13 Nisan günü saat 15:15 de Soma'da kömür madeninde sağ kurtulan işçilerin nedenini bilemediği bir patlama oldu. Uzmanlar içerideki trafonun patladığını söylüyorlar. Madendeki trafoların patlamaya ve yanmaya dayanıklı malzemelerden yapılması gerektiği halde.
14 Nisan günü Dokuz Eylül Gönüllüler Topluluğu (DEGT) olarak 12 arkadaş Soma'ya gittik. İçimizde yaşadığımız üzüntü yüzümüze yansıyordu. Soma'ya geldiğimizde sağ olsunlar bize yardımcı olan bir çok kişi oldu.
İzmir'den gitmekte geç kalmıştık biz. Soma'ya vardığımızda saat 21'e geliyordu. İlk olarak hemen aşevine gittik bize ihtiyaçları vardır diye. Oradaki yetkili kişiyle konuştuk "Sağ olun. Şuan için kimseye ihtiyacımız yok yeteri kadar yardım eden var" demesiyle yüzümüz düştü. Biz yardıma gelmiştik ve ilk gittiğimiz yer bizi geri çevirdi.
Hastahaneye doğru gittik. Her yerde polisler vardı. Öğlen cenazelerin teslimi sırasında bir çok eylem olmuş. Hepimiz siyah kıyafetler giymiştik. İçeriye giderken polislerden birisi eylem yapmaya mı geldiniz siz diye sordu. Şaşırmıştık. Neden böyle sordu diye sabah olanları öğrendikten sonra anlam verdik. Acil tarafına gittik ve ağlamalar ve cenazeler vardı. Yerlerde oturanlar ağıtlar yakıyor, sinir krizleri geçirenler vardı. En çok da içimizi yakan küçük çocuklarında ağlamasıydı.
Su, meyve suyu ve kek dağıtımı yaptık oraya gönüllüler tarafından gönderilmişti. Herkesin gözünde acı bir bekleyiş vardı. İçeride dışarıya çıkarılmayı bekleyen madencilerden herkes umudu kesmişti orada. Tek istedikleri cenazelerini teslim almaktı. Güçlü davranmaya çalışıyorlardı. Çocuklar ah o çocuklar....
Acil kapısının önüme ne zaman bir ambulans yanaşsa herkes oraya koşuyordu acaba kocam, kardeşim ya da babam diye koşuyor. Kameraların hepsi acı çeken aileleri çekiyor ama sadece çekiyorlar yayımlamıyorlar. Nerede bir slogan atan, protesto eden, ölenlerle hiç alakası olmayan kişiler varsa onları çekiyor ve onların söylediği saçma sapan şeyleri servis ediyorlardı.
İçeriden kendi imkanlarıyla çıkmış bir abiyle konuştuk acil kapısın önünde. Bize söylediği "Saat 15 de vardiya değişimi yapılır. Gündüz vardiyası ile gece vardiyası yer değiştirir. Gündüz vardiyası 700 kişiden, gece vardiyası 820 kişiden oluşuyor. Biz tam gireceğimiz sırada kapıdan 20 metre ileriye gittik ve bize geri çıkın patlama oldu denildi. Dışarıya bu şekilde çıkan yaklaşık 120 kişiydik. Dumandan etkilenen ve yaralı arkadaşlarımızı çıkardık dışarıya 80 kişi kadardı. Kendi imkanlarıyla çıkan 100 kişi vardı. İçeriye girenlerin kim olduğu belli. Çıkanlarda oradaki kapıdaki listeye yazılıyor. Kendi imkanlarıyla çıkan ayrı bir listeye yaralı olarak çıkanlar ayrı bir listeye yazılıyor. Ölüler direkt Kırkağaç'daki soğuk hava depolarına götürülüyor. Arkadaşımız 487. mühürü vurduğunu söyledi bize ama haberlerde 274 kişi öldü deniyor. Patlamadan sonra çıkarabildiklerimizi çıkardık ve havalandırma pervanesi ters çevirip hava akımı değiştirip içeride kalanları kurtarmak istedik. Madeni bilen işçilerle teknik görevli arkadaşlarla beraber yaptık. Havalandırma pervanesi ters çevirirken kapakların kapatılması gerekiyordu. 6 kapak var içeride. İşçiler 3'ünü kapattı ama teknisyen ve acemi madenci arkadaşlar kapakların kapatılması gerektiğini bilmediğinden içerideki yangın daha da büyüdü. 600'den fazla ölü olduğunu düşünüyoruz. İçeride kalanlardan sağ çıkmasını kimse beklemesin. Şuana kadar çıkan cenazelerde yanan yoktu ama içerideki arkadaşlarımız yanmıştır. Yanmamışlarsa bile gazdan etkilenerek ölmüşlerdir. İçeride bu kadar kişinin olduğunu herkes biliyor ama neden kimse söylemiyor ki tam sayıyı. Bize burada asgari ücret alıyorlar diyorlar ama burada asgari ücret alan kimse yok burada. 15 yaşında işçi var deniyor ama burada 18 yaşından küçük kimseyi bulamazsınız. Hepimizin sigortası ve sendikası var. Burada medya çok iyi çarpıtıyor gerçekleri" tüm bunları ağzımız açık dinledik.
Küçük bir kız çocuğunu annesine "Babam ne zaman gelecek anne" diye sorduğunu duyduk orada yıkıldık. Küçük çocuklara açıklamak çok zor durumu. Saatler ilerdikçe hastaneden gitmeye başladı çoğunluk. Gece 1 de kalabalık gitmişti. Sadece orada cenazesi bekleyenler kaldı. Umutları yoktu. Tek umutları cenazelerini alıp gidebilmek. Sonrası hiç düşünmüyorlar ve söylemiyorlar. Küçük bir kız çocuğuna su uzattığımda çok mutlu oldu ve annesinin yanına gidip "anne babam ne zaman gelecek" dedi ve ben orada yıkıldım. Biraz ileriye gittim orada 3-4 kişi konuşuyordu. "Sabah Osman abinin cenazesi var sonrasında Ahmet abinin de cenazesi var" diyorlardı. Çok normal gibi bir şeymiş gibi. Bunları duyduktan sonra ağladım.
Oradaki insanlar ölüme alışmışlar çoktan. Kimsenin yardımını istemiyoruz diye bağırıyorlar. Oraya gelen DİSK ve KESK eylem yapıyor ama neyi? Kimse onları istemiyor ama onlar orada hemen. Cenazeleri ağzına alan yok varsa yoksa maliyeti şu kadar o maden şu kadar kömür çıkartıyor şu kadar işçi çalışıyor... Hep para konuşuluyor insan hayatı yok ortada.
Bu ne ilk iş kazası ne de son iş kazası olacak. 3 gün ulusal yas ilan edildi ama 3 gün sonra unutulacak. Balık hafızası bir toplumuz sonuçta. Dünümüzle övünürüz bugünü yaşarak ama yarını sormadan.
Soma'yı kendine siyasi olarak çevirenler ölenler üzerinden prim yapıyor hala. Ölenler sizin hiç umurunuzda değil. Varsa yoksa siyasetiniz!
Keşke elimizden birşeyler gelseydi. Keşke Soma'ya bu nedenle gelmeseydik. KEŞKE KİM ÖLMESEYDİ...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder