Kafamda hep bir çatlak var. O çatlağın olduğu yeri, bana verdiği zararı biliyorum ama verdiği zarardan çok yararı var. Kısıtlamıyor bir kere. Küçük düşme, utanma ya da çekinme gibi duygular ya da hisler o çatlaktan çıkıp gidiyor. Ezdirmezsin o zaman kendini. Kimseye zararın olmadan kendi bildiğini yaparsın.
Bir kuş kondu geçen gün pencereme. Konmaz değil ama çok zaman geçmişti pencereme bir kuşun konmayışı. İzledim bir müddet onu. Gözlerinin içine bakmaya çalışıyordum. Bu çalışmamı kolaylaştırmak istercesine bana döndü ve o benim gözlerimin içine baktı uzun uzadıya. Çok tuhaf oldum. Sanki denizin üzerinde koşuyorum da kıyıdan annem çağırıyormuş gibi istekli bir şekilde yürüyordum. Konuşmak istiyordum onunla ama uçtu. Tıpkı birisini severken önüne çıkan engelleri aşmak için kendi kanatlarını kullandığın gibi.
Birisini sevmek zor değil. Zor olan o kişide kendimizi bulabilmektir. Senin gibi çatlak değil, kendi kanatlarıyla istediği yere uçmuyor ise onu sevmenin bir anlamı yoktur aslında. Elinden tuttuğunda kafanda bir plan olmadan, kimseyi dinlemeden mutlu olabiliyorsan tamamdır.
Kimsenin arayıcılığı ile sevme birisini. Çünkü hiç kimse kendi beğendiği bir malı başkasına sunmaz. Kendi işini kendin yap ki mutlu da mutsuz da olan sen ol. Tıpkı yürümeye ilk başladığın gibi. Kollarından tutulmadan yürümeyi öğrenmedin ama kendin yürüdün. Öyle de sev. Ama gerçek sev ki üzüldüğünde gözünden yaş gelmesin. Üzüldüğünde kahkaha atabilesin. Yoksa sevmenin ne anlamı var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder