Gönlünüzü kendine uğrak yeri yapmış birini sevmek çok kötüydü. Belki de en kötüsüydü ya kıyaslanmazdı hiçbir zaman sevdaya dair acılar.
Hiç beklemediği bir anda girmişti adam kadının hayatına. Bütün aşk romanlarında sevgilinin geleceğini söyledikleri zamanda gelmişti, kadın en dibe vurduğunu hissetmiş ve bir şeylere inanmak isterken. Öyle bir gelmişti ki ayaklarını yerden kesmişti kadının. Belki bir bahar gününe denk gelmemişti gelişi fakat kadının midesindeki kelebekler, kalbinde yeşeren tomurcuklar aksini anlatıyordu herkese. Öyle mutluydu ki!
Dilinden tatlı sözcükler eksik olmuyordu hiç adamın, öylesine aşkla doluydu ki başını döndürüyordu kadının.
Bir arada olmadıklarında bu kadar muhteşem bir adamın karşısına çıkmasını hak edecek ne iyilik yaptığını düşünürdü kadın, bu kadar şanslı olamazdı, inanılır gibi değildi.
Zaten o kadar şanslı değildi aslında kadın, yalnızca farkında değildi.
Adamın gidişi de gelişi gibi ani olmuştu. Tatlı dilli olmayı sürdürüyor, hâlâ sevdiğini de söylüyordu fakat gidiyordu. Böyle mantıksızlık görmemişti kadın fakat belki de aşkta mantık arayarak kendi yaptığı mantıksızlıktı ve itiraz etmeye varmıyordu bir türlü dili. “Sadece şimdi gitmem gerekiyor, anlıyor musun?” demişti. Küçük bir çocuk saflığında başını sallamıştı kadın onaylarcasına, halbuki hiçbir anlam yoktu zihninde. Anlamamıştı.
Pek üzülmemişti kadın adamın gidişinin ardından, çünkü döneceğine dair umut tohumlarını ekip terk etmişti adam kadının şehrini. “Sakın üzülme bitanem, çünkü ben seni öyle seviyorum ki nerede olursam olayım hissederim üzüldüğünü” demişti giderken, inanmıştı kadın.
Kadının özlemi şiddetleniyordu ara ara adamın yokluğunda, çareyi onun çok sevdiği saçlarıyla ilgilenmekte bulmuştu. Bazen aynanın karşısına geçer saatlerce uzun saçlarını tarayarak sevdiğini düşünürdü.
Adam ikinci gidişinin ardından aylar olmuşken, kadının özlemi acı vermeye başlamış ve umutları sönmeye yüz tutmuşken tekrar gelivermişti hayatına adeta zamanı geldiğini hissetmiş bir süper kahraman gibi. Bu sefer tekrar gideceğini biliyordu kadın, fakat mühim olan beraber geçirdikleri zamandı yalnızca öyle büyülüydü ki.
Bir sonraki sürpriz gelişin tarihini tutturamamıştı kadın, kendini hiç iyi hissetmiyordu, özleminden ölecekti. Böylesi karanlık hislere kapılınca yaklaşmıştı biraz olsun gerçeğe, adama ulaşabilmesi için hiçbir yol yoktu bunu fark etmişti. O yalnızca şehrinde yaşamını sürdürürdü adam bir şekilde onu bulurdu, böyle kurmuşlardı düzeni, daha önce hiç fark etmemişti bile. Aslında bu sorun değildi fakat neredeydi şimdi? Yoksa gelmeyecek miydi bu sefer? Dindiremediği merakı onu içten içe kemirmeye başlamıştı, sanki adamın gelmediği her geçen gün biraz biraz ölüyordu.
