13 Aralık 2012 Perşembe

Yeniden Çocuk Olup, Büyüsek Olmaz Mı?

Merhaba Aşkım , biraz otur şöyle dinle nelerden bahsedeceğim bak şimdi ; Şey ! Bir oğlumuz olsun.. Hani şöyle mis gibi koksun. Uykumuzu kaçırsın hep. Beraberce uyutmaya çalışalım O'nu. Sen yorulma diyeyim sana ve alıp ben sallayayım.. Hıh , Onu uyutayım derken kendim uyuyayım.. Tebessümlerle gel ört üzerimizi.. Sabah işe geç kal apar topar yolcu edeyim seni. Ne bileyim hani ; Akşamları hep farklı ......farklı birbirinden güzel çikolatalar getir bize. Babam ! desin kapı sesini duyunca.. Sen gelince sarılsın omuzlarına , hani benim çikolatam deyince.. Unutmuş gibi yap , boynunu büksün.. Ardından , Sana sarılayım , içime çekeyim kokun yerine oğlumuzdan sana sinen mis gibi bebek kokusunu.. Mutluluk takvimimiz hep şunlardan ibaret olsun , İlk dişi çıktığında evi bayram havasına verelim, Emeklemeyi bıraktığında bir parti düzenleyelim aramızda.. ve Hani derdim ya ilk anne diyecek diye , Varsın ilk baba desin senden daha çok sevineyim çaktırmadan.. Sarılalım oğlumuza. Herşeyimiz O olsun. Yine gece olsun uyut onu gel yanıma , Bakayım sana , uyuya kalalım.. Tam dalmışken bir ağlayış sesi uyandırsa tekrar bizi.. Herkes gülüşünü yanaklarını gözlerini herbirşeyini sana benzetse ve gurur duysam ikinize bakıp, ona baktıkca seni görsem, babasının oğlu desem. Bazen kıskansam sizi beni sevmediğini düşünsem sen bakışlarımdan anlasan sen benım kadınımsın diyip sarılsan bana oğlum hep böyle görse bizi ve onu alsak aramıza öyle uyusak.. O büyüdükçe bizde büyüsek onunla hep.. Yeniden çocuk olup , büyüsek olmaz mı !

1 Eylül 2012 Cumartesi

Kafam Bi Milyon


Yalnız kalmayı en çok düşlediğim bir gece
Sen'i Sessizce uzaktan sevmeyi öğrendiğimde..
Geçmişin biraz sonrası , Şimdinin biraz öncesi..
Alkol kanıma işlediğinde..
Kadehin biraz fazlası..
Yalnızca Sen'i düşündüğüm her geceden bir gece
 
Sabahın olmadığı, günün doğmadığı bir şehir, bir bina, bir oda..
 
Sen'den ayrı yaşamayı öğreten alkol'ik gece(ler)
Sen'i dokunmadan sevmeyi öğrendiğim..
Gözlerinin biraz uzağı..Sevmelerinin çok yakını..
Aşk'ı kanımdan çekercesine..
Yalnızca Sen'i düşündüğüm her geceden bir gece
 
Masalların Bir varmış'la değil Hep Yok'luklarla başladığı sene(ler)
Duman basmış bakışlarım..
Kafam bir milyon..
Okuyamıyorum Şiirleri..Şarkılar duyulmuyor..
Uğultu'dan..
Aşk , Sen Kanımı emercesine...
Yalnızca Sen'i Özlediğim her geceden bir gece

5 Ağustos 2012 Pazar

Ne Yazık Ki

Bu pazar sabahı hiç iyi bir haberle uyanmadık. Hakkari'de VATANIN BÜTÜNLÜĞÜ için 8 tane askerimiz, Mehmetçiğimiz, annelerini gözü, yüreği ve hatta her şeyi olan vatanı için her şeyini göze alıp gözünü kırpmadan ŞEHİT oldular...

Ne yazık ki diyorum çünkü her şehit haberinde halkımız bu ülkenin vatandaşı olduğu aklına geliyor. Bu olay ne fazla beş gün gündemde durur. Ya da daha az belki yarın sabah unutulur da. Onları hiç bir zaman unutmayacak olanlar ise anne, baba, arkadaşları ve hatta VATANININ BÜTÜNLÜĞÜ için askeri görevde olan tüm askerlerimiz ve ne yazık ki çok az bunlar ama halkımızda bir kaç kişi sürekli hatırlayacaklar unutmayacaklar.

Her şehit haberinde sosyal medyada, yazılı basında ve görsel basında birlik olalım çağrısı yapılıyor. Sadece canımız yandığında birlik oluyoruz hep. Bugün o şehitlerin tabutunu taşıyanlar bir bakmışsınız birbirini bir hiç bir bağımsızlık sözcüğü yüzünden öldürüyor.

Bağımsız mıyız ki biz? Kesinlikle HAYIR... Bağımsız olsaydık eğer bugün ya da dün kimsenin canını, yüreği ve yuvasına ateş düşmezdi. Kullanılan bazı kelimelerin anlamlarını bilmeden kullanıyorlar. Vatan diyorlar ama VATAN ın ne olduğunu bilmiyorlar. Vatan, tüm farklı görüşteki insanların birlikte huzur içinde kimseye muhtaç olmadan ve kimsenin canı yandan ve hatta sürekli birlik içinde olunan yerdir. Toprak değildir VATAN sadece. Bir birlikteliğin olduğu yerdir.

Bizler ne kadar birlik içindeyiz bir söyler misiniz? Kötü haber gelince birlik içindeyiz. Daha çok değil üç-dört gün önce alevi diye bir aileye saldırdı bir kaç gereksiz kişi. Neden birlikte değiliz? Çanakkale savaşında bu VATAN ın BAĞIMSIZLIĞI için Kürt, Türk, Alevi, Sünnisi savaşmadı mı? Savaştık ve BİRLİKTE olduğumuzdan dolayı kazandık. Bugün bizi birbirimize düşüren çok kişi var biz onlarla ayın masa da yemek yiyoruz ve hatta ticaret yapıp sözde birbirimize destek oluyoruz...

Madalyonun arka yüzüne baktığımızda ki ne yazık o madalyonu hiç çevirmiyoruz nedense bir türlü... Hiçte öyle değil yapılanlar. Asıl vatan hainliği dağa çıkanlar, askerlerimize kurşun sıkanlar değil BİZİZ. Hiç bir zaman birlik içinde olmadık hep birbirimizin boğazına sarıldık öldürmek için. Zoru, acıyı, hüznü gördük BİRLİK olalım dediniz ama onu bile başaramıyoruz ne yazık ki!!!

VATAN mücadele ile kurtulur. Öyle oturduğunuz yerden FACEBOOK, TWİTTER gibi eğlence ve vakit geçirilen yerde kurtarılmaz!!! Vatanı masanın etrafında herkes BİRLİKTE olursa kurtulur tüm kötülüklerden bugün. Tüm farklı görüşler bir olup ortak bir karar çıkacak. Tüm huzuru bu sağlar ancak...

VATAN KLAVYE İLE DEĞİL, ÖNÜ AÇIK FİKİRLER İLE KURTULUR... KENDİNİ BU ÜLKENİN VATANDAŞI DİYEN EY HALK!!! UYUMA!!! GÖZÜNÜ AÇ VE GÖR HER ŞEYİ!!!

31 Temmuz 2012 Salı

Emin Olduğum Tek Şey Benden Daha İyi Gördüğündür


Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka
koltukta tek başına oturan çocuğa:

— Buraların yabancısıyım demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum çok yakın olduğunu söylediler.

Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:

- Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

Çocuk:

-Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

— iyi ama demiş adam bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?

— Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız
fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra cebinden bir kâğıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.

Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini.

Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken;

- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim demiş görmeyi o kadar çok özledim ki…

Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

— Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey benden daha iyi gördüğündür.

29 Temmuz 2012 Pazar

İnsan ve Aşk



Çekilen her büyük acıdan sonra hayatımızda bir şeyler değişir. İnsan çok güçlü bir yaratık. Bir kere elin yandığında ateşten korkarsın. Biri bir kere canını yakarsa, ondan korkarsın. Bir kere cesaretin kırıldığında, cesaret etmekten korkarsın. Ya da bunları çevrende görmen bile yeter çoğu zaman. Gözünün önünde birini rezil eden adama sen gidip selam veremezsin mesela. İşte bu savunma mekanizmasıdır.

Bir insanın canı en çok ruhundan yanar. Yani bahsettiğim şey koşulsuz sevdiklerimiz. Değer verdiklerimiz. Aşık olduklarımız. Hepsine ruhumuzdan birer parça veririz. Ve onlara bir şey olduğunda ya da onlar bize bir şey yaptıklarında asıl zarar gören ruhumuzdur. Tabii bu benim görüşüm.

Mesela. Birine aşık olduğunda ruhunla olursun bana göre. Hoşlanmak, sevmek, beğenmek, bağlanmak beynin işidir. Ama aşk…

Aşık olmanın öncesi ve sonrası arasında saniyeler ve koca bir dünya vardır. Hayır mecaz falan değil. Ciddi anlamda bi dünya.

Aşık olduğunuzda tüm sorunlar küçülür gözünüzde.
Tüm renkler daha canlı olur.
Dünyanın merkezi maşuktur.
En büyük korkularınız onun üstünedir.
Hayalleriniz değişir en basitinden.
Şarkılar değişir.
Zaman değişir.
Siz, farkında olmadan değişirsiniz.
Ruhunuz değişir. Ve sonra ondan aldığınız her yarayı ruhunuza alırsınız. En ufak sözü sizin tüm gününüzü mahvedebilir. Güveninizi kıracak tek bir hareketi komple hayatınızı değiştirebilir. Sonra canınız yanar. Sonra canınız biraz daha yanar. Sonra canınız çok yanar.Sonra canınız hep yanar..

Bir insanın canı en çok ruhundan yanar. Hani kaburganın altında bir yer acır ya. Betimleme değil. Somut olarak acı çekersiniz ya. İşte o acıyan şey ruhtur. Hani dedik ya savunma mekanizması diye. Size zarar veren şeyden korkarsınız dedik ya. Ruhunuz acıdığında, dünyanızdan korkarsınız. Ruhunuz acıdığında, kendinizden korkarsınız. 

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Sen Gittin

Beni sevmeyi başarsaydın eğer, bunu yapabilseydin dünyamı daha yaşanılası yapardın. 


Otobüs duraklarında bekledim, hayır yılmadım. Her güne bir aşk sığdırdım. Sığırdın çünkü. Küçücük bir kalbi sevmeyi beceremeyen hayvanın teki! Hakaret olarak algılama. Bilirsin mutsuz olunca hep söverim. Sanki rahatlatıyormuş gibi. Aksine! Daha da sinirendiriyor. 

Ama gülüyorsun. Karşımdasın. Mutluyuz.

Olabiliriz.

Tabi şarkıları ard arda dinlerim, sigara içmiyorum hayır. Hayır tabi. Çünkü giderken onları bile sağlam bırakmayı başaramayacak kadar kin beslettin kendine!

Oysa ben insanlardan nefret etmem.

Eski kasetler gibiydik zaten. Kalemle başa sarılmıyordu. Belki serçe parmakla..

Yani, yeni bi hayat deneyebilirdik. Burda kalsaydın eğer. Şey, biz güzel olurduk.

Ne güzel şarkılar dinletecektim sana. Bir kereliğine katlanacak kadar sevecektin hepsini. Sana yazdıklarımı da birer kez okuyacak kadar tahammül edecektin elbet.

Kasetlere ne oldu sonra?

Çok mu karışık yoksa hayat? Yoksa söylediklerim? Çok mu masal konuşuyorum ben?

27 Temmuz 2012 Cuma

İnternet İlişkileri


İnternetten ilişki yaşayanları gerizekalı olarak değerlendirmeyin. Onlar en acı verici aşkı yaşıyorlardır çünkü.

-Mesajıma cevap vermedi tam 2 saat oldu hiç böyle yapmazdı. Ay acaba başına bir şey mi geldi ne oldu kahr etsin niye cevap vermiyor bu.

Ne kadar üzücü değil mi ona ulaşamıyorsun başına bir şey geldi diye paronaya bağlıyorsun oysaki, yüksek ihtimal sadece neti gitmiştir.

-Ay acaba ona asılan olmuş mudur? Yada onu üzen? Karnı ağrıyor mudur? Acaba ben üzülmeyim diye mi iyiyim dedi? Niye kalp koymadı ki konuşurken? Acaba kalbini mi kırdım?

Diye düşünceler aklının bir köşesindedir hep. Ama bir yandanda onu inanılmaz derecede seversin. Gerçekten seversin internetten aşk mı olur lan? diyenleri, öldürmek istersin.

Sürekli hayaller kurarsın onunla beraber, sürekli birlikte foto çekilen sevgililere uyuz olursun, sizden başka kimsenin kavuşmayı haketmediğini düşünürsün, hasta olduğunda yanında olmasını istersin ama sadece mesajlarla avutur.

-İlaçlarını aldın mı? , Bana bak sıkı giyin gebertirim ha! , dur öpeyimde geçsin getir anlını bakiyim.

Ama sadece mesajlardan bunu yaparsın/yapar. Herkes sana bir akıl verme peşindedir. Kendi çevrenden birini sev, yok bilmem senin geleceğin daha çok parlak internet ortamında sürünme onunla asla olmaz gibi şeyler söyleyip canını yakan mahlukatlara ne demeli?! Kimse seni anlamıyor değil mi? o zaman sende kimseyle paylaşma. Kimseye derdini de anlatma. Hayata sıkı tutun ve istediğini elde etmek gerekirse tüm hayatını harca söz konusu aşksa eğer...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Beceriksizlik ve Zamanlama Sorunu


Bu gece de ezilenlerin yanındaydık; üçüncü kadeh şarabımı içiyordum.
İçerken muhabbet ediliyor olmasının sebebi, insaların genelde sarhoşken doğruyu cesurca sergilemelerinden kaynaklanır.

Doğru olan, insanlarla muhabbet etmektir. Ancak bu şekilde şiddetsiz bir düzen elde edilebilir.
Silah, konuşmaktan daha etkili olsaydı; ağız kısımlarımıza çoktan silah monte etmiştik.
Tamam, silahlar 'bazı' insanların 'bazı' doğrularını aktif kılmaya yaramıştır belki de, ama bunlar, o durumların gerçekten doğru olduğu anlamına gelmez.

'Gerçek doğru' gerçekten bir yalan.

"Peki, senin düşüncen nedir?" dedi, kadeh tutmanın ne anlama geldiğinden bi'haber olan adam, şaraba saygısızlık ederken.
"Bana soracak olursan -ki sordun; insanlar zamanlama sorunu yaşıyorlar dostum."
"Nasıl yani?" dedi, burnundaki sümükten haberi olmayacak kadar çok içip burnunu uyuşturmuş ve kırmızılaştırmış adam.

"Şöyle ki; insanlar genelde gençken pek birikim yapmazlar. Kazanır, yerler. Yaşlanmaya başlayınca, kazandıklarını biriktirmeye çalışırlar ki ilerleyen dönemlerinde rahat edebilsinler diye. Bu bir zamanlama hatasıdır; yani gençken biriktirmek gerekmez mi? İsraf döneminde bir yanlışlık var."
"Gençlik yılları; kanın hızlı aktığı dönemlerdir, bu tarz bir şey normal değil mi sence?" dedi, barın karanlığını yüzüne maske edinmiş adam.

"Bunun gençlik ile alâkası yok, bunun biyoloji ile alâkası var; hücreler bile zamanlama sorunu yaşıyorlar. İlk dönemler hızlı çalışıp 'genç' kılıyorlar, ilerleyen dönemler yavaşlayıp 'yaşlı' ilan ediveriyorlar kişiyi.
Çoğu insan gençken, bir çok yaşlı geçinen insandan daha çok yük alır sırtına. Yaş, bahanedir dostum.
Toplumun 'doğru' kıldığı durumların hepsi bazı kişilerin ağzından çıkmıştır. Neden adını bile bilmediğim bir kaç yavşağın doğrularını kabul edelim ki?... Tüm bu düzende bir zamanlama sorun mevcut dostum -ki zamanın bile göreceli olduğunu düşünürsek...siktir et. Hücrelerin de canı cehenneme, kumbaranında."

"Şerefe." dedi, gülümsemeye çalışarak ortamın mizahi havasına katılmak isteyen adam.
"Peki tanrının sözleri? Onun doğruları?" diye devam etti.

"Ah... bana yer yüzünde bir tane düşünen insan göster ki 'ben daha iyisini yapardım' demesin. Sen bile daha iyisini yapabilirsin dostum."
Hakaret mi ediyordum, yoksa tanrıdan bile üstün tutuyordum diye düşünmeye başlamıştı karşımdaki adam.

"...Yani şu dünyaya bak; gerçekten bok götürüyor her şeyi. Eğer bahsedilen tanrı yunanların kültüründen sağ çıkabilen 'beceriksizlik tanrısı' ise; işte o zaman her şey kabul edilebilir. Biz de ibadet etmeyi beceremediğimiz için muhakkak onun cennetine kabul edilebiliriz. Bu varsayım ile yola çıkarak, dünya üzerinde düzen kurmayı becermeye çalışan tüm kafirlerin beceriksizce yanışını izleyeceğiz dostum. Zira, ,bir tanrının varlığının şüpheye düşmesi bile onun beceriksizliğinin kanıtıdır."
"İşte buna içilir." dedi, Yunan tanrıları arasında bile yer edinemeyecek kadar hayal ürünü olan adam.
"Tüm beceriksizlere!"

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Ben Sen Olmak İstiyorum


Her insan kendi doğrularından ilerlemek ister ya..
Ben seninle birlikte senin yanlşlarına gidebilecek kadar seviyorum seni...
Hiç bir çıkar gütmeden tamamen karşılıksız...

Her insan sevilmek ister ya..
Ben seninle sevilmeden bile yaşamayı göze alabilecek kadar seviyorum seni..
Ama mutlu ama huzurlu...

Hani her insan üzüldüğünde başını koyacak bi omuz ister ya..
Ben sen üzüldüğünde başını koyacak omuz olmak istiyorum..
Yorulmadan sıkılmadan..

diyorum ki ;Hani her insan sadece mutluluk ister ya..
Ben seninle birlikte hayattaki hüzünleri paylaşmak istiyorum,
bir gün mutluluğu bulmak ümidiyle hüzünleri paylaşmak...

Kısacası ben seninle olmak ''BEN SEN OLMAK İSTİYORUM''
Kendimden vazgeçmeden...Benliğimi kaybetmeden...

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Şu Hayat

        Birini seviyoruz söyleyemiyoruz. Söylüyoruz sevilmiyoruz. Herkesin başından böyle olaylar geçmiştir. Birini severiz ona söylemeye çekiniriz söyleyemeyiz. Aşkımızı, sevdamızı sessiz bir şekilde içimizde yaşarız öylece. Neden böyle bir şey yaptığımızı bir türlü kendimize açıklayamayız ki. Açıklasak da kendimizi kandırıyoruz hep. Utanıyorum. Hep bunu kendimize söyler ve kendimizi kandırırız. Neden kimden utanıyoruz ki? Sadece kendimizden, sevgimizden utanıyoruz. Söylesek ne olur ki sanki? Sevgimizi, aşkımızı içimizde değil de onunla birlikte yaşasak ne olur sanki?

        Cesaret edip söyledik. Ne eksildi bizde? Utandık da ne oldu? Ancak kendimizi kandırıp durduk ve mutluluğumuzu ya da hüznümüzü erteledik. Hadi olumlu bir cevap aldık diyelim. O cevabı duyduğumuz an kendimizi çok mutlu, huzurlu hissederiz. Büyük bir savaştan yara almadan kurtulduk deriz. Öyle midir acaba? Değildir tabi ki de. Karşı tarafı düşünelim. O bizi seviyor mu? Seviyorsa da bizim kadar (en azından) seviyor mudur? Hadi yine olumlu diyelim. Bizim kadar sevsin bizi de. Ne var şimdi elimizde kusursuz bir aşk ve mutluluk sanırız ama öyle değildir. Zamanla birbirinizden sıkılacaksınız. Çünkü düz bir yolda gitmek herkesi yorar. O yolda biraz viraj, kasis, taş olmalı ki yolculuğun tadı çıksın. Bir ilişkide kavga, kıskanma yok ise kesin bir başkası ya aklımızda ya da kalbimizdedir. Bunu kimse ikna edemez.

        Şimdi de biraz olumsuzluk üzerine konuşalım. Olumsuz bir cevap aldık diyelim. Cevap değil sanki aldığımız yanıt bir savaş fermanı sanki. Bir daha gözüme gözükme, seni yolda dahi görmek istemiyoruz. Bu cümleler bir anda ya da belli bir süre sonra çıkar. Ya bizden ya da karşı taraftan. İnsanoğlu olumsuz bir yanıt almaktan hep korktuğu için utanır, sıkılır ve içine kapanır. Bizi denemekten vazgeçti. Kendimize olan güvenimizi yitirdik. Biz biraz zaman kaybettik ve biraz da gururumuzdan bir şeyler yitirdik. Ama o belki bilmeden mutluluğun kapısını kapattı. Biz unutmaya çalışırız ( ya da öyle yapıyormuş gibi). Siz de onu sürekli göreceksiniz inadına. İnsanın istemediği ot burnunun dibinde bitermiş derler. Hep öyle olur. Bir konsere gidersiniz çok sevdiğiniz bir sanatçının bir bakmışsınız o da orada. Şaşırıp sinir olursunuz. Umursamazsınız ama aslında umursarız sadece zor olan görmezden gelme işini yaparız. En kötü hareket de budur ya. Bir merhabayı çok görürüz. Bir tatlı gülümsemeyi çok daha fazla gereksiz görürüz. Bunlarda birini yaparsak eğer karşı tarafa umut verirmiş gibi oluruz sanki. Aslında tüm insanlar birbirinin umurundadır ama bunu bir türlü belli etmeyiz hiç.

        Aslında işin aslı şudur ki; hiçbir insan birbirinin kalbini kırarak onu incitmemelidir. Hiç kimse birbirini sevmek zorunda değildir ama bir merhaba, bir tebessümü de çok görmemeliyiz. Bir gün bir bakmışız hiç sevmediğimiz hatta nefret ettiğimiz kişiye bir işimiz düşer. Onun için tüm insanlarla iyi geçinmelidir insanoğlu. Şu Dünya ya kaç kere geliyoruz ki? Şu hayatta birbirimizin kalbini kırmaya hiç değer mi?

1 Temmuz 2012 Pazar

Ya Gelmezsen?

        Geçmiş günleri anımsarken biraz gülücük biraz hüzün oluyorsun dudaklarımda. Döndürebilmek istediğim günler, karşıma geçip alay ediyor benimle. Sanki bundan sonrası olmayacakmış gibi geliyor, senden sonra mutluluk uğramazmış gibi beklediğim ıssız duraklara. Gelecek simsiyah gözüküyor, kaybettiğim ışık sendin çünkü. Korkmadan yürümek istiyorum, yolumun sana çıkacağını bilerek, usulca. Parmaklarım seni yazmak istiyor hiç durmadan. Anlatmak istediklerim sessizlik olup yanına uğruyor her gece. En güzel cümlelerimi fısıldıyorum kulağına. Beni anlamanı bekliyorum, geç bile olsa.

        Zaman yaralarımı saracak mı dersin? Yoksa burada böylece, senden kalan mutsuzluk ve yalnızlık tüm benliğime sahip mi olacak? Yanımdaki insanlar bıraktığın boşlukta düşmemi izliyor sanki. Elimden gelen hiçbir şey yok, bu çaresizlik beni günden güne öldürüyor. Bir sigara dumanını içime çekermiş gibi özlüyorum seni. Gün geçtikçe dayanılmaz bir hal alıyor özlemin. Ve gittikçe tüketiyorsun beni. İçimde sana dair bir şeyler var, ve o kıvılcımların ateş olup canımı yakmasından korkuyorum. Beklemek yoruyor beni.

        Gökyüzü hayallerimizi anlatıyor değil mi? Aynı yıldızlarda farklı dilekler diliyoruz. İçinde, kalbinde ben olayım istiyorum. Burada yanımda kal, gitme. Benim en çok sana ihtiyacım var. Sevmekten, beklemekten usanmış kalbimin hala senin için atması gibi. En çok sana anlatmak istiyorum yaşadıklarımı. En çok sen anla istiyorum sensiz geçirdiğim günlerin zorluğunu. En çok seninle koşmak istiyorum, yorucu hayatın ahmak basamaklarını. Sol omzunda benim başım olsun istiyorum. Gelecek beni korkutuyor, ya gelmezsen?

25 Haziran 2012 Pazartesi

Bir Eylül Ayı

Karşıdan geçen kuşlara bakıyorum,
Seni bana hatırlatıyor her kanat çırpışları.
Aynı sen, hiç bir şey umurunda olmadan
Dünya benim diyerek gidiyorlar.

Artık her şeyi kuşlarda arıyorum,
Seni bile, bana gelmeyeceğini bilerek.
Sana şunu söyleyeyim,
Bu yürek seni çok sevdi.

Tek gülüşüne her şeyimi vermeye hazırım.
Hayatımda bulunan üç kadından birisin.
Ama şunu sana söyleyeyim,
O yerin hiç değişmeyecek.

Bu deli yüreğime söz geçirebilecek,
Tek kadın sensin bunu bil.
Bana deli deme ne olur.
Boş ver aslında diyebilirsin.
Unutma Mecnun'da deliydi.

17 Haziran 2012 Pazar

Her Şey Zamanla Değişir

Gönlünüzü kendine uğrak yeri yapmış birini sevmek çok kötüydü. Belki de en kötüsüydü ya kıyaslanmazdı hiçbir zaman sevdaya dair acılar. 

Hiç beklemediği bir anda girmişti adam kadının hayatına. Bütün aşk romanlarında sevgilinin geleceğini söyledikleri zamanda gelmişti, kadın en dibe vurduğunu hissetmiş ve bir şeylere inanmak isterken. Öyle bir gelmişti ki ayaklarını yerden kesmişti kadının. Belki bir bahar gününe denk gelmemişti gelişi fakat kadının midesindeki kelebekler, kalbinde yeşeren tomurcuklar aksini anlatıyordu herkese. Öyle mutluydu ki!

Dilinden tatlı sözcükler eksik olmuyordu hiç adamın, öylesine aşkla doluydu ki başını döndürüyordu kadının. 
Bir arada olmadıklarında bu kadar muhteşem bir adamın karşısına çıkmasını hak edecek ne iyilik yaptığını düşünürdü kadın, bu kadar şanslı olamazdı, inanılır gibi değildi. 

Zaten o kadar şanslı değildi aslında kadın, yalnızca farkında değildi.

Adamın gidişi de gelişi gibi ani olmuştu. Tatlı dilli olmayı sürdürüyor, hâlâ sevdiğini de söylüyordu fakat gidiyordu. Böyle mantıksızlık görmemişti kadın fakat belki de aşkta mantık arayarak kendi yaptığı mantıksızlıktı ve itiraz etmeye varmıyordu bir türlü dili. “Sadece şimdi gitmem gerekiyor, anlıyor musun?” demişti. Küçük bir çocuk saflığında başını sallamıştı kadın onaylarcasına, halbuki hiçbir anlam yoktu zihninde. Anlamamıştı.
Pek üzülmemişti kadın adamın gidişinin ardından, çünkü döneceğine dair umut tohumlarını ekip terk etmişti adam kadının şehrini. “Sakın üzülme bitanem, çünkü ben seni öyle seviyorum ki nerede olursam olayım hissederim üzüldüğünü” demişti giderken, inanmıştı kadın. 

Kadının özlemi şiddetleniyordu ara ara adamın yokluğunda, çareyi onun çok sevdiği saçlarıyla ilgilenmekte bulmuştu. Bazen aynanın karşısına geçer saatlerce uzun saçlarını tarayarak sevdiğini düşünürdü. 
Adam ikinci gidişinin ardından aylar olmuşken, kadının özlemi acı vermeye başlamış ve umutları sönmeye yüz tutmuşken tekrar gelivermişti hayatına adeta zamanı geldiğini hissetmiş bir süper kahraman gibi. Bu sefer tekrar gideceğini biliyordu kadın, fakat mühim olan beraber geçirdikleri zamandı yalnızca öyle büyülüydü ki. 
Bir sonraki sürpriz gelişin tarihini tutturamamıştı kadın, kendini hiç iyi hissetmiyordu, özleminden ölecekti. Böylesi karanlık hislere kapılınca yaklaşmıştı biraz olsun gerçeğe, adama ulaşabilmesi için hiçbir yol yoktu bunu fark etmişti. O yalnızca şehrinde yaşamını sürdürürdü adam bir şekilde onu bulurdu, böyle kurmuşlardı düzeni, daha önce hiç fark etmemişti bile. Aslında bu sorun değildi fakat neredeydi şimdi? Yoksa gelmeyecek miydi bu sefer? Dindiremediği merakı onu içten içe kemirmeye başlamıştı, sanki adamın gelmediği her geçen gün biraz biraz ölüyordu.

Kadın yersiz umutlarının getirdiği acılarla hayattan elini eteğini çekmiş, adeta solmuştu. Hiç bu kadar uzatmamıştı adam arayı gerçek olamazdı. Neden gelmediğini düşünürken yaklaşık bir ay kadar önce bir arkadaşının söylediği sözler geldi kulağına, yakın bir dostuydu bunları dile getiren kadının halinden endişeleniyordu anlaşılan “görmüyor musun sana ne yaptığını?” diye bağırmıştı bir gün ona, kadın son kalan umutlarıyla ayna karşısında transa geçmişçesine saçlarını tararken. “O sandığın gibi seni sevmiyor anla artık! Böyle ilişki mi olurmuş iki üç ayda bir beş altı günlüğüne uğramalık? Anladım sen aşıksın ama bu böyle gitmez, bitirmen gerekiyor artık, gözümün önünde bu düşüncesiz adam yüzünden eriyip gitmene izin veremem! O seni sadece kullanıyor. Gözünü boyadığı tatlı sözleri, dokunuşları hepsi yalan. Seni kendine aşık etmiş uğrak yeri olarak kullanıyor gönlünü canı istediğinde. Anla artık o yalancının teki!”. Bu son söylediği kadının canına tak etmesine yetmişti, kimse sevdiği adam hakkında böyle konuşamazdı. Şiddetle ayağa kalkmış elindeki fırçayı yere fırlatıp “onun hakkında böyle konuşamazsın!” diye çıkışmıştı arkadaşına “onu tanımıyorsun bile! Ama ben tanıyorum! Gelecek biliyorum! Şimdi çık git buradan!” deyip kovmuştu yanından. Yalnız kalınca kendi kendine defalarca “gelecek biliyorum” diyerek teselli olmuştu yaralarına. Artık aynada gördüğü yüzü tanıyamıyordu kadın, rengi iyice solmuş, zayıflamıştı, yüzü çökmüştü, göz altları mor, adamın çok sevdiği saçlarıysa yüzünün yanında uzanan cansız saçaklardı artık. 
Aynada umuttan yoksun gözlerine bakarak “bu sefer gelmeyecek” diye geçirdi içinden. İçinden söylemesi yeterli olmadı, fısıldadı kendine inandırıcılığı artsın diye. Sonra adeta delirmiş gibi sesini gitgide yükselterek tekrarlamaya devam etti “bu sefer gelmeyecek!” “bu sefer gelmeyecek!” “bu sefer gelmeyecek!”. En sonunda avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamıştı dilinde aynı cümleyle. Gözyaşlarına boğuldu bir anda, hâlâ kendi kendine tekrarlıyordu cümlesini sanki susarsa inandırıcılığını kaybeder gibiydi. Bir sinir krizine kapılmış ağlayıp sayıklarken odada eline geçen her şeyi bir tarafa atıyordu. Gözyaşları görmesini bulanıklaştırmışken bir makas geçti eline fırlattığı eşyaların arasında, hışımla aynaya döndü, aynadaki acınası yabancıya baktı ve içinden bir saniye bile tereddüt geçmesine izin vermeden eline aldığı yerden kesmeye başladı gelmeyen adamın çok sevdiği saçlarını. Saçları yere düştükçe şiddetleniyordu öfkesi ve gözyaşları fakat bir türlü bitmiyordu saçlar, adama olan saçma sapan aşkı gibi bir türlü bitmiyorlardı işte! 

Saçları artık kısacık olduğunda dinmeye yüz tutmuştu gözyaşları. Kalbi yorgun ve üzgündü, aklına sevdiği bir şarkı geldi o şarkıdaki papatya olmak istedi birden “hani çok sevdiğin o filmi gördükten sonra kısacık kestirip saçlarını içtin ilk sigaranı”. Çok sevmişti yaşadığı film tadında günleri, çok! Çıkıp köşedeki büfeden bir paket sigara aldı, darmadağın olmuş odasında, kırık dökük eşyaların ve kesilmiş saçlarının ortasına oturup içti ilk sigarasını. Boğazı ağrıyana, gözleri kuruyana kadar içti loş odasında.

Artık acıdan uyuşmuş hale gelince aynı odadan birkaç ay önce kovduğu dostu geldi aklına. Hâlâ ezberinde olan numarasını çevirip kalan son gücüyle bir cümle sarf etti; “sen haklıydın. Bu sefer gelmeyecek. Gel kurtar beni n’olur, ölüyorum”.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Nereye Kadar?

Ne olursak olalım, dünyanın hangi yerinde yaşarsak yaşayalım, ta derinlerde bir yerde hepimiz bir eksik duygu taşımaktayız. Sanki temel bir şeyimizi kaybetmişiz de geri alamamaktan çok korkuyoruz. Duygularımızı dışa vurmak yerine içimize atıyoruz. Zamanla bunlar bize engel oluyor İçeriye ata ata yara olmadı yeteri kadar? Dışa vurmak gerekir artık içeride yaşananları. Nereye kadar bu böyle devam edebilir ki? Güneş bile akşam olunca batarken...