi amaçsızca. Mutlu olursun nedensiz. Tıpkı aşık olduğun an gibi. Ya sıcaktan ya da havanın kanı kaynatmasından mı bilinmez, insan en çok yazın sevgilisi olsun ister.
Yazın her şey seninle. Bir sabah kalkıp alırsın tüm eşyalarını gidersin ormana çadır kurarsın. Giyersin mayonu denize koşarsın yataktan kalkar kalkmaz. Tüm bunları yalnız yapmak istemezsin. Yanında hep birisi olsun, elini tutsun ve seni senle yaşasın istersin. Ya ararsın onu ya da o gelip bulur seni hiç beklemediğin bir zaman yağmurlu bir sabah kapında.
Ben yağmura dalıp gitmişken hafiften kapının zilini duymamışım. Birisi hem zile basıyor hem de kapıyı yumrukluyordu. "Geliyorum" diye bağırdım sesi kessin diye. Beni duymuştu. Ses kesildi. Kapıya doğru gidiyordum. Birden ayağıma kedim Fatmagül dolandı. Sevmemi istiyordu kendisini. Bende kucağıma aldım onu çok mutlu oldu. Çıkardığı hırıltıdan bunu anlayabiliyordum.
Kapıyı açtım. Kim olduğunu göremeden boynuma sarıldı birisi. Ne olduğunu anlayamadım. Kim olduğunu anlamak için kendimden biraz iteledim onu. Sonra baktım "o" muş. Ne oldu diye sorunca ağlamaya başladı omzumda. Sonra on dakika hiç susmadan içini döktü beni. Bende dinledim aynı zamanda da dinlemiyordum onu. Konuşuyordu bende anlamaya çalışıyordum onu. Ne anlattığın kendisi de bilmiyordu belki. Ama hep şu kelime çıkıyordu durmadan " Sev Beni" diye.
Sevmeyi değil sevilmeyi öğrenmeli ilk önce insan. Herkesi seversin ama seni herkes sevmez. Birisi sever, sen de onu seversin. Ya sevileceksin ya da hep sen seveceksin. Aynı yağmurun toprağa ilk kez düştüğünde etrafa yaydığı koku gibi. Toprak mı seviyor yoksa yağmur mu seviyor anlamak zordur. Ama ikisinden birisi hep çok sever diğerine göre. Sevgi karşılıksızdır. Sevdiğin için sev, sevildiğin için değil...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)