Kadın yersiz umutlarının getirdiği acılarla hayattan elini eteğini çekmiş, adeta solmuştu. Hiç bu kadar uzatmamıştı adam arayı gerçek olamazdı. Neden gelmediğini düşünürken yaklaşık bir ay kadar önce bir arkadaşının söylediği sözler geldi kulağına, yakın bir dostuydu bunları dile getiren kadının halinden endişeleniyordu anlaşılan “görmüyor musun sana ne yaptığını?” diye bağırmıştı bir gün ona, kadın son kalan umutlarıyla ayna karşısında transa geçmişçesine saçlarını tararken. “O sandığın gibi seni sevmiyor anla artık! Böyle ilişki mi olurmuş iki üç ayda bir beş altı günlüğüne uğramalık? Anladım sen aşıksın ama bu böyle gitmez, bitirmen gerekiyor artık, gözümün önünde bu düşüncesiz adam yüzünden eriyip gitmene izin veremem! O seni sadece kullanıyor. Gözünü boyadığı tatlı sözleri, dokunuşları hepsi yalan. Seni kendine aşık etmiş uğrak yeri olarak kullanıyor gönlünü canı istediğinde. Anla artık o yalancının teki!”. Bu son söylediği kadının canına tak etmesine yetmişti, kimse sevdiği adam hakkında böyle konuşamazdı. Şiddetle ayağa kalkmış elindeki fırçayı yere fırlatıp “onun hakkında böyle konuşamazsın!” diye çıkışmıştı arkadaşına “onu tanımıyorsun bile! Ama ben tanıyorum! Gelecek biliyorum! Şimdi çık git buradan!” deyip kovmuştu yanından. Yalnız kalınca kendi kendine defalarca “gelecek biliyorum” diyerek teselli olmuştu yaralarına. Artık aynada gördüğü yüzü tanıyamıyordu kadın, rengi iyice solmuş, zayıflamıştı, yüzü çökmüştü, göz altları mor, adamın çok sevdiği saçlarıysa yüzünün yanında uzanan cansız saçaklardı artık.
Aynada umuttan yoksun gözlerine bakarak “bu sefer gelmeyecek” diye geçirdi içinden. İçinden söylemesi yeterli olmadı, fısıldadı kendine inandırıcılığı artsın diye. Sonra adeta delirmiş gibi sesini gitgide yükselterek tekrarlamaya devam etti “bu sefer gelmeyecek!” “bu sefer gelmeyecek!” “bu sefer gelmeyecek!”. En sonunda avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamıştı dilinde aynı cümleyle. Gözyaşlarına boğuldu bir anda, hâlâ kendi kendine tekrarlıyordu cümlesini sanki susarsa inandırıcılığını kaybeder gibiydi. Bir sinir krizine kapılmış ağlayıp sayıklarken odada eline geçen her şeyi bir tarafa atıyordu. Gözyaşları görmesini bulanıklaştırmışken bir makas geçti eline fırlattığı eşyaların arasında, hışımla aynaya döndü, aynadaki acınası yabancıya baktı ve içinden bir saniye bile tereddüt geçmesine izin vermeden eline aldığı yerden kesmeye başladı gelmeyen adamın çok sevdiği saçlarını. Saçları yere düştükçe şiddetleniyordu öfkesi ve gözyaşları fakat bir türlü bitmiyordu saçlar, adama olan saçma sapan aşkı gibi bir türlü bitmiyorlardı işte!
Saçları artık kısacık olduğunda dinmeye yüz tutmuştu gözyaşları. Kalbi yorgun ve üzgündü, aklına sevdiği bir şarkı geldi o şarkıdaki papatya olmak istedi birden “hani çok sevdiğin o filmi gördükten sonra kısacık kestirip saçlarını içtin ilk sigaranı”. Çok sevmişti yaşadığı film tadında günleri, çok! Çıkıp köşedeki büfeden bir paket sigara aldı, darmadağın olmuş odasında, kırık dökük eşyaların ve kesilmiş saçlarının ortasına oturup içti ilk sigarasını. Boğazı ağrıyana, gözleri kuruyana kadar içti loş odasında.
Artık acıdan uyuşmuş hale gelince aynı odadan birkaç ay önce kovduğu dostu geldi aklına. Hâlâ ezberinde olan numarasını çevirip kalan son gücüyle bir cümle sarf etti; “sen haklıydın. Bu sefer gelmeyecek. Gel kurtar beni n’olur, ölüyorum”.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder