25 Temmuz 2013 Perşembe

Sen Gittin

Hiçbir şeyin anlamı yok aslında sen gittikten sonra bu evden. Kapıyı sessizce açıyorum yan komşu rahatsız olmasın diye. Sen varken öyle miydi hiç? Ben geldim diye seslenip hemen üzerime atlar öperdin uzun uzadıya. Sanki uzun bir zaman sonra tekrar karşına çıkmışım gibi. Eskisi gibi değil artık hiçbir şey.

Kahvaltı yapmıyorum. Çünkü saat 12 de uyanıyorum. Akşam yemeği yemiyorum. Çünkü saat 4 de uyuyorum. Film izlemiyorum. Çünkü biliyorum her filmde bir sen vardı. Kitap okumuyorum. Çünkü tüm kitaplardaki bir karakter sendin. Artık yatağa gidip uyumuyorum. Çünkü yatakta kokun var senin hala. Değiştirmiyorum da yatağı. Bazen o kokuya çok ihtiyaç duyuyorum.

Kanepede uyuyorum. Bizim kanepemiz karşımda ona bakarak her gece ağlıyorum. O kanepenin dili olsa da konuşsa bir benimle de anıları yad etsek. Evde rahat uyku yok bana. İşten de çıktım. Kendimi eve kilitledim. Tam bir ay oldu güneş yüzü görmeyeli. Telefonla sipariş veriyorum hep. Çöpleri dışarıya atmıyorum belki beni öldürürler diye.

Dün yine seni çok özledim. Gittim yatak odasına sen kokuyordu. Sen gittiğinden beri ilk kez bu kadar çok özledim seni. Elimdeki şarap şişesini yere atıp odadaki tüm kokunu içime çektim. Sonra yatağa doğru yürüdüm. Birden gülüşlerin geldi gözümün önüne. Nasılda içten bir gülüşün vardı. Oydu beni sana bağlayan belki en güçlü silah. Sen gittin ben bittim. Yatağa oturdum. Çarşaf hala sen kokuyor buram buram. Burnuma yaklaştırdım ve ağlamaya başladım. Kafamı yastığa koydum. Baktım olmadı uyuyamıyorum sen varsın diye. Senin yerini doldurabilmek için yatağa çapraz yaptım. Sırf yatak bilsin istedim senin olmadığını. Hep kızardın bana çapraz yattığımda. Şimdi de gel kız. Kavga edelim. Komşuları başımıza toplayalım ama yeter ki sen gel. Sensiz bu evin sesi yok.

Beraber aldığımız çiçeğimiz bile kurudu sen gittikten sonra. Sen bu evin ve benim yaşam kaynağımdın. Kaynak kurudu, bitki kurudu, ben öldüm. Sen gittin, hayatım artık iki renkten ibaret oldu. Siyah ve Beyaz...

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Günlük

Yasemin, babasını küçük yaşta kaybetmişti. Babası balıkçılık yapardı. O da annesi ile babası ayrı yaşadığından hep babasıyla kalırdı annesi başka birisiyle evlenmişti. Küçüklüğünden beri hep denize gelirdi. Ne zaman morali bozuk olsa, kendini ne zaman kötü hissetse hemen denize gelir. Yine bir gün morali çok bozuktu. Sevgili tarafından aldatılmıştı. Hiç yanından ayırmadığı günlüğünü kaybetmişti. Deniz kıyısında ayağına dalgalar çarparak yürüyor. Sonra az ileride daha önceden yaptığı bir hatadan sonra orda kalan günlüğünü görüyor.  O hata masumca birisini sevmek ve ona her şeyi ile güvenmekti. Birden eline günlüğünü alıyor ve okumak için biraz uzaklaşmak istiyor. Günlüğü okumak için limana gider. Orada günlüğü karıştırır ve hiç unutamadığı yeri okumaya başlar ve o günü hatırlar.

Günlükte yazan yazı;
Sevgili günlük,
Bu gün hayatımın en kötü gününü yaşadım. Belki hayatım boyunca böyle şeyle kaç kez karşılaşacağım ama bunu asla unutmayacağım. Beni aldattı o. Onu çok sevdim hala da seviyorum ama beni neden aldattığını bir türlü anlayamadım. Aldatıldığını öğrendiğimde dünyanın sonu geldi artık benim için gözüm karardı. O an hayat benim için bitmiş gibiydi. Sol yanım çok acıdı. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Bunu telefonundan değil de kendi ağzından ‘’ben başkasını seviyorum’’ demesini tercih ederdim. Benim için artık hayat bitti ve artık kimseyi sevmeyeceğim…

….

Ben hayatım boyunca bir kişi sevdim. Kulağa tuhaf geliyor ama benim hayatım 18 yıl ki…



Yasemin masada arkası dönük oturur. Anıl’ı bekler. (Mekân da Avril Lavigne – Wish You Were Here şarkısı çalar.) Şarkının yarısında Anıl gelir. Sıcak bir karşılama yoktur eskiye göre.  Bir gün öncesinden Anıl, Yasemin’in çağırmasına rağmen gelmez. Moral sıfırdır Yasemin de. Anıl’a kızmış durumdadır. Daha sonra Anıl karşısına geçip oturur. Yasemin’in elini tutmak ister. Yasemin elini kaçırır. Garson sipariş için gelir. İkisi de bir ağızdan kahve söyler. Garson siparişleri alır. Bu arada ikisi de gözlerini birbirinden kaçırır. Garson siparişleri getirir. Anıl konuşmaya girmek için Yasemin’in üzerindeki kıyafet dikkatini çeker ve ona yakıştığını söyler. Yasemin sadece kızmış gözlerle bakar Anıl’a. Kahveden bir yudum aldıktan sonra Anıl lavaboya gitmek için masadan kalkar. Yasemin Anıl’a arkasından bakar. Daha sonra telefona mesaj gelir. Yasemin merakla telefonu eline alır mesajı açar. Telefona Ayşegül diye birinden mesaj gelir ve mesajda ‘’Bir daha ne zaman buluşuyoruz?’’ yazar. Yasemin’in yüzü asılır ve artık Anıl’dan nefret eder. Telefonu tekrar yerine koyar. Anıl gelir masaya oturur ve Yasemin Anıl’ın üzerine kahveyi döker. Anıl ne olduğunu anlamaz ve Yasemin’e sorar ‘’Ne oldu?’’. Yasemin telefonu alır ve Anıl’ın üzerine atar ‘’Buna bak anlarsın hayvan’’ der. Anıl telefona bakar ve Yasemin masadan kalkar. Anıl, Yasemin’in elini tutar gitmesini istemez. Yasemin elini çeker. Anıl bu sefer kolundan tutar ve Yasemin bunun üzerine Anıl’a tokat atar. Yasemin ağlamaya başlar ve mekânı terk eder. Anıl arkasından bakar Yasemin ağlayarak koşar. Yasemin’in aklına o eski günlerde deniz kenarında sarmaş dolaş gezdikleri, salıncak da sallandıkları o mutlu anıları aklına gelir. Yasemin ağlamaktan artık yorgun düşer ve kendini deniz kenarı atar. Hiçbir zaman çantasından çıkarmadığı günlüğünü çıkarır. Biraz ilerler ve aklına bunları yazmak gelir. İlk sayfaya yazar ve ikinci sayfayı karalar. Kalemi ve defteri yere atar.


Artık onun için hayat bitmiştir. Bu dünyayı terk etmesi gerektiğini düşünür ve denize doğru yürür. Artık her şeyi geride bırakıyor. Kendini, geçmişini ve geleceğini… Denizin içinde kayboldu. Artık nefesinin bitmesini bekliyordu nerden çıktıysa birden sahilden birisini bunu denizden çıkarmak için denize atlar. Yasemin’i denizden çıkarır ama bayılmış durumdadır. Adam yuttuğu tüm suyu çıkarması için uğraşıyor. Biryandan da tokatlayarak kendisine getirmeye çalışıyordu. Yasemin gözlerini açtı ve yine o kirli dünya o güzel gözler bakıyordu ne yazık ki…


Tüm bunları yazdığı günlüğüne son bir kez daha bakar Yasemin. Günlüğü kapatır ve tüm bunların geçtiği yere doğru bakar fenerin oradan. Yeni bir hayata başlamak istiyordu. Bunun için ilk yapması gereken elindeki günlükten kurtulmaktı. Bunu yaptı ve günlüğü denize attı. Denize atmadan önce günlüğü oraya yazdığı bir sözü aklına geldi.


-GEÇMİŞDEKİ HİÇBİR HATANIN TELAFİSİ YOKTUR, PEKİ YA GELECEKTEKİLERİN?-


6 Temmuz 2013 Cumartesi

Sevdiğin İçin Sev

Yine erken uyandım. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum. Tek hatırladığım omzumun üzerinden büyük bir yükün kalktığı ve aynı zamanda kafamın daha da rahatladığıdır.

Hafiften gün ağarıyor. Sıcak olacağı güneş doğarken belli havanın. Temmuz ayındayız ama hafiften bulut var havada. Yağmur ben geleceğim diyor adeta bulutlarla dans ederken. Yatağımdan kalkıyorum. Yine üzerimde bir şey olmadan uyumuşum. Gece camı açık bıraktığımı hatırlıyorum ama kapalı. Cana doğru yöneldim. Camı açtım. Tertemiz bir hava girdi pencereden içeri. Ruhumu teslim aldı. Beni alıp götürdü ormanın içindeki soğuk suyun bulunduğu dereye. Gözlerimi açınca fark ettim hafiften başlamış yağmur.

Yağmur yağınca bir toprak kokusu yükselir burnunuza. O koku size nereden geldiğinizi hatırlatır. Huzur kaplar içinizi amaçsızca. Mutlu olursun nedensiz. Tıpkı aşık olduğun an gibi. Ya sıcaktan ya da havanın kanı kaynatmasından mı bilinmez, insan en çok yazın sevgilisi olsun ister.

Yazın her şey seninle. Bir sabah kalkıp alırsın tüm eşyalarını gidersin ormana çadır kurarsın. Giyersin mayonu denize koşarsın yataktan kalkar kalkmaz. Tüm bunları yalnız yapmak istemezsin. Yanında hep birisi olsun, elini tutsun ve seni senle yaşasın istersin. Ya ararsın onu ya da o gelip bulur seni hiç beklemediğin bir zaman yağmurlu bir sabah kapında.

Ben yağmura dalıp gitmişken hafiften kapının zilini duymamışım. Birisi hem zile basıyor hem de kapıyı yumrukluyordu. "Geliyorum" diye bağırdım sesi kessin diye. Beni duymuştu. Ses kesildi. Kapıya doğru gidiyordum. Birden ayağıma kedim Fatmagül dolandı. Sevmemi istiyordu kendisini. Bende kucağıma aldım onu çok mutlu oldu. Çıkardığı hırıltıdan bunu anlayabiliyordum.

Kapıyı açtım. Kim olduğunu göremeden boynuma sarıldı birisi. Ne olduğunu anlayamadım. Kim olduğunu anlamak için kendimden biraz iteledim onu. Sonra baktım "o" muş. Ne oldu diye sorunca ağlamaya başladı omzumda. Sonra on dakika hiç susmadan içini döktü beni. Bende dinledim aynı zamanda da dinlemiyordum onu. Konuşuyordu bende anlamaya çalışıyordum onu. Ne anlattığın kendisi de bilmiyordu belki. Ama hep şu kelime çıkıyordu durmadan " Sev Beni" diye.

Sevmeyi değil sevilmeyi öğrenmeli ilk önce insan. Herkesi seversin ama seni herkes sevmez. Birisi sever, sen de onu seversin. Ya sevileceksin ya da hep sen seveceksin. Aynı yağmurun toprağa ilk kez düştüğünde etrafa yaydığı koku gibi. Toprak mı seviyor yoksa yağmur mu seviyor anlamak zordur. Ama ikisinden birisi hep çok sever diğerine göre. Sevgi karşılıksızdır. Sevdiğin için sev, sevildiğin için değil...